saitelili's profilea.r.krmn adlı kullanıcın...PhotosBlogListsMore ![]() | Help |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Konuşulan konu Kapatın Gözlerinizi [RÜYA]
Kapatın Gözlerinizi [RÜYA] Rabb’imizin rahmetini celbeden hallerimizRabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. İşte o 10 hal: İrşat eserlerinde Allah (cc)’ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır. Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb’imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir. İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb’imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır: 1— Rabb’imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb’ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb’imiz rahmetine layık görmektedir. — Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb’imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz? 2— Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz? — Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz? 3— Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz? — Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı? 4— Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette? — Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu? 5— Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda? — Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz? 6— Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek. — Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi? 7— Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, ‘Bu da geçer yaHu!’ diyerek ayakta kalmayı başarmak. — Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz? 8— Başınıza gelenler konusunda Allah’ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek. — Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz? 9— İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi? — Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda? 10— Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu? — Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz? Dikkat: Rabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb’imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız. Ahmet şahinin yazısı Konuşulan konu ...Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitme
Alıntı ...Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitme Konuşulan konu KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN
Alıntı
Konuşulan konu DAVA YÜREK İSTER…
DAVA YÜREK İSTER… Konuşulan konu Aşkım miracım olsun Aşkıma şahit ol Allahım .....
Alıntı Aşkım miracım olsun Aşkıma şahit ol Allahım ..... Konuşulan konu <<<<<<<< AL SANA LEYLA >>>>>>>>
Konuşulan konu <<<<<< ÜÇ İHTİYAR MİSAFİR >>>>>>
Alıntı
tevbeDünya imtihanında içine düştüğümüz karanlıktan çıkış için tek bir yol var. Davetin, çağrının geldiği yöne dönmek ve nefsin, şeytanın hilelerine kulak asmadan yürümek... İşte bu yürüyüş tevbedir ve sonu aydınlığa çıkıştır.
İnsan, günah, hata, suç ve başkaldırıyla dolu dünyanın zulmetli atmosferinde gününü gün etmeye çalışıyor. Yüce Yaratıcısı onu kulluk göreviyle yeryüzüne göndermişken, o tam bir gaflet ve zavallılıkla Yaratıcısı’na itaati bir türlü beceremiyor. Yaptığı çoğu şey de kusurlu. Gafletine gaflet katan günahlardan her tattığında, hakkı gören gözü daha bir körleşip, nazargâh-ı ilâhi olan kalbi daha bir kararıyor. Bu nedenle arınıp temizlenmeye muhtaçtır insan. Tıpkı kirli bir elbisenin temizlenmesi gibi... Peki nedir onu temizleyip ak-pak edecek olan? Elbette ki tevbe... Yeniden doğmuş gibi Günahlarla kirlenen insanoğlunun tek kurtuluş ümididir zira tevbe. Nitekim Hak Tealâ Hazretleri bu gerçeğe şöyle işaret buyurur: “Ey iman edenler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur, 31) Günahına tevbe eden kişi, Efendimiz s.a.v.’in ifadesiyle “günahsız kimse gibidir”. Yani tertemizdir. Bu müthiş iksirden yudumlayan her kişi taze bir can bularak yeniden dirilir. Allah’la arasında engel olan perdeler bir bir açılır. Böylece ölen kalp, körelen göz, duymayan kulak yeniden çalışmaya ba?lar. Anlayışı keskinleşir insanın, muhabbeti artar. Yeni bir soluk gelir kulluğuna... Tevbe, imana özgü hallerin ilki, Hak yolculuğunun başlangıç noktası, vuslat kapısının anahtarıdır. Kulun hatasını anlayıp, günahlarına pişmanlıkla Allah’a yönelmesinden daha kıymetli bir şey yoktur. Nasıl bir tevbe? Sözlük anlamı itibariyle “bir şeyden geri dönmek” manasına gelen tevbe, dinî terim olarak “günahtan pişmanlık duyup vazgeçmek” demektir. Vicdanen çirkin bulduğu için değil de bedenine, malına, makam ve haysiyetine zarar vereceği endi?esiyle günah ve kabahatten vazgeçmek tevbe değildir. Asıl tevbe, dünyevî menfaatlerine ters olsa bile, sırf Allah Tealâ’nın rızası için günahı çirkin görüp tiksinti duyarak ondan vazgeçmektir. Tevbeden maksat, sıfat-ı zemimeyi, yani nefsin kötü sıfatlarını iyiye döndürmektir. Bir başka ifadeyle; nefsin sıfatlarından en aşağı derecede yer alan ve sürekli kötülük yapmayı emreden nefsi, itminana ermiş, kulluğunu hakkıyla bilen nefse çevirerek, Allah Tealâ’nın “İrci’î (dön)” hitabına kabiliyet kazandırmaktır. Nasuh tevbesi Cenab-ı Hak bizden alelâde bir tevbe istemiyor. Bir kere yapılacak tevbenin “nasuh tevbesi” olması ?art. Nitekim Cenab-ı Hak bir ayet-i celilede: “Ey iman edenler, Allah’a nasuh tevbesi ile tevbe edin!” (Tahrim, 8) buyurmaktadır. O tevbe ki samimiyet ve sadakat ifade eder. Adam gibi tevbe yani... Ve bu tevbenin yerine getirilmesi gereken bir takım şartları var. Evvela kişi, günahın zararlı bir şey olduğunu, Allah ile arasına perdeler çektiğini aklının bir kenarına yazacak. Sonra, geçmişte yapılan günah ve hatalara samimiyetle –onların vicdana yaşattığı iç sancısını kalpte hissederek- pişmanlık duyacak. Zira Allah Rasulü s.a.v.’in bildirdiğine göre, “Pişmanlık tevbedir.” (İbni Hibban, Hâkim) Tevbenin bir diğer şartı, kötü alışkanlıkların yanı sıra kötü arkadaş ve dostları da terk etmektir. Zira onlarla arkadaşlığa devam edildiği takdirde kendilerinden eninde sonunda etkilenilir. Tıpkı gün boyu kahvehaneye girip çıkan birinin sigara dumanı kokması gibi. Bu nedenle Sevgili Peygamberimiz s.a.v., “Kişi dostunun (arkadaşının) dini üzeredir. Sizden biri kiminle dostluk kurduğuna baksın (dikkat etsin!).” (Ahmed b. Hanbel) buyurmaktadır. Zünnûn el-Mısrî ?öyle der: “Tevbe, geçmiş günahlardan dolayı sürekli pişmanlık duymak, bir daha günaha dü?mekten korkmak, kötü dostları terk etmek, cennetliklerle birlikte olmaktır.” Öte yandan hak sahiplerine haklarını ödeyip, kendileriyle helalle?mek gerekir. Yapılacak iyilikler, yaptığımız haksızlıkları temizleyecektir. Allah Tealâ’nın üzerimizdeki haklarını ise, aslında ödemek asla mümkün değilken, O bize lutfederek bir kısmını yalnızca tevbeyle, bir kısmını da tevbe ile birlikte kaza ve kefaretle ödenir şekle sokmuştur. Örneğin namaz ve orucun terkinden dolayı kaza gerekirken, yemini bozmaktan dolayı kefaret gerekmektedir. Bir daha yapmamak Tevbenin en önemli şartı ise, yapılan tevbenin üzerinde durmak, yani Allah’a verilen “bir daha yapmayacağım” sözünde azim ve kararlılık göstermektir. Eğer tevbe ederken aklımızın bir kenarında günah ve hatalarımızı tekrarlamaya dair bir düşünce yatıyorsa, o tevbe reddedilir. Yani samimi (nasuh) tevbe olmaz. Sahabilerden Muaz b. Cebel r.a. bir gün sorar: - Ya Rasulullah! Nasuh tevbesi nedir? Rasulullah s.a.v. şöyle buyurur: - Kulun, yapmış olduğu günaha öyle pişmanlık duyması ve Allah’tan öyle özür dilemesidir ki, sütün memeye dönmediği gibi, bir daha günaha dönemez. Zerr İbni Hudeyc r.a. demiştir ki, Ubey İbni Ka’b’a sordum: - Nasuh tevbesi nedir? Dedi ki: - Bu konuyu Rasulullah s.a.v. Efendimiz’e sordum. Buyurdular ki: “Günah işlediğin zaman çok pişman olman ve o pişmanlıkla beraber Allah’tan mağfiret dileyip bir daha o günahı ebediyen işlememendir.” Bu arada şunu da hatırlayalım ki, Sevgili Peygamberimiz s.a.v. bir peygamber olduğu halde günde yetmiş veya yüz defa tevbe ettiği rivayet edilmiştir. O günah işlemez iken böyle yapıyorsa, bizim tevbe-istiğfara ne denli ihtiyacımız olduğu daha bir açıklıkla görünüyor. Temizlenip arınmak, Hakk’a ve hakikate dönmek için hep birlikte tevbeye sarılmalıyız; samimiyet, sadakat, yakarış ve gözyaşıyla... Ne mutlu kendini arındıran kullara. Onlar ki; “Kendini arıtan saadete ermiştir.” (Şems, 9) hitabının muhataplarıdırlar. BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ
BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ, SONRA...
Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi. Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?"dedi. "Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört yıl oldu." dedi. Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. "Ya, öyle mi...?"diyebildi sadece.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp "Onun adına görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu.
"Evetvar, oğlu Selim Bey....".Titrek bir sesle "Öyleyse Selim Beyle görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım,insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,
"Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim.
" Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.
"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.
Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin."
dedi. Beraber merdivenden çıktılar.İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak, 'Buyurun!' dedi. O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarla yürüdü, elini uzatarak, "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir."dedi. "Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı. Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
"Yirmi üç yıl, tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumama vesile olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi,gözleri doldu.
"Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam."
Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktanda bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı, kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle parladı.
"Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi.
Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi.
Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı "Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi.
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi. Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi.
Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı. Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.
Selim Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir Şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı
bir sohbete başladı.Sohbetleri koyulaştıkça, çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin
duvardaki portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca maddî destek vermedi, mânen de beni hiç yalnız bırakmadı.
Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen Yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.'
Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum."
dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotoğrafına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.
Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.
Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını fark etti: "Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..."
Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını ona çevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.
Selim Beye cevap verirken tabloya bir daha baktı. İkinci cümle de birinci cümle gibi üç nokta ile bitiyordu: "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..."
İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına Gidip Tabloyu iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
Ancak her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta böyle birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,
"Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim." Dedi. Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin Bir nefes alarak
"Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir Hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik. O zenginlikten geriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti. Yemekleri artık annem yapıyordu.
Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti.
O zengin kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor. Annemin ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra...' dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde ezdirdi,'Alışacağı z.'dedi.
Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra haciz
memurları gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.
Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı.Bunun üzerine babam: 'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.' dedi.Yürümeye başladık.
Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum.
Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim.
Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz,sonra alışacağız.' dedi. Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin üzerinde de bir tespih vardı. Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı: 'Allah borcunu ödeme niyetinde olanın kefilidir.'
Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl sürdü. Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi. Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti.
Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı. 'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyormusunuz? ' dedi, kelimeleri boğazına düğümlendi,
gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize hediyelerimizi teker teker verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir koltuğa oturdu.
Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı, içinden bir çift yeni çorap çıkardı.
Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam, beklemediğimiz bir şey yaptı.
Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı. Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim.
Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi
kendime 'bütün kazancım, borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını
vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla, borcumu bitirdim. Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde
ayağındaki çorapları çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba yadigârı, hem de bir ibret nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım alacaklılarının hakkıdır.' diyor".
Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o, nemlenen
gözlerini kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotografa hayran hayra baktı. "Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım
öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım."
Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu. Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim, sonra..."dedi ve gülümsedi.
O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla
içeriye girdi. Kutuyu Selim Beyin masasına bırakıp çıktı.
Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
'Buyurun, yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey
bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi
açıp içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.
Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı.
Mehmet Bey hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.
Sevgili Mehmet Bey oğlum,
Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu...
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim. Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını
bulamadım. Bir müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve
borçlu kaldım. Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı,ben bu borcu fazlasıyla ödemiş olurdum.
Zira sevgili oğlum, bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin ızdırabıyla kaç gece ağladım.
Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar sizindir. Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.
Sevgilerimle, Nazif Cebeci. Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı. Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor, ağlıyordu. Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine yıllarca hüzünle bakan gözleri, bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi. Konuşulan konu “Allah’ım, beni bana bırakma,Adını dilimden uzak tutma,”...
Alıntı “Allah’ım, beni bana bırakma,Adını dilimden uzak tutma,”... Konuşulan konu ...Her sabah kalkıldığında yeniden diriliş hatırlanmıyor, her gecenin hayatı örttüğü düşünülmüyor…Ke
Alıntı ...Her sabah kalkıldığında yeniden diriliş hatırlanmıyor, her gecenin hayatı örttüğü düşünülmüyor…Ke baharBaharı arkanı tak da gel...Gel..Baharı arkana alarak,Yüzünde tebessümler eşliğinde...Unutmuşum...Nevbahar da sunuyorsun ya çehrende.
Çiçeklerin al mı al tebessümlerinde,Unutmuşum..
Bahar sende ve senle bir arkadaş...Kışın akabinde aheste ve yavaş, Yarenlik etmeye gelen sana arka çıkan bir sırdaş...
Kimbilir daha göremediğim ne çiçekler açtın bu baharda. Kal...Bir güneş gibi bu geceye,
Günü dün yapan o büyük fener güneş geçti gitti 12 saatlik maziye,
Gelişin bir tomurcuk ahenginde,Kalışın tomurcuk açışında, gül deminde...
Amaaaa...Ama gidişin bülbül ötmez, gül soluşunda....Adını anmaya ürktüğüm bir anda,Nerden çıktın? Niçin geldin? Neden çıkmaz bu kış.. ha la kapımda L
Gece doğan güneş Bir geliş belirince kelimelerin ufkunda, Bekleyenin; ne gece umrunda, ne de zamanın farkında... Saatler inadına ilerlese de keyfim tıkırında... Bozamaz avuç içi kadar da olsa moralimi, ev kirası, Canıma minnet doğal gaz parası... Sen öteleş bir ömür kadar, hayat tasası!... Bir geliş duydum ki kelimelerin arasında... GELEN’in sohbeti de kendisi de mutluluk cabası...
Yoklukta aza da razıyım... Bölük pörçük almaya alışmış bir kere bu can... Tadını aldım ya birkere sohbetinin... Ağız tadı veriyor ya gönül ummanın... Sonu umrumda mı ki, dünyanın, Katre katre yağsanda kelimelerinle bu sohbete, cümlelere, Çiselesende ince fakat kıpır kıpır ıslak gülücüklere, Islanırcasına kabul ettim anla sen. Bil ki; yağmur bilmezdi bu ten...Vaktinde gelen ıslaklık... Saatler yağmuru vurunca bilki serinliğin vaktidir Hastalık nasıl ki ilahi yalvarışın vaktidir... Yağmurda kuraklığın bitiş saatidir...O saatten sonra toprak meyve verir... Çoraklığa deva gelir...Yağmur gibisin ey gül yüzlü... Yağmur... Serinletir alemi...Tıpkı serinlettiğin gibi çorak, durağan saatlerimi... Sonra... tebessüm sıcaklığında ısıtırsın kalbimi... Vakit sen’le doup taşsın... boşalsın sağnak sağnak,
Hiç durmasın... Seviyorum bu ıslaklığı. Islanmayı diliyorum... Yağmur’u GÖNDERENDEN diliyorum ıslaklığı... Bitirmesini diliyorum ruhumdaki kuraklığı... Bir de yağmur sonrası duamda, güller talep ediyorum , Alabildğine baharı sunan güller,Bir koklayışta baharı koklattırsın istiyorum. Özetlesin... ahenkli, kırmızı yapraklar yığınınında (gül’de)... Çünkü ben baharı güllerde buldum... belki öyle hissediyorum :S …………………………………………………………………………….
Adamin biri hayatinda hic bir iste calismamasina ragmen inanilmaz zenginmis..Birgun polisler evinden adami ali= bassavci nin karsisina cikartmislar. Savci sormus: -Olum sen bu kadar parayi nasil buldun.Hic calismamissin. Bu paranin , bu evlerin arabalarin kaynagi nedir? Adam: Vallahi savci bey ben herkesle iddiaya girerim, Hep de kazanirim.Bu kadar parayi oyle aldim. Savci sasirmis ve adama inanmamis.Nasil iddialar diye sormus. Adam:'Savci bey ben sol gozumu isiririm' demis. Savci sasirmis.Imkansiz demis. 100 dolarina bahse girmisler. Adamin Sol gozu takmaymis, cikartmis agzina atmis. Adam:'Savci bey, ben sag gozumu de isiririm' demis. Savci dusunmus, 2 gozu de takma olsa bu adam goremez demis.200 dolarina bahse girmisler. Adam takma dislerini cikartip sag gozunu isirmis. Savci iyice kaptirmis kendini. Yok mu baska iddia demis. Adam: Savci bey, benim penisimin buyuklugu bu odadaki herkesin penisinin toplamindan daha buyuktur demis. Savci bakmis , odada 15 kisi var. Her birinin 10 ar santimden olsa, 150 santim imkansiz demis. 1000 dolarin= bahse girmisler. Adam donunu indirmis, savci bakmis kucucuk bir sey. Ben kazandim diye bagirmis... Adam:'Hayir savci bey, siz bunu cekin, cekince uzuyor' demis. Savci adamin penisini eline almis, cekmeye baslamis. Adam o anda cebinden cep telefonunu cikartmis. 'Ulan Alii, 20.000 dolari hazirla, Bas Savci'nin eline verdim!!'
Yasli cift yataklarina girmisler, koca uykuya gecmek uzere... Ama hanimi aniden bastiran bir romantik dalganin tesirinde... Kocasiyla sohbet etmek istiyor...
Dudaklarinda hulyali bir gulumseme, gozleri uzaklardaki zamanlarda: - Bana kur yapacaginda elimi tutardin... Koca, gozleri hâlâ uykuda, elini uzatir, elini haniminin elinin uzerine koyar. Birkac dakika gecer. - Sonra beni operdin... Koca uykusu ile hanimi arasinda bocalar, uykusunu kacirmaktan imtina ederek uzanır ve yanagina bir opucuk kondurur, ayni agir cekimle basini yastigina tekrar yerlestirir. Artik huzurlu bir uykuya gecmeye tamamen hazir...
- Sonra boynumdan hafifce isirirdin... - ? Koca oyuncagi elinden alinmis cocuk huzursuzluguyla yorgani kaldirir,yataktan kalkar.
Hanimi sorar: - Nereye gidiyorsun? - Dislerimi takmaya. …………………………………………………………….
Genel ev önünde taksicilik yapan amcayı mahallenin yeni yetmeleri kandırıyorlar yalvar yakar edip ve bir kaç şişede rakı hediye edince yaşları tutmayan genç grubunu geneleve sokyama çalışıyor taksici. E kapıda aksi mi aksi bir de bekçi olunca işler epey zorlaşıyor, yine rakı hediyeleri, yine yalvarmalar.... Bekçi razı oluyor ve kurban bayramı sabahı getir gençleri diyor. Gençler hevesli, bunca yıldır duydukları mekanı görecekler v.s vs. (öte tarafını da siz tahmin edin). Sabah namaz sonrası taksici bunları genelevin Kapısında bırakıyor. Kapıda bir kuyruk ki sormayın gitsin. Gençler taksiden inip, bekçi ile bir selamlaşıp sıraya girmeden küt giriyorlar kapıdan içeri. Sıradaki kuyruk homurdanıyor, sesi yüksek çıkanlar itiraz ediyor. "Olur mu ya böyle hem sıra bekletmedin, hemde yaşı tutmaz gençleri aldın" diye bekçiye ver yansın. Bizim bekçi de zaten aksi başliyor bağırmaya... Bunlar o... çocukları. Bayram sabahı analarının elini öpmeye geldiler.Size ne ulan. !!!!....
……………………….. Yaşım ilerledikçe hep birşeyler kaybediyorum.
Kaybediyorum... Kaybediyorum....
Çocuktum oyuncaklarını kaybederdim. Okula başladım suluğumu, kalemimi, defterimi kaybettim. Kazanamadığım sınavlarıma üzülür ağlardım.
Büyüdükçe kaybettiklerimin yerini hiç dolduramaz oldum. Kayıplarımda büyük oldu. Bunlar artık maddi değil manevi kayıplardı.
Onu bekledim, bunu bekledim ... Sevdiğim elimden tutar diye bekledim....
Beklerken beklerken, yaşamadan geçirdiğim günlerimi farkettim. Ben büyüdükce sevdiklerim de büyüdü, yaşlandı onları da kaybettim.
Çalışıp çabalayıp güzel günleri hayal ederken sağlığımı kaybettim. Onurlu, gururlu, ilkeli olacağım derken, etrafımda ki insanları kaybettim.
Yalnız kaldım.
Ülkem için, insanlık için güzel şeyler diler, küçüklüğüme bakmaz, büyük hayaller kurarım. Doğru bildiklerimin peşinde giderken, kendimi kaybettim. Ben artık inaçlarımı da kaybettim.
Tüm bunları düşündükçe ; İçimdeki çocuğu da kaybediyorum.
Her zaman kendime, karşımdakine moral verip, güzel sözlerde te selli arar, mutlu olurum. Ne zaman yalnız, doğru bir insan görsem,
Derdim ki üzülme ;
"Karanlıklar aydınlıktan, yalan doğrudan kaçar, Güneş yalnız da olsa etrafına ışık saçar, kargalar sürü ile kartallar yalnız uçar "
Ben artık bu sözün anlamını da kaybettim Konuşulan konu “Anamın duâları üzerimde olmasa,Yıkılır sırtımı verdiğim duvar,Kopar, elime gelir tutunduğum dal,Kap
Alıntı “Anamın duâları üzerimde olmasa,Yıkılır sırtımı verdiğim duvar,Kopar, elime gelir tutunduğum dal,Kap Konuşulan konu "O yüz, her hattı Tevhid kaleminden bir satır;O yüz ki, göz değince Allah'ı(cc) hatırlatır..."
Alıntı "O yüz, her hattı Tevhid kaleminden bir satır;O yüz ki, göz değince Allah'ı(cc) hatırlatır..." Konuşulan konu Peygamber Efendimize (sav) Neler Sevdirildi?
Alıntı Peygamber Efendimize (sav) Neler Sevdirildi? bir hikayeİhtiyar Adam tapu dairesinden çıkarken sevinçliydi. Kendi kendine düşünüyordu; “-Oh. . Be ferahladım. Ölümlü dünya”. Oturduğu evin tapusunu, çocuğunun üstüne kaydettirmişti. Tapu dairesinden çıktıktan sonra bir küçük lokantada öğle yemeğini yedi, vakit geçirmek için parkları dolaştı. Bir parkta Cem Karaca’nın şarkısı çalınıyordu; “Allah Yar! Allah Yar!”. Akşama doğru eve gitmek için yola çıktı. Bir yandan düşünceler içindeydi; -Biz öldükten sonra bir sürü işlemle uğraşması gerek. Ne diye eziyet çeksin yavrum. Oğlunun kendisini nerdeyse zorla doktora götürüşü aklına geldi; “-Kerata amma ısrar etmişti. Sağlığıma verdiği önem kadar, ziyarete gelmeye de önem verse ya. ” Bir an dalgınlaştı; “-Gerçi, gelin bizle geçinmeye çalışmıyor ama…” derin bir nefes aldı “-Boş ver canım, ne de olsa torunlarımın annesi.Eşine, çocuklarına iyi baksın da…” Biraz da kendini teselli etmek için söylendi …biz bu gün varız, yarın yoğuz. “Evine yaklaşınca yine durgunlaştı,”-Bakalım hanım ne diyecek? Gelin gelip-gitmiyor diye biraz kırgın ama…. “ Düşünceler içinde zili çalarken, güler yüzlü olmaya çalıştı; “-Yook, iyi oldu canım.Biz ölünce oğlan rahat edecek, kötü mü?” Hanımı kapıyı açtı. Gülümsemesini bozmamaya çalışarak hanımına; -Nasılsın hanım bu gün bakalım? Hanımı elindeki çiçek suladığı kabı gösterdi; -Ne yapayım, bir iki çiçekle uğraşıyorum yeşillik olsun diye. Eve girerken devam etti; -İnsan şehirde özlüyor çiçeği, yeşilliği. -Eee. . köy gibi olmaz buralar tabii. Kadının durgun yüzünde acı bir tebessüm dolaştı; -Köy gibi olmaz dimi? Şimdi köyde olsak ne güzel olurdu. İhtiyar Adam bir an yüzüne baktı hanımının; -Sen köyü pek sevmezdin! Geçen sene bir ay kalalım demiştim de -Ben torunları özlerim. ” Diye tutturmuştun. Kadın, yüzünü çiçeklere doğru döndü; -Ne bileyim ben, düşündükçe bunalır oldum buralarda. İnsan çocukluğunun geçtiği yerleri özlüyor. Ağaçların altında, bahçelerde yürümeyi özlüyor. -Allah Allah ! Tamam hanım gideriz. Sen iste yeter ki. Hele havalar ısınsın biraz gideriz -Havalar Kim bilir ne zaman ısınır. Beklemek şart mı? -Yahu hanım, bunca yıllık eşimsin hala seni tam anladım diyemiyorum. Bir gün köye gitmem diye tutturuyorsun, bir gün de hemen gidelim diye. Dur da bu gün ne oldu anlatayım. Kadın endişeyle baktı kocasına; -Noldu, oğlanı mı gördün? -Yok canım, nerden göreyim ! Koltuğuna oturdu, koynundaki tapu kağıdını çıkardı. -Bu nedir biliyor musun? -Hayırdır? -Hanım, yarın ne olacağı belli olmaz, vademiz gelir de ölürsek,oğlumuz kapı kapı uğraşmasın, diye evin tapusunu onun üstüne yaptım. Hanımının tepkisini beklerken, onun yüzündeki acı gülüşü gülümseme sandı.Hanımı fısıldar gibi söylendi; -Oğlumuz da bu gün buraya gelmişti, öğleden önce. -Öylemi, vay hayırsız. Demedin mi, ‘uzun zamandır niye gelmiyon’ diye.Seni üzülmesin diye söylemiyordum ama ‘bizi unuttu’, diye kızmaya başlamıştım. Torunları da getirdi mi? -Murat’ı getirmiş. O da “-Sıkıldım, gidelim. ” Deyip durdu. -Vay kerata vay. akşam gelse de ben de görseydim. Neyse, hayırdır, gündüz vakti niye gelmiş ? Hanımı elindeki kapta suyu bitmiş olduğu halde, çiçekleri sular gibi durarak masadaki kağıdı gösterdi; -Şu kağıdı getirmiş. İhtiyar Adam, hanımının sesinde bir titreme hissetti ama emin olamadı.İçindeki sevinci kaybetmemeye çalışarak masadaki kağıda uzandı. Bir mahkeme kararı olduğunu gördü. Yaşlı kadın kızaran gözlerini kocasının görmemesine dikkat ederek, eşinin kolundan tuttu koltuğa oturmasını sağladı, tekrar çiçeklere doğru uzaklaştı. İhtiyar Adam, yakın gözlüğünü çıkardı ve içinden yavaş yavaş okudu. ” Yaşı ilerlediği ve aklı muhakemesi yerinde olmadığına ve ekonomik varlığını idare ve idame edemeyeceği, ekteki doktor raporuyla da tespit edildiğinden, taşınır ve taşınmaz varlıklarının, resmi varisi oğlu Süleyman tarafından idaresine karar verilmiştir. “ Resmi kağıt, yaşlı adamın elinden yavaşça yere kaydı. Başını yere eğdi, kağıda boş boş bakmaya başladı. Hanımı, gözlerini sildikten sonra çiçeklerin başından ayrılıp yanına geldi. Eşinin titreyen ellerini tuttu. İhtiyar Adam, oğlunun neden kendini doktora götürdüğünü anlamıştı.. Yüreğindeki sızıyı bastırmaya çalışarak; -Üç senedir uğramadık, köydeki ev ne haldedir? -Canım ne olacak, bir gün de temizlerim ben. -O evde, dizlerin üşürdü senin. İhtiyar kadın, daralan göğsünü hafifçe bastırdı, “Yüreğimin üşümesi daha kötü diye düşündü”. -Merak etme, üşümem…üşümem… -Yarın mı gidelim diyordun? -Sen bilirsin bey. -Eşyaları bir taksiye atarsak, Son otobüse yetişiriz. -Olur. . Köyde zaten iyi kötü eşya var, ben hemen hazırlanırım. -Hazırlan. şu kağıdı da tapuyla beraber masaya koyuver, oğlan gelince aramasın. İhtiyar adam, içinden düşünüyordu, “-Dünya fani, Allah Yar” İhtiyar kadın, birileri gelmeden gitmek ister gibi telaşla hazırlanıyordu. Giysileri bir çantaya tıkıştırdı. Fotoğrafları duvardan toplarken oğlununkine bir an baktı, aldı, bir an düşünüp çantaya koymaktan vazgeçti. Masadaki kağıtların üstüne ters olarak bıraktı. En son duvardaki bir küçük patiği aldı, öptü. Bu büyük torununa ördüğü ama küçük gelmeye başlayınca hatıra olarak sakladığı mavi patiklerdi. Çantaya, fotoğrafların üstüne yerleştirirken, mavi patiklerin üstüne düşen göz yaşlarını yavaşça sildi ………………………………………………………………………………………………………. *Haksizligin önünde egilmeyiniz, zira hakkinizla beraber serefinizi de İlimsiz ibadette, tefekkürsüz(anlamadan) Kuran tilavetinde hayir yoktur.(Hz. Kendini hak ile mesgul etmezsen, batil seni mesgul eder. (Imam Safii) Gencligine güvenme ölen hep ihtiyarmi? (Imam Safii) Dört sey sende varsa dünyalik bazi seyler elinden kacmis olsa da üzülme; Kabe’yi elli defa tavaf eden anasindan dogmus gibi günahlarindan arinarak Öğüt olarak ölüm yeter. Gam çekmeye kabir yeter. (Hizir) Ey hanımlar! Şeytan feryadından sakınınız. Gözden gelen yaş, ALLAHtan ve Ey can, önce farenin şerrini defet sonra buğday biriktirmeye çalış, Ahir zamanda bir kavim olacak ki; güvercin kursağı gibi (tüylerini) siyaha Ne elbiseler gördüm içinde adam yok, ne adamlar gördüm sırtında elbise El-aceletü min eş-şeytan. (Acele işe şeytan karışır.)(Hz. MUHAMMED) Güzellik giyinenlerin süslüğü ile oluşmaz; bilgi ve terbiye ile güzel Hac, zayıf olan her kişinin cihadıdır.(Hz. MUHAMMED) ALLAH’tan Firdevs Cennetini isteyin, O Rahmanın arşına dayanır, bütün Görünen pislik bir parça su ie arınır. Fakat içte olan pislik arttıkça Iman iki esit parcadir.Yarisi sabir yarisi sükürdür.(Hz.MUHAMMED)
* İlk başta anne babamızın çocukları, Sonra çocuklarımızın anne babası, Daha sonra anne babamızın anne babası, En sonunda da çocuklarımızın çocukları oluruz...
MILTON GREENBLATT
Konuşulan konu ZEKAT, MALI KORUR
Hazreti Peygamber Efendimiz (s.a.v.)bir gün ashabına zekatın faydalarından bahsediyor: -Zekat malınızı manevi bir kale ile muhafaza altına alır, buyuruyordu. Yoldan geçmekte olan bir nasrani, bu sözleri duydu ve denemeye karar verdi; eve gitti nesi varsa zekatını ve sadakasını ayırdı; fakir fukaraya taksim etti. Bu sıralarda onun bir ortağı ticaret maksadıyla sefere çıkmıştı. Hristiyan: - Eğer diyordu, Muhammed'in dediği doğru çıkarsa onun hak peygamber olduğuna karar verir ve dinini kabul ederim, yok eğer bu kadar mal; taksim ettiğim halde bir faidesi olmazsa, kılıcımı alır onunla harbederim diyordu. Hristiyan, verdiği sadakanın neticesini beklerken ortağından bir metup aldı. Mektupta: - Malesef yolumuzu eşkiyalar kesti ve kervanda ne varsa her şeyi aldılar, deniyordu. Hristiyan beyninden vurulmuşa döndü. Kılıcı aldığı gibi Hazreti Muhammed'i öldürmek üzere yola çıktı. Pür hiddet yoluna devam ederken ikinci bir mektup daha geldi ortağından. Orda ise şöyle yazıyordu: - Daha evvel size yazdığım mektup tamamen ters çıktı. Bizim devenin biri sakatlanmış ve ben kervandan bir kaç yüz metre geri kalmıştım. Önümdeki kervanın tamamen yağma edildiğini görünce mutlaka beni de yakalarlar diye sana birinci mektubu yazmıştım. Fakat ne hikmetse beni görmeden çekip gittiler ve bizim malımız eşkiyalardan böylece kurtuldu. Miç müteessir olmayınız sağ salim yolumuza devam ediyoruz Adam ortağından bu haberi alınca, doğru Resulüllah'ın huzuruna varıp: - Ya Resûlellah! Bana İslamiyeti tarif et. Senin söylediklerini denedim ve faidesini gözlerimle gördüm. Artık Müslüman olmak istiyorum, der ve şehadet getitip Müslüman olur. Konuşulan konu mevlid kandili duasımevlid kandili duasıEÛZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM Ya ilahel alemin İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu. Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. O güzeller güzeli Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı. Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi! Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım! Mahlûkatın adedince, Zatının rızası, Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz Ey her şeye hayat bahşeden Allah’ım bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek günleri vardır. bir gün daha vardır ki, o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır. Bizler şimdi o anı yaşıyoruz. Rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız bu kutlu zaman diliminde, Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle, ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak, sen den yeniden bir kere daha diriliş istiyoruz ya rabbi Ey her şeye gücü yeten Allah’ım Efendimizi düşünmekle hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız. Duyarız imanın yenilmez gücünü, Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu, Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini, Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini. N’olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi! Ya Rabbel alemin Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin imanları iz’ân ufkuna erişiyor, muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor. efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle her an daha da şahlanıyor ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor. Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı ve gül devri yaşat ya Rabbi! Ey yüceler yücesi Allah’ım Yüzümüz yok, hicap içindeyiz; Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam. Keşke ne seviyede olursa olsun efendimizden hiç uzaklaşmasaydık; ondan gelen ışıklardan ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan hiç mahrum kalmasaydık.. ve onu o inandırıcı çehresiyle içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!.. sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi! ya ilahel alemin O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle.. tahtını sinelerimize kur gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’ım her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver. her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi! Ey merhameti bol olan Allah’ım! şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız. Biliyoruz ki o rahmet nebisi incinse de küsmedi Vefasızlık görsede alakayı kesmedi Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya “âmin” de demedi. Sinesini, Ebû Cehil'leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiği kadar açtı ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı. Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi! Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz. N’olur bizi bir kere daha sevindir. Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla adını âleme tam duyuracak demdeyiz. Bu dünya ışığa hasret gidiyor. Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremesek de hep yollardayız. Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin; N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun, ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun.. Ey yapılan dualara cevap veren Allâh’ım Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin; Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin, Darda kalanlara icabet edersin, Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın Hastalara şifa, dertlilere deva verirsin Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi! Allâh’ım acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden, Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız. Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi! Ey Yüceler Yücesi! bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan, bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi! Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı! Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi! Allahım Sen bizlere bizi aşan istidat ve kabiliyetler ver ve lutfedeceğin bu kabiliyetleri senin rızan yolunda kullanmayı bizlere nasip eyle ya Rabbi! Allahım Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi! Allahım Cümlemize vicdan genişliği lutfet Kalplerimize inşirah bahşet Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi! Ey yüceler yücesi olan Allahım Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle.. Kalplerimizi birbirene ısındır ve Bizleri birbirimize sevdir Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi! Allâh'ım! Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen'den istediği her türlü hayrı Sen'den istiyor, yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı her türlü şerden de sana sığınıyoruz. Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn! Bizim, anne-baba ve ecdadımızın Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin, Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın, Sevdiklerimizin, sevenlerimizin, Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların, Milletimiz fertlerinin, Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın, Dostlarımızın, kardeşlerimizin.. Bize karşı hep civanmertçe davrananların.. Hayır dualarında unutmayıp Her zaman bizi de yâd edenlerin.. Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin.. Kıymetli nasihatleriyle Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin... Ve bütün ümmet-i Muhammed’in Günahlarını bağışla! Ya Rabbi! Allahım! Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi Bir kere daha tekrarlıyor, Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını Bir kez daha salavâtlarla anıyor Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz. Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi! amin ve selamün alel murselin vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin… Konuşulan konu Ey gönlüm, hazırlan!En güzel gecelerini giy, en güzel yıldızlarını ku-şan, tozlu sandıklarda saklı kalmış, unutulmaya yüz tutmuş kullanmadığın kullanamadığın en güzel duygularını çıkar bu gece. Ve başla en güzel gönül yaşlarıyla bağrında yeşeren sevda ağacını sulamaya. Bu gece, sırlarla yoğrularak yaratılan dünyaya, teşrifleriyle daha da bir sır katan Sevgililer Sevgilisi (s.a.v.) konuk olacak sana.
Yüzyıllar öncesinde varlığıyla dünyayı şeref-lendirenin gelmesiyle, yüreğin de şereflenecek. Ve bir özlemin bittiği yere doğan güneş, her yeri-ni, her hücreni ve her odanı ayrı bir ısıtacak bu gece. Bir özlem dinecek asırlar öncesinden yola çıkan. Bir özlemin sancılı ayrılığı düşecek yüreği-ne ve tüm hücrelerine yayılacak damarlarından. Ve bir soğuk özlem terk ederken yüreğini, yerine sıcacık sevgiyi, Sevgili (s.a.v.)'yi bırakacak. Bir kutlu karşılamaya hazırlan ey benim güzel gönlüm. Konuğun büyük, bu gece. İnanıyorum bu gece O (s.a.v.) gelecek rüyala-rıma. İnanıyorum bana dostum diyecek. İnanı-yorum ki ellerimden tutup, beni yıldızlarıyla ta-nıştıracak. Ey benim gönlüm! Aç gözyaşı musluklarını gözlerinden ve doyasıya akıt mutluluk veren töv-be gözyaşlarını. Bırak yıkasın yüreğindeki kirleri. Bu gece, misafirimizi kirli duygularınla, kirlenmiş hücrelerinle karşılama. Tertemiz aşka uzatarak ellerini, Sevgiliyle beraber yeşert düşlerini. Aç gönül pencereni, bırak içerisi Sevgilinin ko-kusuyla dolsun. Aç gönül pencereni, can kuşun özgürce sabaha kadar yıldızlarla raks etsin. Bak yıldızlar daha bir güzel, daha bir canlı bu gece. Bak, bak sana göz kırpıyor, şu karşında duran se-her yıldızı. Bak, daha bir sıcak bu gece, daha bir yakıyor. Her taraf kızıl. Her taraf coşkulu. Her bir canlı yüreklerinden akıp sana gelen sıcacık se-lamlarını gönderiyorlar. Bak Sevgili (s.a.v.)'nin emriyle bir yanını batıya, bir yanını doğuya dön-düren ay, bu gece güneşten fazla yakıp kavuru-yor. Ne de olsa nurunu Sevgili'den alıyor. Gece de aya ve yıldızlara eşlik etmiş raksa ka-tılmış. Kendimi bilerek ya da bilmeden, bir şekil-de vuslata doğru adımlarımı atarken, içimden geçen adını koyamadığım beni sarhoş eden duy-gularımı, heyecanımı saklama derdindeyim. El-lerim titriyor, dizlerimin dermanı yok. Gözlerim kamaşıyor, damarlarımda dolaşan kanım, duy-gularıma olan yenilgisini kabullenip nereye gide-ceğini bilmeden beynime hücum ediyor. Aklım almıyor olup bitenleri, anlatamıyorum. Nerdeyim? Nasıl geldim? Ne haldeyim? Saat kaç? Bilmiyorum. Bildiğim tek şey beklemem ge-rektiği. Biraz daha beklemek damarlarımdaki ka-nın beynime olan hücumunu biraz daha sertleş-tirirken aklımı kaçırmamak için dualar ediyo-rum. Akrep tüm zehrini yelkovana kusmuş, yel-kovanda mecal kalmamış ilerleyecek. Zaman mı? O da ne diyesim geliyor. Yüreğim küçük do-kunuşlarla dürtüyor yelkovanı, 'ne olursun, kalk!' diye. Ve ümitlerimin dermanı kesiliyor. Kâinatın Sahibi'nin önünde diz çöküp yaşlı gözlerle bek-lerken umulmadık bir zamanda beklenen Sevgi-li görünüyor, hayalini bile tasavvur edemediğim ufukta. Ve O (s.a.v.) geliyor, Sevgililer Sevgilisi, yaratılanların en değerlisi, en şereflisi, en hüzün-lüsü geliyor. Ümitlerim bitmedi Efendim (s.a.v.). Bir pazar günü seni beklerken yaşayacağımı düşündü-ğüm duygularımı paylaştım kendimle. Seni umutla bekliyorum Efendim (s.a.v.) ve inanıyo-rum bir gece vakti, benim de konuğum olmayı kabul edeceksin. Konuşulan konu Ey Yolcu ! Nereye bu gidiş? Güven nerde, Ahde Vefa nerede kaldı...
Alıntı Konuşulan konu Ey Yolcu ! Nereye bu gidiş? Güven nerde, Ahde Vefa nerede kaldı... Konuşulan konu Gözünü yumana gece
Alıntı Konuşulan konu Gözünü yumana gece Konuşulan konu gercek sevgı. cok mutluyum cookk.. :):)
Alıntı gercek sevgı. cok mutluyum cookk.. :):) Konuşulan konu Canım Peygamberim
Alıntı Canım Peygamberim Konuşulan konu Peygamber Efendimiz Buyurdularki
Alıntı Peygamber Efendimiz Buyurdularki Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.
Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı.
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Zeynel akwrote:
1 hour ago
|
|||||||||
|
λŋqεℓ .wrote:
8 hours ago
|
|||||||||
|
kucuk sairwrote:
![]() HAYIRLI GÜNLER ........
12 hours ago
|
|||||||||
|
nazlıcan fıratwrote:
.
15 hours ago
|
|||||||||
|
Ali Rıza Doğruyolwrote:
16 hours ago
|
|||||||||
|
ÇAĞRIwrote:
Frankeştayn tohumları istemiyoruz
Frankeştayn olarak da adlandırılan genetik olarak “kurcalanmış” tohumlarla ilgili yasa tasarısı sonunda Başbakanlığa geldi. Önümüzdeki günlerde TBMM geleceğimizle ilgili çok kritik bir karar verecek. Genleri değiştirilmiş tohumların ülkemize girişi yasallaşırsa bizleri karanlık bir gelecek bekliyor! “Frankeştayn tohum” ve “ebter tohum” olarak bilinen tohumlar, uluslararası dev tohum şirketlerinin, IMF, Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası gibi “baba” kuruluşların ve biyoteknoloji şirketlerinin zoruyla ülkemize dayatılıyor. “Ulusal Biyogüvenlik Yasa Taslağı” ismiyle görüşülen metin kabul edilirse bu tohumların ülkemizde ithali, ekimi, dikimi ve tüketimi serbest kalacak. Ne acıdır ki, muhalefet partilerinden bile bu tasarıya karşı çıkan henüz yok. Yasa tasarısı kamuoyu ile paylaşılmadan, büyük bir gizlilik içinde, derin manevralarla yasalaştırılmak isteniyor. Genleri değiştirilmiş tohum nedir? Kendi türünden ya da kendi türü dışındaki bir canlıdan gen aktarılarak bazı özellikleri değiştirilen bitki, hayvan ya da mikroorganizmalara “genetiği değiştirilmiş organizma (GDO)” diyoruz. Gen aktarımı kendi türü dışından gerçekleştirilmiş ise bu canlıya “transgenik” diyoruz. Ancak tüm bu tabirler tüketicide tedirginlik oluşturduğundan sermaye daha sevimli bir hitap şekli buldu: “Biyoteknoloji ürünleri”! Bilim doğanın yapmadığı şeyi yapmaya ve farklı türler arasında aktarımlar gerçekleştirmeye başladı. Asıl sorun, doğaya ve insan sağlığına etkilerini yeterince araştırmadan bunları doğaya saldı ve tüketime sundu. Avrupa Birliği genleri değiştirilmiş tohumları reddediyor Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, Biyogüvenlik Kanun tasarısında önerilen sistemin AB sistemi ile benzerlik göstereceğini ifade etti. Oysa AB ülkeleri, insana ve çevreye verdiği zararlar nedeniyle 1998-2004 yılları arasında hiçbir genetiği değiştirilmiş ürünün ithaline onay vermedi. Bu nedenle ABD, Avrupa ülkelerini Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)’ne şikâyet etti. ABD diplomatlarının ve DTÖ’nün çeşitli dayatmaları ile AB 2005 yılında 11 çeşit GDO’lu tohumun ekilmesine razı oldu. Fransa, Almanya, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti küçük alanlarda ticari ekime başladılar. Bugün ise sadece 6 Avrupa ülkesinde, yalnızca bir çeşit mısırın (MON 810 kod numaralı mısır) ekilmesine izin veriliyor. O da sadece “hayvan yemi” olarak kullanılabiliyor. Son 4 yılda AB ülkelerinde GDO ekim alanları %35 küçülmüş durumda. AB sınırlarına ancak 7-8 çeşit GDO’lu hammadde girebiliyor. Endüstriyel gıda ürünlerinin içeriğinde en fazla binde 9 oranında GDO’lu hammadde bulunabiliyor. Bu da ürün etiketinde belirtilmek zorunda. AB halkının %71’i GDO’lu gıdalar tüketmek istemiyor. Fransa, çevre ve insan sağlığı konusunda yeterli araştırma bulunmaması nedeniyle GDO mısır çeşidinin ulusal sınırları içinde ekilmesini 2008 yılı içinde yasakladı. Almanya 2009 yılında, hayvanlarına dahi yedirmek istemediği için topraklarında GDO tohum ekilemeyeceği kararını aldı. GDO tohum üreticisi Monsanto ise, Alman hükümetine dava açtı. GDO ile genetik kıyamet Genetik müdahaleye maruz kalmış tohumların uzun vadede sebep olacağı değişiklikler “genetik kıyamet” olarak yorumlanıyor: GDO tohum ekilmiş toprak üzerinde uzun yıllar başka hiçbir ürün yetişmiyor. GDO tohum, kendisinden başka bitkilerin yaşama şansını azaltıyor; kendisini yiyen böcek, kuş gibi canlıların hayatını tehlikeye sokuyor. GDO tohumların polenleri rüzgâr ve arılarla kilometrelerce genişliğinde bir alana yayılabiliyorlar. Doğal tohumlar bu polenlerle döllenerek kontamine olabiliyor. Örneğin mısırın gen merkezi Latin Amerika’da GDO mısır ekiliyor. Meksika’da, en ücra dağ köylerindeki yerli mısır tohumlarının bile genlerinde değişiklik olduğu saptandı. Anadolu birçok bitkinin, baklagil türünün ve buğdayın gen merkezi konumunda. Burada ekilecek bu türlerin akrabası bir GDO tohum binlerce yıllık genetik mirasımızı yok edebilir. Çiftçi GDO tohumdan bir sonraki sene için “tohumluk” ayıramaz. Her sene yüksek fiyatlı GDO tohum satın almak zorunda kalır. Küçük çiftçilerin yıllarca sürecek bu sisteme dayanamayacakları ve iflas edecekleri tahmin edilmektedir. Bu şekilde GDO pamuk eken Hintli küçük çiftçilerden çoğu iflas etti. Aralarından canlarına kıyanlar oldu. Tohum piyasası birkaç şirketin elinde olacak ve dünya nüfusunu istedikleri gibi yönlendirebileceklerdir. Ekonomik olarak “dışa bağımlı” olmamız söz konusudur. Kimi GDO tohumların insanlarda alerjiye sebep olduğu biliniyor. Fareler üzerinde yapılan araştırmalar kanserojen etkisinin olduğunu ve fareleri kısırlaştırdığını gösterdi. Sindirim sisteminde tam olarak sindirilmeden dolaşım sistemine geçerek kan hücreleri aracılığı ile normal genoma katılabilen yabancı DNA parçalarının da hastalıklarda etkili olma ihtimali söz konusudur. Hükümet sözcüsü Cemil Çiçek GDO tohumların bebek mamalarında kullanılmayacağını söyleyerek haklılığımızı teyit ediyor. Bebeklere zarar veren tohum, onu emziren anneye zarar vermeyecek midir? William Engdahl’a göre bu tohumlar “istenmeyen ırkları kısırlaştırma” planının bir parçası. Allah’ın yarattığı canlılara bir müdahale söz konusu olduğu için bu tohumlara şeytani vasıflar da yakıştırılmaktadır. Bir lobi bu tohumları Türkiye’ye sokmak istiyor Bir lobi, Türkiye’de bu tohumların yasallaşması için büyük gayret gösteriyor. Biyoteknoloji şirketlerinin finansmanıyla konuşan kimi bilim adamları GDO tohumların dünyada açlığa çare olduğunu; daha az tarım ilacı kullanıldığını, daha fazla verim alındığını iddia ediyorlar. Gerçekler ise bambaşka. Bu ürünler 1996 yılından beri ticari olarak yaygın fakat aç insan sayısı gittikçe artıyor. GDO soyada yüzde 9 daha düşük verim alınıyor. ABD, GDO’lu tarımda daha fazla tarım ilacı kullanıyor. Bağımsız bilim insanları ise GDO’lu ürünlerin zararlı olduğunu ve insanlığı bir felakete sürükleyeceğini ifade ediyorlar. Prof. Ignacio Chapela, Prof. Dr. Şeminur Topal gibi bilim insanları yaptıkları açıklamalarla işlerinden, araştırma laboratuarlarından oluyorlar. Bu lobi, tonlarca GDO mısırı ve soya fasulyesini ülkemize sokuyor. Mısır 700, soya ise 900 çeşit gıda maddesi (şekerleme, asitli içecek, çocuk maması, sebze püresi, cips, bisküvi, çikolata, vb.) içinde kullanılır. Gıda ürünleri için ithal edilen hammaddeler Türkiye sınırlarında hiçbir denetime tabi tutulmuyor. Gene aynı lobinin marifetiyle 1998-2000 yılları arasında GDO’lu ürünlerin Çukurova ve Nazilli’de deneme ekimleri yapıldı. Tasarının hazırlık süreci ile ilgili toplantılara GDO’lu ürünleri reddeden tüketici temsilcileri davet bile edilmezken, ABD’li Monsanto’nun yetkilileri, toplantılara resmi davetli olarak katılmış. Hatta Tarım Bakanlığı’nın test çalışmalarında Monsanto, Pioneer ve Deltapine isimli yabancı tohum firmaları da yer almış. GDO tohum, sadece kendisini üretenlere (Monsanto, Cargill, Hazera, Pioneer, SQM, KWS, AMC/AGRIMATCO, Fritolay, Limagrain, Golden Westseeds, Syngenta) hizmet ediyor.
Ayrıntılı bilgi için: William Engdahl: Ölüm Tohumları Mebruke Bayram: Gıdalar, Ambalajlar, Silahlar ve Açlar
22 hours ago
|
|||||||||
|
Zeynel akwrote:
Sevgi…
Sevgi... kadife tenli bir çiçek...
Filiz Turan
SAĞLICAKLA KALIN… ALLAHA EMANET OLUN…
23 hours ago
|
|||||||||
|
nazlıcan fıratwrote:
.
1 day ago
|
|||||||||
|
Ali Rıza Doğruyolwrote:
![]()
1 day ago
|
|||||||||
|
нαуαℓ ☻wrote:
![]() Merhaba iyi geceler dilerim.
Allah'a emanet olun.
Hoşçakalın.
Hello my dear friend!
Have a nice night and sweet dreams.
Greetings...Hayal
1 day ago
|
|||||||||
|
nazlıcan fıratwrote:
...
2 days ago
|
|||||||||
|
BeYaZ KeLeBeKwrote:
GÜZEL MELEĞİM
Hayatımın hedefi, Yaşamamın amacı, Ruhumun ilacı, Derdimin dermanı, Sensin benim güzel Meleğim...
Kaderimin oyunu, Hayatımın tokadı, Şarkıların acısı, Günlerimin düşüncesi, Sensin benim güzel Meleğim...
Kaderin gülüş seslerini, Kahkahalarını duyar gibiyim. Seni senden aldım; Onuda sana bırakmadım der gibi. Bak; Bir yaz,bir sonbahar,bir kış geçti. ilkbahar bile geldi. Ama sen,ama sen, Ufukta bile görünmüyorsun. Bahar gelmiş neyime, Sen yoksan günümde. Benim baharım sensin güzel Meleğim...
Hadi gel; Kış ol,karlarınla sar beni, Yaz ol,güneşinle yak beni Hadi gel
Meleğim
2 days ago
|
|||||||||
|
nazlıcan fıratwrote:
2 days ago
|
|||||||||
|
Ali Rıza Doğruyolwrote:
![]() ![]()
2 days ago
|
|||||||||
|
CAN CAĞIZIM...wrote:
|
