|
|
Namazda ki 10 Güzellik

Kim namazı vaktinde kılarsa Allah(c.c.) ona 9 şey ikram eder
Hz.Osmandan şu hadis naklonulur kim namazı vaktinde kılarsa Allah(c.c.) Teala ona 9 şey ikram eder
1-Kendi katında o kimseyi sevgili kılar
2-Ona sıhhat ve saglık verir
3-Melekler onu korur
4-Evine bereket gelir
5-Yüzünde salih kulların nuru meydana gelir
6-Kalbine yumsaklık verir
7-Sırat köprüsünden kolay geçer
8-Cehennem azabından kurtarır
9-Kendileri hakkında "Onlara ne bir korku ne de bir üzüntü vardır"ayetinin buyruldugu kimselerle cennette komşu olmayı nasip eder
Ebû Hureyre (r.a)'ın bildirdiğine göre; Hz.Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Namaz dini direğidir.Namazda on güzellik vardır.Bu on güzellik şunlardır:
01. Yüzü güzelleştirir. 02. Kalbi nurlandırır. 03. Bedeni dinlendirir. 04. Kabirde arkadaştır. 05. Rahmetin inmesine sebeptir. 06. Gök kapılarının anahtarıdır. 07. Ahirette günah ve sevapları ölçen terazide sevap kefesini ağırlaştırır. 08. Rabbi hoşnut ve memnun eder. 09. Cennete giriş için ödenecek ücrettir. 10. Cehennem ateşine karşı koruyucudur.
Rabbim gerçek manada beni sen sevdin... Niceleri ise sever gibi göründü... Ama daima, kendilerini sevdiler... Çünkü âcizdiler, fâniydiler... Kendilerine bile yetemediler ki, bana yetseler...
Hepsi Sana borçluydu varlığını. Hepsinin bir canı vardı... Ve onlar, kendi canları yanmadıkça, anlayamadılar acıyı... Anlayanlar da zaten, kendilerince bir mânâ çıkardı...
Sen varsın hakkıyla bilen beni... Her şeyimle bilen, her şeyimle seven, bir tek Sen... Sevdiğini biliyorum, zira sevmemiş olsaydın, o kadar kendinle meşgul etmezdin beni. Sevmemiş olsaydın, aratmazdın böylesi...Sen sevdin seni seven de beni sevdi bende onu sevdiM...
Sen sevmemiş olsaydın, sevebilir miydim ki Seni? Sen canımın Cânânı... Sen'in sevginde vefâyı idrak ettim ben... O eşsiz vefâna, karşılık vermekten âciz oldum her zaman... Seni, Senin beni sevdiğin gibi sevmekten âcizim... Zira Sen yaratansın, ya ben? Ben, kul olmayı bile beceremeyen...
Yalnızca Sendeydi tatmin... Sadece Sende. Bir Sen yettin bana... Kimselerle yetinemedim... Acı çekmeyi sever oldum Senin izninle. Dertlerin içinde gizlenmiş nice derman buldum...
Sevdirdiğince sevdim Seni... Buldurduğunca buldum... Bir Sen varsın Bâkî olan... Geride ne varsa fâni... Bütün varlıkların hepsi fâni... Kimi güzel, kimi çirkin, kimi vasat, ama işte her biri fâni... Dallardaki çiçekler, göklerdeki bulutlar, çöller, pınarlar hep fâni... Seraplar ve gölgeler fâni...
Çöllerde kalmayı sevdim Seninle... Yalnızdım, kalabalıklar içinde... Her şeyde Senin sanatını görmeyi sevdim ben... Herkeste Senden bir tecelli bulmayı sevdim... Yıldızlarda nûrunu, güneşte nârını, ateşte hârını bulmayı sevdim. Ve seni bana hatırlatanı sevdiM.
Hiçbir şeye muhtaç olmayışını sevdiM ben. Azîz oluşunu, Kâdir-i mutlak oluşunu sevdim. Settâr oluşunu sevdim. Öylesine güzel bir sırdaştın ki Sen, kimselere bir sırrımı vermedin. Günahıma rağmen yücelttin beni. Şeref ikram ettin. Ekrem-ül ekremînsin...
Kulunu sevmeni sevdim. Ey Rabbim! Ben unuttum, unutmadın. Ben, adını anmadım, yine de bırakmadın. Yüceler yücesi aşkına karşılık vermek varken, Seni bırakıp başkalarına yandım... Yine de vazgeçmedin benden.
Sevdin beni, oysa, ben Sana kul bile olamadım. Nankörlük ettim. Yine de nimetlerini esirgemedin. Şikayet eden, sızlanan, dert yanan hep ben oldum. Sen, sabrettin. Sen sevdin beni... Bense vefâsız bir sevgiliydim. Kıymetini bilemedim.
Şimdi, cemâlinin hasretiyle yanıyorum. Ve Senin muhabbetin fâni hazları benden yok etti. O kadar ki, güneşin kavurucu sıcağında da, serinleten rüzgarda da, Senin hasretin içindeyim.
Senin sadece sanatını seyretmek yetmiyor artık! Şahdamarımdan daha yakın olmanı sevdim. Ama bu bile yetmedi bana. Korkuyorum perdeler arkasında kalmaktan. Korkuyorum, başkalarına görünüp de beni mahrum koymandan. Cemâlin... Tüm derdim bu ey Rabbim! Cemâlin tüm derdim bu ey Rabbim.
Dayanamam Mevlâm! Ne olur Sensiz bırakma beni! Biliyorum ki, ne yaparsam yapayım, cemâlini hak edecek bir sermaye biriktiremem. Seni hak edecek gücüm yok benim. Seni hak edecek amelim yok. Hiçbir şeyim yok ey en Güzel!
Ellerim bomboş. Üstelik günah kirleriyle lekeliyim. Bembeyaz gelemiyorum Sana... Yarattığın gibi tertemiz değilim. Dünya kirletti beni, nefsim aldattı. Şeytana kandım. Müflisim. Vallahi hiçbir şeyim yok!
Duyduğum iştiyakın sebebi, yine Sensin. Sensin her yanımda... Sensin varlığım... Zenginliğim Sensin... Tüm sefilliğime rağmen yine de Seni isteyişim, sırlarındandır. Bilmiyorum, bilen Sensin. Ve eğer, murâdıma, maksûduma, matlûbuma, yani Sana, yani Senin Cemaline kavuşursam bir gün, bu da sadece Senin merhametin.
Sermayem yok Sevgili! Tüm sermayem, rahmetin... Lokmanın bile derman olamayacağı derdimin, dermanısın Sen! Yârsın! Cansın! Şifâsın! Lokmanda değil ey Yâr, Sendedir benim devâm! Sana kavuşmadıkça, huzur da bana haram! Sermayem rahmetin, ilâcım Cemâlindir, vesselâm!
Hiçbir şey yoktu, yalnız Sen vardın. Hiçbir şey yoktu, aşkın vardı. Aşkını izhâr ettin, yarattın bizi. Muhabbet ettin, yarattın beni… Vahdaniyetinin tecellîsiyle bütün kalplere bir katre aşk iksiri serptin. Ehadiyetinin tecellisiyle bütün kalpler Sana âşık…
Bildim, seven sendin beni!.. Bütün varlıklarda yansıyan güneş gibi, sevgisiyle saran Sendin beni… Annemin merhamet yüklü sesi, yüreğini yüreğimin üstüne koyan dostun merhabası, başımı okşayan Peygamber eli, hâtırasıyla hüznümü alan sevgilinin sohbeti… bildim hep Sendendi.
Sevdin, sonra kopmaz bir zincirle kendine çektin. Zincirin her bir halkası, Senden tecellîlerdi. Aşkına âşık olduğum Mecnûn “Sen”din. Aynalarda seyrettiğim Yûsuf, “Sen”!..
Sonsuz siyah güller, lâcivert akşamların iğde kokusu, hüzün yüklü sonbahar, yağmurun toprağa dokunuşu, bir gül renginde eriyen akşamlar, Dost'un yüzü, sevdiğim ne varsa, hep “Sen”dendi. “Tecellî, tecellî edeni gösterir.” (a.g.e., Hazret-i Mevlânâ) Sûretlerde nihân olan Sevgili, ey Sevgili!..
Yetimler Yetîmi'ne «vedduhâ» sırrıyla tecellî ederken, O'nu tek olana, “bir olan”a çekiyordun. Başka bütün kapıları kapatırken, hep açık olan kapına çağırıyordun. Bildim, kalbimdeki her bir muhabbet tecellisiyle beni de kendine çekiyorsun. Çekiyorsun ve bırakıyorsun. Bırakıyorsun ki, kanayayım; zayıf yanlarımı tanıyayım. Seni bulayım.
Sonra yine çekiyorsun. Bu, hüzünlü bir şehrâyîn. Bu, bitimsiz bir med-cezir. Bu, içimdeki Mûsâ'yla Firavun savaşı; sulhü yok!.. Sevgili, en Sevgili!.. Sûretlerden geçerek, Sana erdir beni!.. Merhametinle arındır, kalbimi!.. Kavuştur beni Sana seni sevenle birlikte kavuştur bizi...
   
KALBİM TEMİZ -mi
Uzun süre görüşemeyen iki arkadaş bir cuma günü şehrin parkında karşılşarlar. Hasret giderirler. O sırada cuma salâsı okunur. Ehli namaz olanı ötekini cuma namazına davet eder. Arkadaşı bir sürü bahane uydurur ama, başarılı olamaz,ikna olur ve beraberce camiye giderler. İmam efendi vaaz vermektedir. - Ey benim kalbim temiz diyen, sen benim kalbime bak diyerek göğsünü yumruklayan adam, kalbin temiz de sana ait olmayan malları gasbetmeye, bedelini ödemeden kullanmaya, hatta hortumlamaya utanmıyor musun? Daha önce namaz kılmayan arkadaş, sanki kendine hitap edilmiş gibi irkilir.Gerçekten kendisi de kalbinin temiz olduğuna güvenerek ibadete ihtiyaç duymamaktadır. Ama hoca efendi gasptan, hortumlamaktan bahsetmektedir.
- Her tenefüs ettiğin hava, kana kana içtiğin her damla su, ışığından ve ısısından faydalandığın güneş, damla damla inen rahmet, ekip biçtiğin toprak, senin kendi malın mı ki bunları kullanırken sahibini hiç düşünmüyorsun? Bunların da bir bedeli olduğunu bilmiyor musun? Adam bunların bedeli ne ola ki derken, imam efendi devam eder;
- Bu nimetlerin bedeli üç şeydir: biri zikir, biri fikir, biri şükürdür. Başta bismillah zikirdir, ortada bu nimetleri sana vereni düşünmek fikirdir, sonunda da elhamdülillah demek bir şükürdür.
Adamın kafası DANK eder. Şimdiye kadar ne havaya, ne suya, ne de diğer nimetler bu gözle bakmamıştır.
Bunları düşününce, gerçekten yıllarca Cenab- Hakkın nimetlerini bedelsiz kullandığını, gasp ettiğini ve hortumladığını kabul ederek pişmanlık içinde secdeye kapanmıştır...
Genç kızın son senesiydi okulun bitmesine bir sene kala başörtüsü yasağının polis nezaretinde uygulanmaya başlanmıştı. Yasağa karşı direniş zincirleri de yavaş yavaş aile ve bazı cemaatlerden gelen başınızı açın emeğinizi zay etmeyin, büyük hayırlar için küçük şerleri kabul edin, yasağa direnmeyin, islama hizmet için başka çare yok, zaten başörtüsü fer-i bir mesele olduğunu islamın tek otoriter efendi hazretleri beyan etmeleriyle, çözülmeye başlamıştı, direniş zincirleri. Genç kız bu fetvalar ve aile baskısı karşısında başını açıp taviz veren kervanına katılan kızların gitmesiyle artık iyice yalnız kalmıştı, kendisi gibi direnen birkaç kız kalmıştı yanıbaşında.Onun vicdanı bu fetvayı kabul etmiyordu bir türlü.başörtüsü farzdı nasıl farzı terk edebilirdi.ikna odalarına girmeden cemaat ağabeylerinin başınızı açın iknalarına maruz kalmıştı,nefsi aç diyordu,ama vicdanı rahatsız ediyordu onu açma diyordu.Bazı cemaatler ise haramdır başını açmak diyordu bazıları zaruret haramları helal eder diyordu.
genç kız bu fikir ve fetva karmaşası karşısında bocalamaktan bıkmıştı.artık sadece medet umacağı ve güveneceği Allah kalmıştı.ONDAN YARDIM iSTEDi.Rabbim işin hakikatini göster yardım et rabbim diye yaşlı gözlerle yalvarmıştı.
O gece rüyasında iki hakikat sineması görmüştü. O hakikat sinemasında mason vali Nevzat Tandoğan Bediüzzaman hazretlerine: Hoca şu sarığı çıkarıp şapkayı başına geçireceksin. Kanunlarımıza riayet edeceksin diyordu. Bediüzzaman hiddetlenmişti bana bak Nevzat bu sarık bu baş ile çıkar saçlarım adedince başım olsa hakikati Kuraniyeye hepsini feda ederim diyordu.
ikinci hakikat sinemasında şöyle nida ediyordu: Bediüzzaman :Ekmeksiz yaşarım ama hürriyetsiz asla,ve o BAşöRSüNü TEFEURAT GöREN FETVA SAHiBiNi minberden aşağı atıyordu.
ŞöYLE DiYORDU: sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır diye haykırıyordu. Genç kız kan ter içinde rüyadan uyanmıştı, Rabbine şükür etti kendisine hakikati gösterdiği için. Kendisine kimin kötülük edip başlarını din namına islam adına açtıranların gerçek yüzlerini anlamıştı artık .
Bediüzzaman sünnet olan sarığı için başını verirken, ben farz olan örtüm için hayatımı versem azdır diyordu niçin okulu bıraktın diyenlere. NOT:Bu hikaye gerçektir.genç kızın gördükleri hakikattir.
//alinti//
 
(Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) [Onun Kürsüsü gökleri ve yeri içine alır.]
Ayetel-kürsî'yi hepimiz biliyoruz, namazdan sonra okuyoruz, çok sevaplı... Niye okuyoruz? Peygamber Efendimiz ne diyor: "Kim namazdan sonra Ayetel-kürsî'yi okursa, cennete ölmediği için giremiyor, hayatı mânidir; yoksa dosroğru cennete girecek." buyuruyor. Ayetel-kürsî okumak o kadar kıymetli... O Ayetel-kürsî'de:: (Vesia kürsiyyühüs-semâvâti vel-ard) "Allah'ın Kürsüsü, semâları ve arzı içine almıştır." deniliyor. Yâni semâlar ve arz, Kürsü'nün içinde...
İbn-i Abbas RA'dan rivâyet edildiğine göre, buyruluyor ki:
"--Bu yedi kat semâ Kürsü'nün yanında, Ayetel-kürsî'de geçen Allah'ın Kürsüsünün yanında, bir büyük sahradaki bir yüzük halkası gibidir."
Sübhàne rabbiyel-aliyil-a'lel vehhâb!.. Allah-u Teàlâ'nin mahlûkatının azametine bak da, Allah'ın ekberliğini anla!.. "Allahu ekber!" dediğin zaman, Allah'ın ne kadar büyük oluduğunu anla!.. Semâvâtı ve arzı, Kürsüsü kuşatıyor.
"--Kürsüsü de Arş-ı A'zam'ın yanında, deryada bir damla gibidir." buyruluyor.
Allah hepinizden razı olsun... Allah hepinizi cennetine soksun... Allah hepinizi cehenneme atmadan cennetine soksun... Allah hepinizi sağlam müslüman eylesin... Allah hepinizi İslâm'a en güzel tarzda hizmet edenlerden eylesin... Mal cömertliği versin, ten cömertliği versin, can cömertliği versin, şehidlik mertebesine erdirsin...
Cennetiyle cemâliyle müşerref eylesin... Peygamber Efendimiz'e komşu eylesin...
El-fâtihah!..
Prof.Dr.Esad Cosan
07. 12. 1996 - Wuppertal / ALMANYA
 
10 ŞEY İÇİN MUTLAKA ZAMAN AYIRIN
1- Çalışmak için zaman ayır. Bu başarının bedelidir.
2- Düşünmek için zaman ayır. Bu kudret ve kuvvetin kaynağıdır.
3- Eğlenmek için zaman ayır. Bu genç kalmanın sırrıdır.
4- Okumak için zaman ayır. Bu bilginin temelidir.
5- ibadet için zaman ayır. Bu yücelmenin yolu, gözler den ve ruhtan dünyevî kirlerin ve tozların yıkanmasıdır.
6- Başkalarına yardım ve arkadaşlarınla sohbet için zaman ayır. Bu saadetin kaynağıdır.
7- Sevmek için zaman ayır. Bu hayatın kudsiyetierinden biridir.
8- Hayal için zaman ayır. Bu ruhu yıldızlara eriştirir.
9- Gülmek için zaman ayır. Bu hayatın yükünü hafifleten bir boşalıştır.
10- Plân için zaman ayır. Bu ilk dokuz şeyi yapabilmek için lüzumlu zamana sahip olmanın sırrıdır.
Duadan bıkkınlık göstermeyiniz.
Çünkü dua ile beraber olan hiç kimse helak olmamıştır.
DUA
Dua iki şekilde tecelli eder:
ya bizi korkutan şeyi ortadan kaldırır. Yahut da onu yenmemiz için bize güç
ve cesaret verir.
EL HUBBU LİLLAH
سْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيمı
YARADAN RABBİNİN ADIYLA
!!..OKU..!!

PEYGAMBER EFENDİMİZİN VEDA HUTBESİ...
(9 Zilhicce l0 H./8 Mart 632 M. Cuma) Peygamberimiz Hz. Muhammet (s.a.s.) Vedâ haccında, 9 Zilhicce Cuma günü zevâlden sonra Kasvâ adlı devesi üzerinde, Arafat Vâdisi'nin ortasında 124 bin Müslümanın şahsında bütün insanlığa şöyle hitabetti.
Bismillahirrahmanirrahim "Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder, O'ndan yardım isteriz. Allah kime hidâyet ederse, artık onu kimse saptıramaz. Sapıklığa düşürdüğünü de kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki; Allah'dan başka ilâh yoktur. Tektir, eşi, ortağı, dengi ve benzeri yoktur. Yine şehâdet ederim ki, Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. "
Ey Nâs!
Sözümü iyi dinleyiniz. Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha berâber olamayacağım.
İnsanlar!
Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay, bu şehriniz Mekke nasıl kutsal bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, nâmus ve şerefiniz de öylece mukaddestir; her türlü tecâvüzden masûndur.
Ashâbım!
Yarın rabbınıza kavuşacaksınız. Bugünkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız. Bu vasiyyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsinler. Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak hıfzetmiş olur.
Ashâbım!
Kimin yanında bir emânet varsa, onu sâhibine versin . Fâizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Fakat aldığınız borcun aslını ödemek gerekir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah'ın emriyle bundan böyle fâizcilik yasaktır. Câhiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım fâiz de Abdülmuttalib'in oğlu amcam Abbas'ın fâiz alacağıdır.
Ashâbım!
Câhiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan davası, Abdülmüttalib'in torunu (amcalarımdan Hâris'in oğlu) Rabîanın kan davasıdır.
Ey Nâs!
Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu konuda Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah'ın emâneti olarak aldınız. Onların nâmus ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki haklarınız, âile nâmusu ve şerefinizi kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer onlar sizden izinsiz râzı olmadığınız kimseleri âile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz. Kadınların sizin üzerinizdeki hakları ise, örfe göre her türlü (meşru ihtiyaçlarını), yiyecek ve giyeceklerini temin etmenizdir.
Mü'minler!
Size iki emânet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. Bu emânetler, Allah'ın kitabı Kur'ân ve O'nun Peygamberinin sünnetidir.
Ey Nâs!
Devâmlı dönmekte olan zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü duruma dönmüştür. Bir yıl, l2 aydır. bunlardan 4'ü Zilkade, Zilhicce, Muharrem ve Recep hürmetli aylardır.
Ashâbım!
Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden nüfûz ve saltanatını kurma gücünü ebedî olarak kaybetmiştir. Fakat size yasakladığım bu şeyler dışında, küçük gördüğünüz şeylerde ona uyarsanız, bu da onu sevindirir. ona cesâret verir. Dininizi korumak için bunlardan da uzak kalınız.
Mü'minler!
Sözümü iyi dinleyin, iyi belleyin. Rabbınız birdir, babanız birdir. Hepiniz Âdem'densiniz, Âdem de topraktan yaratılmıştır. Hiç kimsenin başkaları üzerinde soy sop üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük, ancak takvâ iledir. Müslüman müslümanın kardeşidir. Böylece bütün müslümanlar kardeştir. Gönül hoşluğu ile kendisi vermedikçe, başkasının hakkına el uzatmak helâl değildir. Ashabım! Nefsinize de zulmetmeyin. Nefsinizin de üzerinizde hakkı vardır. Bu nasihatlarımı burada bulunanlar, bulunmayanlara tebliğ etsinler.
Ey Nâs!
Cenâb-ı Hak Kur'an da her hak sahibine hakkını vermiştir. Mirâsçı için ayrıca vasiyyet etmeye gerek yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa, ona âittir. Zina eden için ise mahrûmiyet vardır. Babasından başkasına soy (neseb) iddiâsına kalkışan soysuz, yahut efendisinden başkasına intisâba yeltenen nankör, Allah'ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün müslümanların ilencine uğrasın. Cenâb-ı Hak böylesi insanların ne tevbelerini ne de adâlet ve şâhitliklerini kabûl eder.
Ashabım!
Alllah'tan korkun, beş vakit namazınızı kılın, Ramazan orucunuzu tutun, malınızın zekatını verin, âmirlerinize itaat edin. Böylece Rabbınızın Cennetine girersiniz.
Ey Nâs!
Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashâbı kiram:
- Allah'ın dinini teblîg ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.
Rasûlüllah (s.a.s.) mübarek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemâat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:
Şâhid ol Yâ Rab!
Şâhid ol Yâ Rab!
Şâhid ol Yâ Rab!
buyurdu.
    

...::GÜL MUHAMMED::...
* Daima düşünceliydi.
* Susması konuşmasından uzun sürerdi.
* Luzumsuz yere konuşmazdı.
* Konuştuğunda ne fazla, ne de ek*** söz kullanırdı.
* Dünya işleri için kızmazdı.
* Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
* Kötü söz söylemezdi.
* Affediciliği tabii idi, intikam almazdı.
* Düşmanlarını affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
* Kimseyle çekişmezdi.
* Çok konuşmazdı.
* Boş şeylerle uğraşmazdı.
* Umanı umutsuzluğa düşürmezdi.
* Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
* Hiç kimseyi ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ayıplardı.
* Kimsenin kusurunu araştırmazdı.
* Kimseye hakkında hayırlı olmayan sözü söylemezdi.
* Yanında en son konuşanı ilk önce konuşan gibi dikkatle dinlerdi.
* Gerçeğe aykırı övgüyü kabul etmezdi.
* Her zaman ağırbaşlıydı.
* Konuşurken çevresindekileri adeta kuşatırdı.
*Kelimeleri parıldayan inci dizileri gibi tatlı ve berraktı.
* Yürürken beraberindekilerin gerisinde yürürdü.
* Yürürken ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmazdı.
* Adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi öne doğru eğilirdi.
* Vakar ve sükunetle rahatça yürürdü.
* Kapısına yardım için gelen kimseyi geri çevirmezdi.
* Dostlarına şöyle derdi: Dünya da garip bir kimse, yahut bir yolcu gibi ol
* Her zaman hüzünlü ve mütebessim bir haletle dururdu.
* Adet üzere sarfedilen hiçbir kötü sözü ağzına almamıştı.
*Sıkıntılı hallerinde kabalaşmaz, bağırmazdı.
* Fakirlerle birlikte yerdi; öyle ki onlardan ayırt edilmezdi.
* Sade kıyafetler giyer, gösterişten hoşlanmazdı.
* Konuşurken yüzünü başka tarafa çevirmezdi.
* Bulunduğu mecliste ayrıcalıklı bir yere oturmazdı.
* Sabahları evinden çıkarken şöyle derdi: İlahi, doğru yoldan sapmaktan ve
Saptırılmaktan, kanmaktan ve kandırılmaktan, haksızlık etmekten ve
Haksızlığa uğramaktan, saygısızlık etmekten ve saygısızlık edilmekten sana sığınırım
*Sıradan değildi. Ama sıradan insanlar gibi yaşardı..
*** O, HZ. MUHAMMED (SAV)'Dİ ***
    
Ey Rabbim; Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana aittir, Bizim söylediklerimiz,söyliceklerimiz,söyleyemediklerimi z,söylemek istediklerimiz, İçimizde sakladıklarımız, suskun bıraktıklarımız,terkettiklerimiz,unuttuklarımız,fı sıldadıklarımız, Hepsi,hepsi,sözlerin hepsi ancak sana yöneldiği için güzeldir. Şüphesiz duayı dilimize veren sensin, Dilimizi duaya çeviren sensin, Sözlerin en güzeli sana aittir, Ve sözlerin en güzeli sana hitap etmekledir..
   Ey Rabbim; Ebediyyen bana yakınlığını tattırdığın için, Bana bahşettiğin tüm gerçeklerin için, Beni hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun için, Bildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın için, Umuduma katık ettiğin tüm hayallerim için, En sevgilini bana elçi gönderdiğin için, Ey sevgili beni aşkına muhattap ettiğin için, Sonsuz hamd sana,sonsuz minettarlık sana,sonsuz minnet sana, Sonsuz şükür sana,sonsuz teşekkür sana..
   Ey Rabbim; Tut ellerimden sonsuz kudret elinle, Beni hiçliğe düşmekten alıkoy, Bnutulmuşlıktan uzak eyle beni, Barlığına komşu eyle beni, Ben acizim dayanağım sensin, Fakirim ben sığınam sensin, Dilsizim sözüm sensin, Körüm ben gören sensin, Sağırım ki sen işitensin..
   Ey Rabbim; Sözlerin en güzeli sana aittir, Ve sözlerin en güzeli sana hitab etmekledir, Bu kırık dökük sözlerimi,bu perişan hitabımı sen kabuleyle,sen güzelleştir, Ki sen bana aşktan kanatlar vermiştin ya,
Aşkın semasında uçurmuştun ya beni, Elimi sen dokumuştun ya, Hani ele avuca gelmez dokunuşları sen bahşetmiştin ya bana, Gözüme kendi nazarından ışıklar vermiştin ya, Gözle görünür güzellikler vermiştin ya bana, Yüzüme tebessümü sen giydirmiştin ya, Tebessüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşıma..
   Ey Rabbim; Yoktun ben sen varettin, Unutulmuştum ki sen sevdin, Sevdiğin için varettin, Bir sen sevdiğin için varedildim, Bir sen beni andığın için ihya edildim..
Öyleyse Ey Rabbim varlığımı aşkına armağan eyle, Yak beni aşkının ateşinde , Al beni bu rüyadan,al beni bu dünyadan, Bu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyle..
   Ey Rabbim ; Bütün sözler sana söylemekle güzeldir, Kırık dökükte olsa kabul eyle sözlerimi, Yıkık dökükte olsa duy yakarışlarımı, Kabul eyle beni,kabul eyle sözlerimi, Suskunluğumu dilsizliğimi en güzel dua eyle, Dua eyle dilsizliğimi,dua eyle suskunluğumu,en güzel dua eyle, Ki sözlerin en güzeli sana hitap etmekledir, Dua eyle sözlerimi,güzel eyle,güzel eyle...
Senai Demirci

TENBiHAT
ŞU 6 ŞEYLE MEŞGUL OLUN
Herkes Şu Altı Şeyle mesgul olurken, Sizde diger Şu Altı Şeyle meşgul olun :
1- Herkes çok amellerle mesgul olurken, siz de en güzel amelle mesgul olun. 2- Herkes nafilelerle mesgul olurken, siz de Farzlarla mesgul olun. 3- Herkes DI$INI düzeltmeye çalisirken, siz de içinizi düzeltmeye çalışın. 4- Herkes başkalarında kusur ararken, siz de kendi kusurlarinizla ugraşın. 5- Herkes dünyayi imar etmeye çalışırken, siz de ahiretinizi imara çalışın. 6- Herkes yaratılmışların takdirini ararken, siz de Yaratanın rızasını aramaya çalışın.
..::4 SORU ::...
Bir adam Hz. Ali'ye (k.v.) geldi ve: "Sana sormak istediğim 4 sorum var" dedi. İlim Şehrinin Kapısı: "Buyur, sor!" dedi. Adam sordu:
"Vacip nedir? Vacipten evvel vacip nedir?" Hz. Ali cevap verdi: "Tِövbe etmek vaciptir; günahları terk ise ondan ِönce vaciptir." Adam sordu:
"Yakın nedir? Yakından yakın nedir?" Hz. Ali cevap verdi: "Kıyamet yakındır; ِÖlüm ondan daha yakındır." Adam sordu:
"Acayip nedir? Acayipten daha acayip nedir?" Hz. Ali cevap verdi: "Dünya acayiptir; dünyayı sevmek ise ondan daha acayiptir." Ve adam son olarak, Şu soruyu sordu:
"Zor nedir? Zordan daha zor nedir?" Ve Hz. Ali, bu son soruya da, Şöyle cevap verdi: "Kabir zordur; azıksız, amelsiz kabre girmek ondan daha zordur."

RASULE HASRET
Yok benim Sana yazacak öyle süslü cümlelerim. Zaten hasretin süsü olmaz ki. Sana verecek bir yaram var sadece. Ne kabuk bağlar, ne de acısı hafifler. İlacı Sen, merhemi Sen. Sensizlik hastalığına müptela oldum ben. Al bu acizi de ümmetim diye bas bağrına. Nasip olur mu bana acep silmek gözyaşımı bağrında. İçimde bir yangın var ki ummanlar söndüremez. Sana vereceğim tek şeyim var bilmem kabul eder misin? Ama bilirim ki Sen asla bizi terketmezsin...
Sen gelene kadar gözüm yollarda kalacak...
Sen gülene kadar bu yürek ağlayacak...
Sen sarana kadar bu yara kanayacak...
* Dönmek bize yaraşmaz. Yol bizim, ebed bizim, Yar bizim olacak...
Gelmiş gelecek tüm mahlukatın nefesi adedince selat ve selam üzerine olsun.
Arş-u alayı dolduracak kadar selat ve selamın en güzeli üzerine olsun.
Sayısını ancak Rabbimin bileceği sayı kadar selat ve selam Senin üzerine, o güzide ehl-i beytinin üzerine ve tüm izinden gidenlere olsun.Sallallahu Aleyhi Vesellem...
(Amin)
Sultanım Kapında Banada Yer Ver..
GÜL BAHÇENE GELDİĞİM ZAMAN..
Sefaat Talep Ettiğim Zaman..
NE OLUR BOYNUMU BÜKÜK BIRAKMA!...
YA RASULALLAH SEN HALA 40 YAŞINDASIN VE HALA ÜMMETİNİN BAŞINDASIN..
GEL EY SEVGİLİ..! BİR GELİŞLE GEL, BİR GÜLÜŞLE GEL..
DOĞ UFKUMUZA, SAR DÜNYAMIZI, GİR GÖNLÜMÜZE YENİDEN..
SANA MUHTACIZ!..
SANA EN FAZLA MUHTACIZ...
"...Eğer sağ elime güneşi,sol elime de ayı koysalar;vallahi ben bu davadan yine vazgeçmem."Efendimiz s.a.v''
Hangi gönül var ki asırlardır sana meftun, sana tutsak, sana yangın, sana divane olmasın?..
SENSİZLİK,
sana açılan bir kapıymış çaldığımda karşıma sen çıkınca anladım SESSİZLİK,
sana söylenen bir şarkıymış sustuğumda dilimin ucuna sen gelince anladım KARANLIK,
seni görebilmek için yaktığım bir ışıkmış yüreğimde sen sönünce anladım..!
Sessizlikten ne çok korkarım bilirsin.. Sustuğun zaman isyanlar başlar gönlümde..
Ki Aylardır.. Adın _______"suskun".. Adım _______"sabır"..
Yüreğimi "yoksun" gerçekliğiyle iyileştirmeye çalışıyorlar... Dedilerki yalnızlık cinayet.. Ki aylardır adın suskun? Katili olurmuyuz dersin bu yağmurun?
Varlığın gün yüzü görmemişken böyle? Nereye bu yolculuk? Bilmemki.. ... Şimdi ben yalnızım belki ama sen yoksun! Ben baştan aşağı bir "ah".. Sen tepeden tırnağa "günah".. Ve aşk yerden göğe boş şu günlerde...
Ki Aylardır .. Adın______ "suskun" .. Adım______ "sabır" ..
...
HAYAT REHBERİ
Hayatta ki en önemli şey...ALLAH’IN GÜCÜ En güçlü iletişim kanalı...DUA En değerli servet... İMAN Hayatta ki en etkili güç...SEVGİ Onsuz olunması en kötü şey...ÜMİT En yıkıcı alışkanlık ...KAYGI Dünya üzerinde ki en inanılmaz bilgisayar...BEYİN En büyük kayıp...ÖZ SAYGIYI YİTİRMEK En büyük doğal enerji kaynağı...GENÇLİK Üstesinden gelinmesi gereken en büyük sorun...KORKU En güzel kıyafet...GÜLÜMSEYİŞ Başarıyı engelleyen en güçlü düşman...MAZERET Toplumda istenmeyen en tehlikeli kişi...DEDİKODUCU
En güç dolu sözcük...YAPABİLİRİM En değersiz duygu...KENDİNE ACIMAK
En çok güç veren aşı...TEŞVİK ETMEK En etkili uyku ilacı...ZİHİN HUZURU En takdir edilen iyelik...GÜVENİLİRLİK En memnunluk verici iş...BAŞKALARINA YARDIM ETMEK
Ve en iyi yaklaşım...ŞÜKRETMEKTİR!
Şükretmek, hayatın iyi taraflarını ortaya çıkarır. Sahip olduklarımızın aslında yeterli, hatta fazla bile olduğunu hissettirir. Reddi kabule, düzensizliği düzene, karmaşıklığı netliğe çevirir. Bir öğün yemeği ziyafete, bir evi bir yuvaya çevirir. Şükretme geçmişimizi anlamlı kılar, bugüne huzur ve yarınlara bir ışık getirir.

" Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..” |
' 

Alıntı
EY SEVGİLİ EY RASUL!....
Ey Resul ! Ey Sevgili, ve Ey Yâr ... Ey; gözlerinde cenneti saklayan,
ayağını bastığı yerler cennet kokan Nebi!. Ey; Yaradan'ın en guzel eseri!.
"Sen olmasaydın, sen olmasaydın.. alemleri yaratmazdım!." dedigi!. Var oluşunun şerefine,
bütün varlığı hediye ettiği!. Ey; insanoğlunun ufku -en güzel insan.. Allah'ın sevgilisi,
kainatın gözbebeği!. Ey; Rahmeten li'l-alemin!. Sen den şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem..
şefaat eder misin?. Ey; kupkuru çölleri cennete ceviren gül!. Ey; gönlünden gül dökülen resul!. Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen..
gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen Rasul!. Benim de gözümün yaşını siler misin?. Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden;
yüreğimden binlerce kuş uctu, bin'i de öldü desem..
bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?. Ey; Islam'ın peygamberi!.
Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin..
en guzel çiçeği!. Ama mahzun, ama kederli... Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe,
bir defa bile, kahkahayla gülmemiş..
gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!. Gözlerimi yumsam, ve; hulyana dalsam..
o gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?. Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma, tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana..
işte onun, işte onun hatrına!. Ey; gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!. Ey; gönlümün sultanı efendim!.
Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim... Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?. desem.. bulundugun yerden, yureğime bir damla su serper misin?. Seni sevsem!. Cok, cok sevsem!. Öyle cok sevsem ki;
sen koksa özüm, yüreğim.. sen koksa nazım, edam..
gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan ! Ali'n, Fatıma'n gibi olsam!. Seni, onlar gibi seviyor olsam..
sen de; beni, onları sevdiğin gibi sever misin?. Ey; bize bizden daha ziyade merhamet eden!.
"Ümmetim, ümmetim!." diyerek, üstümüze titreyen!. Ey; en ziyade muhtacımız, en cok isteyenimiz!.
Bizi, Hak'tan dileyenimiz!. Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin!.
Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin!. Senden, senin rahmetini dilesem.. ey; alemlere rahmet olsun diye gönderilen, banada rahmet eder misin? Ey; Rahim!. Ve.. ey; Kerim!. Asr-ı saadet'ten değilim!.
Kokladığın gül, soludugun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve,
avuçladıgın kum dahi değilim!.
Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim!. Lakin; ben, senin.. "Kardeşlerim!." dediğindenim!.
Ve; sana ve sünnetine revan olmak isteyenlerdenim!.
Ve lakin;
daha hala sevgili Veysel Karani'nin tırnağının ucu misali bile değilim, desem..
bana da hırkandan gonderir misin?. Doğduğun günün, gecenin hürmetine..
bu gün ve gece; yüreğime, bir nur olup düşer misin?. Sevgili Peygamberim!.
Rabbim; sana ve, senin al ve ashabına.. ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin;
Amin...Amin...Amin...
|
Alıntı
Konuşulan konu Konuşulan konu ANLAYANA
YANAN GÜL ZÜLEYHA
GÖZ GÖRE GÖRE YANMAYA MAHKUM OLAN ZÜLEYHA KARDEŞİMİZİ UNUTMAYALIM DUALARIMIZI EKSİK ETMEYELİM
Kısa bir süre önce cehaletten hattini aşacak biçimde örtüsüz ve uygunsuz biçimde gezen züleyha kardeşimiz günün birinde kendisine hakkı ve doğru yolu gösteren bir arkadaşı sayesınde.içtenlikle tesettüre girer.Ama bu tesettur onun ıcın kısa bır sure olmustur. Züleyha’nın annesi kızını tesetturden uzaklastırmıs''sen onlar gibi olmayacaksın'' Züleyha daha fazla annesının baskısına dayanamayarak yıne eskı hayatına geri dönmüstür. Züleyha ve annesi yakınlarının düğününe gitmek için hazırlık yaparlar.Düğüne giderler Ve züleyha oyuna kalkar Annesi onu büyük bir coşkuyla Alkışlamakta Züleyha ise oynamaktadır.O sırada bir tabancadan cıkan kursun Züleyha’nın sonu olmustur.Kanlar içinde züleyha yere düşmüs ve oracıkta can vermıstır. Züleyha’nın ölümünden 3 gün geçmiştir. 3 gün sonra sabah ezanında züleyha annesinin kapısına dayanır. Haykıran bir sesle ;anne aç kapıyı ben geldim; diye defalarca seslenir annesine. Mahalle halkı, annesi ve babası bu ürperten sesle uyanırlar.babası kapıya yaklaşıp kızım sen misin diye seslenir kızına. Züleyha haykıran bir ses tonuyla: baba aç kapıyı ne olur ben geldimr der. ama anne ve baba korku içinde, kapıyı açmaya korkarlar. Kapıyı açmadıkları için bir süre sonra züleyha gerisin geriye döner.
Bunun üzerine annesi ve babası korku içinde bu durumu yakınlarına anlatır. Yakınlarıda büyük alimlere hocalara giderek durumu anlatırlar. Herkes şaşkınlık ve dehşet içindedir. Anne ve babası korkularından eve yalnız gitmek istemezler. Bunun üzerine büyük alim ve hocalar aralarında anlaşarak anne ve babasının da ısrarlarıyla eve gidip beraber beklemeye karar verirler.
Züleyha ise ertesi sabah aynı saatte kapıyı vurmaya ve haykıran sesle anne kapıyı aç ben geldim; diye bağırmaya başlar. Sesleri duyan alim ve hocalar korku ve panik içindedirler. ne yapalım ne edelim; derken Züleyha’nın babası cesaretlenerek kapıya yanaşır. Ve r0;kızım züleyha sen misin der. Züleyha ise evet baba ne olur aç kapıyı ben geldim, annemi görüp gideceğim diye haykırarak bağırmaya devam eder. Bunun üzerine züleyha nın annesi korkudan evin en dip köşesine gidip saklanır. Alim ve hocalar kapıyı açma kararı alırlar. Ve kapı açılmıştır.
Kız içeri girmesiyle evin içini inanılmaz bir sıcaklık kaplamıştır. Kızın saçları yanmış, kolları omuzlarına kadar, bacakları baldırlarına, boğazı göğsüne kadar yanmıştır, yüzü simsiyah, gözleri alevler içindedir. Ayakları bastığı halıyı bile yakıp geçmektedir. Züleyha yolunu şaşırmadan direkt annesinin bulunduğu odaya doğru ilerler ve kapıyı kırarak annesinin bulunduğu odaya girer. Annesine haykıran bir sesle: anne yaktın beni açılmamı isteyerek yaktın beni, şimdi ise ben seni yakacağım; diye annesine sarılır. Züleyha annesine sarılmasıyla annesinin yere düşmesi bir olmuştur. Apar topar annesini hastaneye gotürürler . annesinin vücudu kızının değdiği her yeri yanmıştır. Anne her ne kadar ayılsa da her kalkışta aynı şokla tekrar bayılıyordur . kız ise evin odasında hala ateşler içindedir.olayın üzerinden 40 gün geçmiştir. kız aynı yerde aynı vaziyette 40 gün kalmıştır.41. gün ise sabaha karşı kız kaybolur. Kızın olduğu yere dokunanlar; kızın yığıldığı yerin hala sıcak olduğunu söylenir.
İYİ BİLİN Kİ! GÖNÜLLER ANCAK ALLAH'I ANMAKLA TATMİN OLURLAR...........
EY İNSANLAR!SİZ VE SİZDEN ÖNCEKİLERİ YARATAN RABBİNİZ'E İBADET EDİN Kİ,KORUNANLARDAN OLASINIZ.<Bakara-21>
İNSANLARI YALNIZCA BANA İBADET ETSİNLER DİYE YARATTIM<Zariyat-56>
AKILLI O KİŞİDİR Kİ;NEFSİNİ MUHASEBE EDER VE ÖLÜMDEN SONRASI İÇİN HAZIRLANIR.  
ALLAH'I ANIN
RUHUNUZ DOYSUN
Alıntı
ALLAH HERŞEYİ İŞİTİR ...BİLİR....GÖRÜR....
Allah Her Şeyi İşitir, Bilir ve Görür
· Allah her şeyi işitir
İşitmek Yüce Allah'ın sıfatlarından biridir. Allah her şeyi işitir. Ancak onun işitmesi başka varlıklarınkine benzemez. Çünkü diğer varlıklar, işitmek için kulağa veya başka araçlara ihtiyaç duyar. Oysa Allah'ın işitmek için herhangi bir alete veya organa ihtiyacı yoktur. Gizli açık, fısıltı halinde, yavaş sesle, yüksek sesle ne söylenirse hepsini işitir. Kur'an'da "Bilin ki Allah işitir ve bilir"( Bakara suresi ayet 181) buyrulur.
· Allah her şeyi bilir
Allah her şeyi bilir. Aynı özellik insanlarda da vardır. İnsanlar da bazı şeyleri bilirler. Ancak insanların bilmesi Allah'ın bilmesinin yanında sınırlıdır. Allah'ın bilmesi ise sınırsızdır. Evrendeki mükemmel düzen ve ahenk Allah'ın sonsuz bir ilme sahip olduğunu gösterir. Bu konuda Yüce Allah Kur'an'da: "Karada denizde ne varsa hepsini o bilir. Onun bilgisi dışında bir yaprak dahi düşmez." (En'am suresi ayet 59)
· Allah her şeyi görür
Allah her şeyi görür. Hiçbir şey onun görmesinden gizli kalamaz. Allah gizli, açık, aydınlık, karanlık ne varsa görür. Allah'ın görmesi bizim görmemiz gibi herhangi bir organ veya aletle değildir. Bir ayette "... Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür." (Bakara suresi ayet 110) buyrulur.
· Bu sıfatlara sahip Yüce Allah'a inanmanın günlük yaşamımızdaki etkisi nedir?
Allah gören, işiten, bilen bir varlıktır. Bütün insanların söz ve davranışlarını görür, duyar ve bilir. Bu da konuşmalarda ve davranışlarda dikkatli ve ölçülü olmayı gerektirir. Bu sıfatlara sahip olan Allah'a iman, insanı iyi, güzel ve yararlı işler yapmaya yöneltir. Kötülüklerden sakındırır, kişiyi sorumluluk bilincine eriştirir. Bu kişi Allah'a, insanlara ve diğer canlılara karşı görevlerini en iyi şekilde yerine getirmeye çalışır. Ailesini, vatanını, milletini ve bütün insanları sever, onlara karşı şefkatli ve merhametli olur.
Alıntı
ABDURRAHMAN BİN AVF(RA)
|
Cennetle Müjdelenen On Sahâbîden Biri: ABDURRAHMAN BİN AVF(R.A)
|
| |
|
Abdurrahman bin Avf, ticâretle meşgul olurdu. Bu sebeple çeşitli yerlere ticâret için giderdi. Şöyle anlatır:
Peygamber efendimize peygamberlik emri bildirilmeden bir yıl önce, ticâret için Yemen'e gittiğim zaman, Askelân bin Avâkir-ül-Himyerî'ye misâfir olmuştum. O zât, çok yaşlı idi ve ona her varışımda ona konuk olurdum. O da bana Mekke'den haber sorarak derdi ki:
- İçinizde kendisi hakkında haber ve zikir bulunan zât zuhûr etti mi? Dîniniz hakkında size karşı olan bir kimse var mı?
Ben de hep, "hayır, yoktur" derdim.
O'na kitap indirdi
Nihâyet, Resûlullah efendimize peygamberlik bildirilip, İslâm dînini insanlara gizlice tebliğ etmeye başladığı sene idi. Yemen'e yine gidip aynı zâta misâfir olduğumda bana dedi ki:
- Ben seni ticâretten daha hayırlı bir müjde ile müjdeleyeyim mi?
- Evet, müjdele.
- Hiç şüphesiz, Allah senin kavminden, kendisinden râzı olduğu, seçtiği bir peygamber gönderdi ve O'na Kitab da indirdi. O, insanları putlara tapmaktan men edecek ve İslâmiyete da'vet edecek. Hakkı buyuracak ve işleyecek, bâtılı da men ve iptâl edecektir. O, Hâşimoğullarındandır. Siz O'nun dayılarısınızdır. Dönüşünü çabuklaştır! Gidip O'na yardımcı ol! Kendisini tasdîk et ve şu beytleri de Ona götür!
Yemenli ihtiyârın söylediği beytleri ezberleyip, Mekke-i mükerremeye döndüm ve Hz. Ebû Bekir ile buluştum. Ona, Yemenli ihtiyârın söylediklerini haber verdim. Ebû Bekir dedi ki:
- O kimse, Abdullah'ın oğlu Muhammed aleyhisselâmdır. Allahü teâlâ, Onu insanlara peygamber olarak gönderdi. Hemen Ona gidip îmân et!
Hemen Resûlullahın evine gittim. Resûlullah efendimizin beni görünce gülümsedi ve sordu:
- Arkanda ne haber var, ey Abdurrahman?
- Yâ Muhammed, bu ne demek?
- Bana tevdî edilmek üzere o kimsenin seninle gönderdiğini getir, ver. Hiç şüphesiz onu bana gönderen Hımyeroğulları mü'minlerinin üstünlerindendir.
Gerçek kardeşlerimdir
Resûlullah efendimizin bu sözlerini işitince hemen Kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olma şerefine kavuştum ve Yemenli ihtiyârın söylediği beytleri okuyarak, onun anlattıklarını anlattım. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz buyurdu ki:
- Zaman zaman öyle mü'minler bulunacak ki, onlar beni görmeden bana inanacak ve beni tasdik edeceklerdir. İşte, bunlar, benim gerçek kardeşlerimdir.
Hz. Abdurrahman İslâmiyeti kabûl edince diğer Müslümanlar gibi eziyet ve işkencelere mâruz kaldı. Böylece vatanını terketmek suretiyle hicrete mecbur oldu. Habeşistan'a hicret eden müslümanlarla beraber bu memlekete gitti. Çok geçmeden Peygamber efendimiz Medine-i münevvereye hicretinden sonra Medîne'ye gelerek Resûlullaha katıldı.
Hz. Abdurrahman bütün harplerde bulundu. Bedir'de kahramanlıkları çok oldu. Abdurrahman bin Avf hazretleri, Bedir muhârebesinde şâhit olduğu bir hâdiseyi şöyle anlatır:
Savaş esnâsında yanımda ensârdan iki genç belirdi. Gençlerin gayreti hoşuma gitti. Kendilerine muhabbetle baktım. Gençlerden birisi yanıma yaklaşarak dedi ki:
- Biz, islâm düşmanı Ebû Cehil'i öldürmeye azmettik. Fakat kendisini tanımıyoruz. Onu bize gösterir misin?
- Peki siz bu işi başarabilecek misiniz?
- Resûlullaha ve İslâm dînine hakâret eden kimse sağ olduğu müddetçe, bizim sağ kalmamızın bir önemi yoktur. Allaha yemin ederiz ki, onu gördüğümüzde, kanımızın son damlasına kadar, onu öldürmek için çalışacağız.
Hanginiz öldürdü?
Gençlerin bu kararlı hâline gıpta ettim. Bu arada Ebû Cehil karşıdan geçiyordu. Gençlere dedim ki:
- İşte aradığınız, şu karşıdan geçmekte olan kimsedir.
Ebû Cehil'i gören gençler, Ebû Cehil'in askerlerinin çokluğuna bile bakmadan, kılıçlarını çektikleri gibi, üzerine atıldılar.
Ebû Cehil'in askerleri hiç beklemedikleri böyle bir durum karşısında donakaldılar. Onların şaşkınlıkları geçmeden, gençler, Ebû Cehil'i öldürünceye kadar kılıç darbesine tuttular.
Sonra dönüp Resûlullahın huzuruna geldiler. Ve hâdiseyi arz ettiler. Peygamber efendimiz çok memnûn olarak, gençlere sordu:
- Bunu hanginiz öldürdü?
İkisi de birden dediler ki:
- Ben öldürdüm.
Bunun üzerine, gençlerin kılıçlarını muâyene ettikten sonra;
- İkiniz öldürmüşsünüz, buyurdu.
Abdurrahman bin Avf hazretleri, Uhud savaşında yirmi yerinden yaralandı. 12 dişi kırıldı. Peygamber efendimiz, Medîne'de kendisini Saîd bin Rebii hazretleri ile kardeş yaptı. Kardeşi, malına ve servetine onu da ortak yapmak istediğinde şöyle dedi:
- Aziz kardeşim, Allah sana ve çoluk çocuğuna bereket ihsân etsin, malını çoğaltsın! Sen bana çarşının yolunu göster, ben orada ticâret yapar ihtiyâçlarımı karşılarım.
Bu serveti nasıl kazandın?
Bu sözü Peygamber efendimize bildirilince, çok sevindi. Kendisine hayır duâ etti. Bu duâdan sonra yaptığı ticâret sebebiyle kısa zamanda çok zengin oldu. Buyururdu ki:
- Taşa uzansam, o taşın altında ya altına veya gümüşe rast gelirdim.
Abdurrahman bin Avf hazretlerine sordular:
- Bu büyük serveti nasıl kazandın?
- Çok az kâra râzı oldum. Hiçbir müşteriyi boş çevirmedim.
Abdurrahman bin Avf, Resûlullahın sağlığında Allah yolunda çok mal harcadı. Üç kere malının yarısını verdi. Birinci defa 4000 dirhem, ikincide 40.000 dirhem ve üçüncüde de 40.000 altın sadaka olarak Allah yolunda dağıttı.
Uhud savaşı esirlerinden 30 tanesini azâd ettirdi ve her birine 1000 altın dağıttı. Tebük seferi için 500 at ve 500 yüklü deve verdi.
Birgün buğday, un ve çeşitli zahire yüklü 700 devesi ile Medîne'ye girdiğinde, Hz. ^Aişe, Resûlullah efendimizin;
- Abdurrahman bin Avf, Cennete emekliyerek girer, buyurduğunu bildirince, Abdurrahman bin Avf, develerin hepsini yükleriyle birlikte Allah yolunda dağıtacağını söz verip, onu şâhit tutmuştur.
Resûlullaha imâm oldu
Bedir harbinde bulunup da sağ kalanların herbirine, kendi malından 400 dirhem altın para verilmesini vasiyet etti. Vasiyeti hemen yerine getirildi.
Tebük harbi dönüşünde, Peygamber efendimiz gecikince, namaz geçmesin diye, Abdurrahman bin Avf hazretleri imâm yapıldı. İkinci rek'atte iken Peygamber efendimiz yetişip kendisine uydu. Namazdan sonra;
- Bir peygamber sâlih bir kimsenin arkasında namaz kılmadıkça rûhu kabzolmaz, buyurdu.
Abdurrahman bin Avf hazretleri nakleder:
Bir gün Peygamber efendimiz yalnız olarak, yola çıktı. Ben de geriden tâkip ediyordum.
Hurmalık bir yere vardı. Yere kapandı. Secde o kadar uzadı ki, kendi kendime, "Aman yâ Rabbî, acaba Resûlullaha birşey mi oldu?" diyerek büyük bir korku ile yanına yaklaştım ve oturdum.
Resûlullah, secdeden başını kaldırıp sordu:
- Sen kimsin?
- Ben Abdurrahman'ım.
- Bir şey mi oldu?
- Hayır yâ Resûlallah, secdeniz o kadar uzadı ki, size bir hâl olmasından endişe ettim.
- Yâ Abdurrahman! Cebrâil aleyhisselâm şunu müjdeledi: "Yâ Resûlallah, kim ki, sana salât ve selâm getirirse, Cenâb-ı Hakkın magfiret ve selâmına nâil olur." Ben de bu müjde sebebiyle şükür secdesinde bulundum.
Seni ağlatan nedir
Abdurrahman bin Avf hazretleri, Resûlullahın âhırete teşrîfinden sonra, Onunla geçirdiği günleri hatırlıyarak dâimâ ağlardı. Onun sohbetlerinden mahrûm olduktan sonra, kendisi için dünyanın hiçbir kıymeti kalmadığını söylerdi.
Nevfel bin İyas hazretleri anlatır:
Abdurrahman bin Avf hazretleri, bizi bir gün evine götürdü. Bize tepsi içinde leziz yemekler ikrâm etti. Yemeği önümüze koyunca, ağlamaya başladı. O ağlayınca biz de ağlamaya başladık. Fakat niçin ağladığımızı bilmiyorduk. Sordum:
- Ey Abdurrahman, seni bu kadar ağlatan nedir?
- Biz bu kadar ni'metler içerisindeyiz. Resûlullah vefât etti. Fakat kendisi ve ehli arpa ekmeğinden bile bir defa olsun doyasıya yemedi. Biz bu yediklerimizin şükrünü nasıl yapacağız? Bunun için ağlarım.
Abdurrahman bin Avf, Hicretin 6. senesinde, Resûlullah efendimiz tarafından Kelb kabîlesini İslâma da'vet etmek için Dûmet-ül-Cendel'e gönderilen 700 kişilik orduya, kumandan tâyin edildi. Dûmet-ül-Cendel, Tebük şehrinin yakınında olup, büyük bir panayır ve ticâret merkezi idi.
Resûlullah efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ı yanına çağırıp buyurdu ki:
- Hazırlan! Seni bugün veya yarın sabah inşâallah askerî birliğin başında göreceğim.
Yolculuk elbisem üzerimdedir
Sabah namazını mescidde kıldıktan sonra, Peygamber efendimiz onun Dûmet-ül-Cendel'e hareket etmesini ve oranın halkını İslâmiyete da'vet etmesini emir buyurdu. Dûmet-ül-Cendel'e gidecek ordu, seher vakti Medîne dışındaki Cürüf denilen mevkîde toplandı. Peygamber efendimiz, Abdurrahman bin Avf'ın geride kaldığını görünce buyurdu ki:
- Arkadaşlarından niçin geri kaldın?
- Yâ Resûlallah! En son görüşmemin ve konuşmamın sizinle olmasını istedim. Yolculuk elbisem üzerimdedir.
Abdurrahman bin Avf, başına, siyah pamuklu ve kalın bezden, gelişi güzel bir bez sarmıştı. Peygamber efendimiz, onun sarığını eliyle çözüp, sarığın ucunu iki omuzunun ortasından sarkıtarak bağladı ve, "Ey İbni Avf! İşte sarığını böyle sar" buyurdu. Daha sonra eline bir sancak vererek devam etti:
- Ey İbni Avf! Allahü teâlânın adıyla, O'nun yolunda cihâd et ve Allahı inkâr edenlerle çarpış. Zulüm ve taşkınlık yapma. Allahın emri dâiresinde hareket et. Çocukları öldürme. Eğer o belde ahâlisi senin da'vetine icâbet ederlerse, o kabîlenin reîsinin kızıyla evlen.
Abdurrahman bin Avf, emrine verilen 700 kişilik orduyla birlikte hareket ederek, Dûmet-ül-Cendel'e ulaştı. Kelb kabîlesini, tatlı bir üslûbla İslâma da'vet etti. Üç gün orada kaldıktan sonra, Kelb kabîlesinin reîsi Esbağ bin Amr ve kavminin büyük bir kısmı Müslüman olup, Hıristiyanlığı terkettiler. Bir kısmı da Hıristiyan olarak kalıp, cizye vermeye râzı oldular.
Abdurrahman bin Avf, Müslüman olan Esbağ'ın kızı Tümadır ile evlendi. Onunla birlikte Medîne'ye geldi. Tümadır, Abdurrahman bin Avf'ın oğlu Ebû Seleme'nin annesidir. Ebû Seleme ise Medîne'nin yedi büyük fıkıh âlimlerinden biridir.
Bunları koruyalım
Hz. Ömer'in halîfeliği zamanında bir ticaret kervanı gelip, gece Medîne'nin dışında kondu. Yorgunluktan hemen uyudular. Halîfe Ömer, şehri dolaşırken bunları gördü. Abdurrahman bin Avf'ın evine gelip dedi ki:
- Bu gece bir kervan gelmiş. Hepsi kâfirdir. Fakat bize yabancı olanların, yolcuların; bunları soymasından korkuyorum. Gel, bunları koruyalım.
Sabaha kadar bekleyip, sabah namazında mescide gittiler. İçlerinden bir genç uyumamıştı. Arkalarından gitti. Soruşturup, kendilerine bekçilik eden şahsın halîfe Ömer olduğunu öğrendi. Gelip arkadaşlarına anlattı. Roma ve İran ordularını perişan eden, binlerce şehir almış olan, adâleti ile meşhur yüce halîfenin, bu merhamet ve şefkatini görerek, İslâmiyetin hak din olduğunu anladılar. Hepsi seve seve Müslüman oldu.
Abdurrahman bin Avf hazretleri, fazîlet ve kemâl sâhibi bir insandı. Kalbi sadece, Allah korkusu, Resûlüne muhabbet, doğruluk, iffet, merhamet ve şefkat ile doluydu. Allah yolunda malını dağıtmaktan zevk alırdı.
Eshâb-ı kirâmın en zenginlerinden olduğu hâlde, mala karşı en ufak bir sevgisi yoktu. Her zaman âhireti dünyaya tercîh ederdi. En büyük arzûsu, dînin emirlerine eksiksiz uyabilmekti.
Ayakları açık kalıyordu
Bir gün bir yerde yemek ikrâm edilmişti. O gün de kendisi oruçlu idi. Tam iftâr edeceği zaman, bir hâtırasını anlatması istendi. Hemen hâtırasını anlatmaya başladı:
"Benden çok hayırlı olan Mus'ab bin Ümeyr şehîd olduğunda, onu bir kumaş parçası ile kefenledik. Başını örttüğümüz zaman, ayakları açık kalıyor, ayaklarını örttüğümüz zaman başı açık kalıyordu.
Sonra Hz. Hamza şehîd oldu. O da benden çok üstündü. Onu da zor şartlar altında defnettik. Onlar benden çok hayırlı olduğu hâlde, dünyayı bırakıp gittiler. Sonra bize dünya kapısı açıldı. Türlü türlü ni'metlere kavuştuk. Bunların hesâbını nasıl vereceğiz" deyip ağlamaya başladı.
Oruçlu olduğunu unutup, iftâr yemeğini bile yemedi. Zaten o günleri hatırlayınca yemek yiyecek hâli de kalmıyordu.
Halîfe Ömer Şam'a gidiyordu. Şam'da tâ'ûn ya'nî vebâ hastalığı olduğu işitildi. Yanında bulunanların ba'zısı, "Şam'a girmiyelim" dedi. Bir kısmı da dedi ki:
- Allahü teâlânın kaderinden kaçmıyalım.
Bunun üzerine Halife de buyurdu ki:
- Allahü teâlânın kaderinden, yine O'nun kaderine kaçalım, şehre girmiyelim. Birinizin bir çayırı ile, bir çıplak kayalığı olsa, sürüsünü hangisine gönderirse, Allahü teâlânın takdîri ile göndermiş olur.
Sonra Abdurrahman bin Avf'ı çağırıp sordu:
- Sen ne dersin?
- Resûlullah efendimizden işittim ki, (Vebâ olan yere girmeyiniz ve vebâ olan bir yerden başka bir yere gitmeyiniz, oradan kaçmayınız) buyurmuştu.
Halife de, "Elhamdülillah, benim sözüm hadîs-i şerîfe uygun oldu" deyip Şam'a girmediler.
Vebâlı yerden kaçmak
Vebâ bulunan yerden dışarı çıkmanın yasak edilmesine sebep, sağlam olanlar çıkınca, hastalara bakacak kimse kalmaz, helâk olurlar. Vebâlı yerde kirli hava, herkesin içine yerleşince, kaçanlar hastalıktan kurtulamaz ve hastalığı başka yerlere götürmüş, bulaştırmış olurlar. Hadîs-i şerîfte buyuruluyor ki:
(Vebâ hastalığı bulunan yerden kaçmak, muharebede kâfir karşısından kaçmak gibi, büyük günâhtır.)
Hz. Ömer vefât ederken halîfeliğe aday olarak gösterdiği 6 kişiden biri de Abdurrahman bin Avf'dır. Hz. Ömer'in defninden sonra, tâyin edilen bu altı sahâbî toplandılar. İlk olarak Abdurrahman bin Avf söz alıp şöyle dedi:
- Ey Cemâ'at! Bu husûsta hepimizin de görüşleri var. Dinleyiniz, öğrenirsiniz, anlarsınız. Muhakkak ki, hedefe isâbet eden ok, isâbet etmeyenden üstündür. Bir yudum yavan fakat soğuk su, hastalığa sebep olan tatlı sudan daha faydalıdır.
Sizler, Müslümanların rehberleri, mürâcaat olunan âlimlerisiniz. O hâlde, aranızda meydana gelecek ihtilâflarda bıçağın ağzını köreltmeyin. Kılıçları düşmanlarınızdan ayırıp kınlarına sokmayınız. Yoksa düşmanlarınız karşısında tek kalmış, amellerinizi noksanlaştırmış olursunuz.
Fitne ehli
Herkesin muayyen bir eceli, her evin emrine itâat edilen, yasaklarından çekinilen bir emîri, reisi vardır. Öyleyse aranızdan, işlerinizi görecek birisini emir tâyin edin. Böylece maksada erişirsiniz. Şâyet, kör fitne, şaşırtan dalâlet olmasaydı niyetlerimiz bildiklerimizden, amellerimiz niyetlerimizden başka olmazdı. Zîrâ fitne ehli; gözlerinin görmediğini, fitnenin kendilerini, çölde şaşkın, nereye gideceğini bilmez bir şekilde bıraktığını söylerler.
Nefslerinize ve fitnecilerin sözlerine uymaktan sakınınız. Sözle olan hîle, kılıcın yarasından daha şiddetlidir. Halîfeliği; musîbet ve felâket zamanlarında metânet ve sabırlı, bu işte muvaffak olacağını umduğunuz, onun sizden, sizin ondan râzı olacağınız birisine veriniz. Size nasîhat eder görünen fesatçılara itâat etmeyiniz. Size yol gösteren rehbere muhâlefet etmeyiniz. Söyleyeceklerim bundan ibârettir. Allahü teâlâdan kendim ve sizin için magfiret dilerim.
Abdurrahman bin Avf bundan sonra, şu teklifte bulundu:
- İçimizden üçümüz, diğer üçümüz lehine adaylıktan çekilsin.
Abdurrahman bin Avf'ıın bu teklifi hemen kabûl olunarak Zübeyr Ali'ye, Talhâ Osman'a, Sa'd bin Ebî Vakkâs da Abdurrahman bin Avf'a oylarını verdiler. Arkasından Abdurrahman bin Avf da çekildi ve Hz. Osman ile Hz. Ali kaldılar. Netîcede Hz. Osman'a bîât olundu.
Sen emînsin
Hz. Abdurrahman yüksek ahlâk, fazîlet ve kemâl sahibi, çok iyi ve çok temiz, seciyeli bir insandı. Onun kalbi, Allah korkusu ile Resûl-i ekreme muhabbetle, doğruluk ve iffetle, rahmet ve şefkatle dolu idi. Cömertti. Allah yolunda malını dağıtmaktan zevk alırdı. Kalbinde Allah korkusu o kadar yer etmişti ki, kendisi hiç bir vakit dünyasını dînine tercih etmemiş, hayatta servet ve mal sahibi olmaya ehemmiyet vermemiş, tam Müslüman olarak yaşamayı herşeyin üstünde tutmuştu.
Abdurrahman bin Avf'ı Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmın büyükleri methetmişlerdir. Resûlullah efendimiz onun hakkında buyurdu ki:
- Göktekiler ve yerdekiler katında, sen emînsin.
Abdurrahman bin Avf 651 senesinde 75 yaşında vefât etti. |
Alıntı
MEVLAN GÜZEL SÖZLERİ
|
MEVLANIN GUZEL SÖZLERİ
Sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol, öfkede ölü gibi ol, her ne olursan ol, ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
· Şu dünyada yüzlerce ahmak, etek dolusu altın verir de, şeytandan dert satın alır.
. Vazifesini tam yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına ne mazaretin devası ne ilacın şifası deva getirmiş..
. Aşk altın değildir, saklanmaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır..
. Yeşillerden, çiçeklerden meydana gelen bahçe geçici, fakat akıllardan meydana gelen gül bahçesi hep yeşil ve güzeldir..
· Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok. Nice elbiseler gördüm, içinde insan yok.
. Aşk, davaya benzer, cefa çekmek de şahide: Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki..
· Sen diri oldukça ölü yıkayıcı seni yıkar mı hiç?
· İsa'nın eşeğinden şeker esirgenmez ama eşek yaratılışı bakımından otu beğenir.
· Dert, insanı yokluğa götüren rahvan attır.
· Ehil olmayanlara sabretmek ehil olanları parlatır.
· Leş, bize göre rezildir ama, domuza, köpeğe şekerdir,helvadır.
· Kuzgun, bağda kuzgunca bağırır. Ama bülbül, kuzgun bağırıyor diye güzelim sesini keser mi hiç?
· Pisler, pisliklerini yapar ama sular da temizlemeye çalışır.
· Dikenden gül bitiren, kışı da bahar haline döndürür. Selviyi hür bir halde yücelten, kederi de sevinç haline sokabilir.
· Nasıl olur da deniz, köpeğin ağzından pislenir, nasıl olur da güneş üflemekle söner?
· Akıl padişahı kafesi kırdı mı, kuşların her biri bir yöne uçar
· Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir. Bir solukta aşağılık dünyadan göğe sıçrayıverir.
· O beden testisi ab-ı hayatla dopdolu, bu beden testisi ise ölüm zehiri ile. İçindekine bakarsan padişahsın, kabına bakarsan yolu yitirdin.
· Genişlik, sabırdan doğar.
· Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü, inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.
· Kim daha güzelse kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.
· Dünya tuzaktır. Yemi de istek. İstek tuzaklarından kaçının.
· Irmak suyunu tümden içmenin imkanı yok ama susuzluğu giderecek kadar içmemenin de imkanı yok.
· Gürzü kendine vur. Benliğini, varlığımı kır gitsin. Çünkü bu ten gözü, kulağa tıkanmış pamuğa benzer.
· Ey altın sırmalarla süslü elbiseler giymeye, kemer takmaya alışmış kişi. Sonunda sana da dikişsiz elbiseyi giydirecekler.
· Eşeğe, katır boncuğuyla inci birdir. Zaten o eşek, inciyle denizin varlığından da şüphe eder.
· Birisi güzel bir söz söylüyorsa bu, dinleyenin dinlemesinden, anlamasından ileri gelir.
· Oruç tutmak güçtür, çetindir ama Allah'ın kulu kendisinden uzaklaştırmasından, bir derde uğratmasından daha iyidir.
· Ayın, geceye sabretmesi, onu apaydın eder. Gülün, dikene sabretmesi, güle güzel bir koku verir. Arslanın, sabredip pislik içinde beklemesi, onu deve yavrusu ile doyurur.
· Zahidin kıblesi, lütuf, kerem sahibi Allah'tır. Tamahkarın kıblesi ise altın torbası.
. Allah ile olduktan sonra ölüm de, ömür de hoştur..
· Sarhoş, cinayeti yapar da sonra "özrüm vardı, kendimde değildim"der. Kendinde olmayış, kendiliğinden gelmedi sana, onu sen çağırdın.
· İnsan gözdür, görüştür, gerisi ettir. İnsanın gözü neyi görüyorsa, değeri o kadardır.
· Birinin başına toprak saçsan başı yarılmaz. Suyu başına döksen, başı kırılmaz. Toprakla, suyla baş yarmak istiyorsan, toprağı suya karıştırıp kerpiç yapman gerek.
· Yoldaki bir tepecik seni bunaltmış,oysa önünde yüzlerce dağ var
· Kabuğu kırılan sedef üzüntü vermesin sana, içinde inci vardır.
· Adalet nedir? Her şeyi yerine koymak. Zulüm nedir? Bir şeyi yerine koymamak,başka yere koymak.
· Hiçbir kafire hor gözle bakmayın. Müslüman olarak ölmesi umulur çünkü.
· Şu deredeki su,kaç kere değişti,yıldızların akisleri hep yerinde.
· Yol kesenler olmadıkça ,lanetlenmiş şeytan bulunmadıkça,sabırlılar ,gerçek erler,yoksulları doyuranlar nasıl belirir,anlaşılır?
· Oyun ,görünüşte akla uymaz ama çocuk oyunla akıllanır.
· Anlayış,edep şehirlilerdedir. Ziyafet,garip konaklamak da köylülerde.
· Resimler ister haberleri olsun,ister olmasın,hepsi de ressamın elindedir,o elden çıkar.
· Alışsan güvercin sallanan kamıştan kaçar mı hiç?O kamıştan göklere uçan yere alışmamış olan güvercin ürker,kaçar.
· Mal, sadakalar vermekle hiç eksilmez. Hayırlarda bulunmak,malı yitmekten korur.
· Çalınmış kumaş,devamlı kalmaz insanda. Hırsızı da darağacına götürür.
· Ağlayışın,feryat edişin bir sesi,sureti vardır. Zararınsa sureti yoktur. Zararda insan elini dişler ama zararın eli yoktur.
· Her korkuda binlerce eminlik vardır,göz karasında onca aydınlık mevcut.
· Verdiğini geri alan kişi, köpek gibi kusmuğunu yemiş olur.
· Şarap kadehtedir ama kadehten meydana gelmemiştir ki. Ağzını,şarabı verene aç.
· Ekme günü gizlemek toprağa tohumu saçmak günüdür. Devşirme günüyse tohumun bittiği gündür,karşılığını bulma günüdür.
· Bilgi, sınırı olmayan bir denizdir. Bilgi dileyense denizlere dalan bir dalgıçtır.
· Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasıl güler?
· Bülbüllerin güzel sesleri beğenilir de bu yüzden kafes çeker onları. Ama kuzgunla baykuşu kim kor kafese?
· Meyve ekşi bile olsa, olmadıkça ona ham derler
· Çayırlıktan, çimenlikten esip gelen yel, külhandan gelen yelden ayırt edilir.
· Dünya malı, bedene tapanlara helaldir.
· Gerçek kokusuyla, ahmağı kandıran yalan sözün kokusu, miskle sarımsak kokusu gibi, söz söyleyenin soluğundan anlaşılır.
· Her dil, gönlün perdesidir. Perde kımıldadı mı, sırlara ulaşılır.
· Ahlaksızların bağırışıyla, yürekli yiğitlerin naraları, tilkiyle arslanın sesi gibi meydandadır.
· Kötü nefis, yırtıcı kuştur.
· Hırsın yemdir, cehennemse tuzak.
· Doğan, avdan av getirir, fakat kendi kanadıyla uçar da avlanır. Padişah da bu yüzden onu keklikle, çil kuşuyla besler.
· Dil, tencerenin kapağına benzer. Kıpırdadı da kokusu duyuldu mu ne pişiyor anlarsın.
· Yemekle dolu karın, şeytanın pazarıdır.
· Sözle anlatılan şey, yalan bile olsa, kokusu, gerçek olduğunu da haber verir, yalan olduğunu da.
· Canım bedenimde oldukça, kulum, köleyim, seçilmiş Muhammet'in yolunun toprağıyım. Birisi sözlerimden bundan başka söz naklederse, o kişiden de bezmişim ben, o sözden de.
· Sevgiden, tortulu bulanık sular arı-duru bir hale gelir. Sevgiden, dertler şifa bulur. Sevgiden, ölüler dirilir. Sevgiden, padişahlar kul olur. Bu sevgi de bilgi neticesidir.
· Mumundur karanlık veren sana. Anlatırdım bunu ama, gönlünün beli kırılıverir. Gönül şişesini kırarsan artık, yaşamak fayda vermez.
· Rüşvet alan para pul padişahı değiliz. Paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız biz.
· Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı, dünyada su da olmazdı, ateş de.
· İki parmağının ucunu gözüne koy. Bir şey görebiliyor musun dünyadan? Sen göremiyorsun diye bu alem yok değildir. Görememek ayıbı, göstermemek kusuru, uğursuz nefsin parmağına ait işte.
· İnsan, gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir. Göz ise ancak dostu görene denir.
· A kardeş, keskin kılıcın üzerine atılmadasın, tövbe ve kulluk kalkanını almadan gitme.
· Bir gömlek derdine düşeceksin ama belki o gömlek kefen olacaktır sana.
· Dün geçti gitti. Dün gibi, dünün sözü de geçti. Bugün yepyeni bir söz söylemek gerek.
· Saman çöpü gibi her yelden titrersin. Dağ bile olsan, bir saman çöpüne değmezsin.
· O dağa bir kuş kondu, sonra da uçup gitti. Bak da gör, o dağda ne bir fazlalık var ne bir eksilme.
· Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir bir sevgiye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra
· Gördün ya beni gamdan başka kimse hatırlamıyor, gama binlerce defa aferin.
· Nefsin, üzüm ve hurma gibi tatlı şeylerin sarhoşu oldukça, ruhunun üzüm salkımını görebilir misin ki?
· Ağzını kapa ve altın dolu avucunu aç. Ceset cimriliğini bırak da cömertliği seç.
· İnanmışsan, tatlı bir hale gelmişsen, ölüm de inanmıştır, tatlılaşmıştır. Kafirsen, acılaşmışsan, ölüm de kafirleşir, acılaşır sana.
· Doğruluk, Musa'nın asası gibidir. Eğrilik ise sihirbazların sihrine benzer. Doğruluk ortaya çıkınca, bütün eğrilikleri yutar.
· Bir kötülük yaptıktan sonra pişmanlık hissetmek Allah'ın inayet ve muhabbetine mazhar olmanın delilidir.
· Sıkıntı ve huzursuzluk mutlaka bir günahın cezası, huzur ise bir ibadetin karşılığıdır.
· Üzerinde pek çok meyveler bulunan bir dalı, meyvalar aşağı doğru çeker. Meyvasız bir dalın ucu ise, servi ağacı gibi havada olur.
· Topluluk bizim yanımıza geliyor. Susacak olsak, incinirler. Bir şey söyleyecek olsak, onlara göre söylemek lazım geldiğinden o zaman da biz inciniriz
· Ümit, güvenlik yolunun başıdır.
· Kuş seslerini öğrenen kimse, kuş olmadığı gibi aynı zamanda kuşların düşmanı ve avcısıdır.
· Dert, insana yol gösterir.
· İman, namazdan daha iyidir. Çünkü namaz beş vakitte, iman ise her zaman farzdır.
|
Alıntı
Konuşulan konu tüm arkadaşlara
Gönderdiğim arkadaş davetlerini kabul eden ve beni arkadaş olarak eklemek isteyen tüm arkadaşlara sonsuz teşekkürler, kucak dolusu sevgiler...
     
Alıntı
<<<<<<<< AL SANA LEYLA >>>>>>>>
İNSAN RABBİNİ TANIDIĞI KADAR İNSANDIR!!!
Arayan belasını da, Mevlasını da bulur derler. Aramak, ihlasla istemek, buna kavuşmak için azimle çalışmak demektir. Bir şeyi iyi yapmak, onu çok ve devamlı yapmakla mümkündür. İnsan zamanla o işin ustası olur. Allah yolunda azimle çalışan da Allahü teâlânın rızasına kavuşur. İnsan sevdiğini çok anar. Çok anınca ikisi arasında bilmediğimiz bir şekilde muhabbet hasıl olur. Onun için neyi aradığımıza, neyi çok andığımıza dikkat etmeli.
Delikanlının biri, ilk görüşte bir kıza âşık olmuş, kızın haberi yok. Kızın evini öğrenir, gider babasına kızıyla evlenmek istediğini söyler. Bunu ne kız tanır, ne annesi tanır ne de babası. Dolayısıyla adam kovar bunu.
Delikanlı da o bölgede olan evliya bir zata gitmiş, durumu anlatmış:
- Ben o kıza ilk görüşte aşık oldum, gittim istedim, beni kovdular. Ne olur bu işe bir çare bulun, beni o kızla evlendirin.
- Dediklerimi yaparsan, bu çok kolay.
- Efendim ne isterseniz yaparım, yeter ki o kızla evleneyim.
- Kızın adı ne?
- Leyla.
Bunun üzerine, o mübarek zat, genci bir odaya kapatır. Ona der ki:
- Burada Leyla Leyla diye bağır. Namaz, abdest, yemek haricinde bu odadan çıkma ve devamlı Leyla Leyla diye bağır; sevgi ve talebinde samimi isen merak etme Leyla’ya kavuşursun.
Aşık genç, inanamamış ama; başka çare olmadığı için bağırmaya devam etmiş.
Üçüncü gün genç bir kız dergaha gelir. Hoca efendiyle görüşmek istediğini söyler ve der ki:
- Efendim üç gün önce bize bir genç geldi, beni çok sevmiş, evlenmek istiyordu. Bunu hiç tanımıyorduk, ben de dahil olmak üzere ailece onu kovduk gitti. Sonra ne olduysa yavaş yavaş o gence kalbim meyletmeye başladı, derken ben de ona aşık oldum. Ben de şimdi onunla evlenmek istiyorum ama kimdir, nerdedir, hiç tanımıyoruz. Onu bulmanız için, yardım etmeniz için geldim.
Bunun üzerine mübarek zat, gencin bulunduğu odanın kapısını açar, al sana Leyla der.
Delikanlı, bakar ki gerçekten Leyla gelmiş. Demek ki başka şey isteseydim ona da kavuşacaktım diyerek, Leyla'dan vazgeçip hocanın talebesi olur.
Bir kadın, kapıdan dışarı çıktığında, bembeyaz sakallı üç ihtiyarın kendi evinin önünde oturduklarını görür.'Ben sizi hiç tanımıyorum, der... Ama aç ve susuz olmalısınız... Lütfen içeriye gelin de sizlere bir şeyler ikram edeyim...' 'Evin erkeği içerde mi?' Diye sorar adamlar. 'Hayır, der kadın. Şu an evin dışında.' 'O evde olmadığı sürece bizim bu eve girmemiz mümkün değil...' diye cevap verirler. Akşam olup kocası eve döndüğünde kadın olanları anlatır. 'Peki, onlara söyleyebilir misin, der adam. Ben evdeyim artık, bu eve gelebilirler...' Kadın dışarı çıkıp bu kişileri içeri davet eder. Ama bu defa da; 'Hepimiz aynı anda içeri girmeyiz' der yaşlı adamlar. ..... Kadın öğrenmek ister; 'Niye giremezsiniz?..' İhtiyarlardan biri açıklar: 'Onun adı ZENGİN, der bir arkadaşını göstererek. Diğeri BAŞARI... Ben ise SEVGİ...' *** Sonra ekler; 'Şimdi içeri gir ve kocanla konuş. Hangimizi evinizde istersiniz?..' ..... Kadın içeri girip söylenenleri kocasına anlatır. Adam duyduklarıyla neşelenerek; 'Ne güzel, der. Madem öyle, Zengin’i içeri çağıralım ve evimizi zenginlikle doldursun...' Karısı itiraz eder; 'Canım, niçin Başarı’yı çağırmıyoruz?' Bu sırada, evin diğer köşesinde bulunan gelinleri konuştuklarını duyar. Koşarak gelir ve kendi fikrini söyler; 'Sevgi’yi çağırsak daha iyi olmaz mı? Evimiz sevgiyle dolar!..'
*** 'Gelinimizin teklifini dikkate alalım, der adam karısına... Dışarı çık ve bizim misafirimiz olması için Sevgi’yi davet et.'..... Kadın dışarı çıkar ve yaşlı adamlara sorar; 'Hanginiz Sevgi idi? Lütfen içeri gel ve misafirimiz ol...' Sevgi ayağa kalkar ve eve doğru yürümeye başlar. Fakat diğer iki yaşlı adam da onu takip ederler.. Kadın şaşırmış bir halde Zengin ve Başarı’ya sorar; 'Ben sadece Sevgi’yi davet ettim, siz niye geliyorsunuz?' Zengin ve Başarı bir ağızdan cevap verirler: 'Eğer Zengin’i ya da Başarı’yı davet etmiş olsaydın diğer ikisi dışarıda kalırdı. Ama sen Sevgi’yi davet ettin... O nereye giderse biz de ardından oraya gideriz. Çünkü nerede Sevgi varsa, orada Başarı ve Zenginlik de vardır!..'
Alıntı
.......ÖYLE BİR DOST EDİNİN Kİ......
Öyle birini dost edinme fırsatınız var ki : Her zaman sizin ona ihtiyacınız oluyor , onun ise aslında size hiç ihtiyacı olmadığı halde sizi dost telakki ediyor , size tenezzül buyurup iltifat ediyor , Siz ona 1 adım yöneldiğinizde o size 10 adımla yöneliyor , Darda kaldığınızda imdadınıza yetişiyor , zorlukları açıp kolaylaştırıyor , Çokça ikram ediyor , cömertliğini hiç bırakmıyor , Çok zengin , hiçbir şeye muhtaç olmuyor , Çok merhametle ve şefkatle muamele ediyor , merhameti gazabına gâlip geliyor , Sözünden asla dönmüyor , Özür dilediğinizde hatanızı görmezden geliyor , affediyor , Her yaptığı işi yerli yerince ve kusursuzca yapıyor , Kendisini vekil edinenlerin işlerini mükemmelce yerine getiriyor , Hayırlı işlerinizde sizi destekleyip size yardım ediyor , Kendisini memnun eden işleriniz için kat kat fazlasıyla karşılığını veriyor , Çok sabırla ve yumuşak muamele ediyor , Bir şey talep ettiğinizde bu talebinize muhakkak karşılık veriyor , Mağlup edilemiyor , her şeye gücü yetiyor , Hakemlik yaptığında en adaletli hükmü veriyor , Kendisine itimat edenlerin umudunu boşa çıkarmıyor , Kendisini sevdiğinizde , itaat ettiğinizde sizi sevip koruyor , Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteriyor , Dilediği şeyi mutlaka yapıyor , Sizin için faydalı olan doğru yolu tavsiye ediyor , Mazlumun hakkını zalimden zerresine kadar alıyor ve zalimi zelil ediyor , Kendisine sığınanları himaye edip emniyete kavuşturuyor , Sevdiklerinin mertebelerini yükseltip güzel makamlar veriyor , Hiç beklemediğiniz bir anda sizi sevindiriyor , Bütün icraatlarında hakkı , adaleti ve dengeyi gözetiyor , Cezalandırmaya gücü yettiği halde cezalandırmada acele etmiyor , muhataba kendini düzeltir diye mühlet veriyor , İdaresi altında bulunanların bütün ihtiyaçlarını karşılıksız temin ediyor , Siz öldükten sonra yüzyıllar geçse de sizi unutmuyor , sizinle ilgileniyor ,
O SİZE HİÇ DE UZAK OLMAYAN , ŞAHDAMARINIZDAN DAHA YAKIN OLAN ALLAHTIR . BU DOSTLUĞUN TEK BİR ŞARTI VAR :HAYATINIZ VE ÖLÜMÜNÜZ O NUN İÇİN ve O NUN YOLUNDA OLMALI .
Düşünün bir kere O na dost olunca ,O nun dostlarına da dost oluyorsunuz : En başta Hz . Muhammed olmak üzere Hz . İbrahim , Hz . Musa , Hz . İsa ve diğer peygamberlerimiz .... Resulullah ın yakın arkadaşları , Hz . Ebubekir , Hz . Ömer , Hz . Osman , Hz . Ali ve diğerleri , diğer peygamberlerin arkadaşları ....
Ve ismini sayamayacağımız nice âlimler , müminler ..... ( Hepsine selam ve rahmet olsun ) O NUNLA ve ONLARLA DOST OLMAYA DEĞER , DEĞİL Mİ ?
|
KULUNA DOST OLARAK YETER DEĞİL Mİ ?
|
|
Alıntı
************BİR ÇOCUĞUN MELEĞi************
Bir zamanlar Dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün tanrıya sormuş : -Tanrım beni yarin dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki orada nasıl yasayacağım?Tüm meleklerin arasından bir tanesini senin için seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak.Meleğin sana her gün şarki söyleyecek ve gülümseyecek.Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.PEKIII! İnsanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım?Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel, en tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek.-Peki TANRIM, Ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım? Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi öğretecek.Dünyada kötü adamlar olduğunu söylüyorlar, beni kim koruyacak?Meleğin seni kendi hayati pahasına dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm. Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarını sana öğretecek. ....O sırada CENNETTE bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete gelmeye baslar. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar.TANRIM, eğer gitmek üzere isem lütfen çabuk söyle benim meleğimin adi ne? Meleğinin adinin önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çağıracaksın…
Alıntı
************BİR ÇOCUĞUN MELEĞi************
Bir zamanlar Dünyaya gelmeye hazırlanan bir çocuk varmış. Bir gün tanrıya sormuş : -Tanrım beni yarin dünyaya göndereceğini söylediler, fakat ben o kadar küçük ve güçsüzüm ki orada nasıl yasayacağım?Tüm meleklerin arasından bir tanesini senin için seçtim. O seni bekliyor olacak ve seni koruyacak.Meleğin sana her gün şarki söyleyecek ve gülümseyecek.Böylece sen onun sevgisini hissedecek ve mutlu olacaksın.PEKIII! İnsanlar bana bir şey söylediklerinde dillerini bilmeden söylenenleri nasıl anlayacağım?Meleğin sana dünyada duyabileceğin en güzel, en tatlı sözcükleri söyleyecek, sana konuşmayı dikkatle ve sevgiyle öğretecek.-Peki TANRIM, Ben seninle konuşmak istersem ne yapacağım? Meleğin sana ellerini açarak bana dua etmeyi öğretecek.Dünyada kötü adamlar olduğunu söylüyorlar, beni kim koruyacak?Meleğin seni kendi hayati pahasına dahi olsa daima koruyacak. Fakat ben seni bir daha göremeyeceğim için çok üzgünüm. Meleğin sana sürekli benden söz edecek ve bana gelmenin yollarını sana öğretecek. ....O sırada CENNETTE bir sessizlik olur ve dünyanın sesleri cennete gelmeye baslar. Çocuk gitmek üzere olduğunu anlar ve son bir soru sorar.TANRIM, eğer gitmek üzere isem lütfen çabuk söyle benim meleğimin adi ne? Meleğinin adinin önemi yok yavrum, sen onu ANNE diye çağıracaksın…
Alıntı
vur beni
| vur beni
|
aşkımı bitirdin, öylece kaldım, cehennem yaşattın, harcadın beni, derdinle ömrümü,bitirim sandım, aldattın sevgilim,aglattın beni,
hayatım karardı,ömrümce isyan, gelirsin diyerek,yollara bakan, bıraktıgın yerdeyim,derdinle yanan, yangınım sevgilim yandırdın beni,
sanmıştım gün gelir,sevgimi bilir, kanmışım bir ömür,benimle gelir, almışım her derdi,ilacım verir, vermedin sevgilim,öldürdün beni,
seninle yaşadım,ben güzel günü, takmıştım saçına,badeyi gülü, şaşırdım sendeyken,yarını dünü, kayboldum sevgilim,arandım seni,
diledim Allahtan,dilendim seni, görmedin aşkımı, kör ettin beni, delice sevdimde, sarmadım seni, yanasın topraklar,alınca beni...
bendeki yaralar,kapanmaz azar, seninle sensizde,aklıma zarar, maksadın yıkmaksa, ben den bu kadar, düşündüm her şeyi, artık son karar, dönüşüm olmasın,sen vur beni...
|
vur beni
Yağmur yağarken usul usul şehrin karanlık caddelerine,
Haylaz bir rüzgarla açılıyor yine kapım.
Karakızım,
Benim nazlı kızım;
Saymadım bu kaçıncı yağmur senden sonra,
Bu kaçıncı çalışı kapımı rüzgarın.
Caddeler ıslak, caddeler ağır,
Sensiz;karanlık bu şehir.
Bilirsin;
Yağmur sonrası eşkiya olur yürekler,
Boran olur tozu dumana katar.
Şiirler yazmayı dener
Beceremezsin,
Çıkıp dolaşayım şehri dersin,
Karanlıktan ürkersin.
Masanda hep iki kadeh şarap olur
Biri benim diğeri onun dersin
İşi çıktı
Demincek buradaydı
Şimdi gelicek dersin
Kadehler bir biri ardına yenilenir
sabahlar koştura koştura gelir...
Sevdalarda usta sayarsın kendini,
Ama bir gün biri çıka gelir,
Tutar ellerinden,
Öğrettir yürümeyi yağmurlarda.
Şimdi bir hayal perdesi iniyor şehrin üzerine
Ağır ağır kuşlar ölüyor kaldırımlarda
Toplamış pılını pırtısını çiçekler
Tutunacak bir el aramaya gidiyorlar başka baharlarda
Gözlerin gecemi aydınlatırken
Dudakların korkularımı siliyor yeryüzünden
Şimdi dağlara çıkma zamanı
Bir isyanın gebeliği var düşlerimde
Şimdi şiir yazma zamanı.
Demiştim bir keresinde sana;
'Suskunluğun mavzer gibi;
Nezaman patlasan bir parçamı götürecek gibisin.!'
Karakızım,
Benim nazlı kızım;
Şimdi zamanıdır
Vur beni...!
Alıntı
.
Lutfen okuyun ve biraz dusunun... Neden namaz kilmiyorsun???
namaz kilmamak icin bir sebebin mi var yoksa? ne olabilir ki namazdan onemli olan sebep???
dur ben tahmin edeyim: namaz kilacak vaktin yok degil mi? yada namazdan daha önemli bir işin yada Allaha kullugu unuttugumuzdan..........
sence hangisi.......
ama onlarin da yoktu...
ya bedir savasina ne demeli:
savas hic durulmuyordu aksine gittikce kizginlasiyordu, bu arada ikindi vakti cikmak uzereydi, ama kilacak zamanda yoktu karsinda en az on katin dusman vardi. kenara cekilipte namaza duramazdin, yada namazi kilmiyacaksin di mi bence en kolayi bu...
ya onlar ne yapti Peygamberimiz 300 kisilik ordusunu ikiye ayirdi yarisi geriye cekildi diger yarisi daha ileri atildi ve daha bir kuvvetle savasti, ve geriye cekilenler Peygamberimizin imamliginda namazi kildilar;bitince de digerleri ile yerdegistirip onlar savasmaya basladi digerleri geri cekilip namazi eda ettiler...
sence onlarin zamani varmiydi?
ya da bunlarin... zamanı varmı
yok degil mi? yerinizmi yok...........????? sence onlarin yeri var mi?
buda tutmadi baska yokmu bahanen? yada yolculuk yapiyosundur degil mi, kilacak yer yok ki olsa kilardin... peki onlarin var mi?
, yada insanlar ne der diye aklınamı geldi peki ya buna ne derlerdi........ utanılacak bir şey değilmi......... cok aşırı yogunsun değilmi evde toptan kılarsın hepsini nede olsa kazaya bırakırız öyle kolaylık var... Bir vakit namazi terkedene seksen sene azâb olunacaktir, seklinde hüküm yer almistir buna dayanabilecekmisin peki ya hiç kılmayan Allah (cc) buyuruyor ki: 'Kitablarını sağlarından alanlar cennettedirler. Mücrimler hakkında sorarlar: 'Sizi cehennem çukuruna ne sürükledi?' Mücrimler diyecekler ki: 'Biz (dünyada) namaz kılanlardan değildik. Yoksullara yedirmiyorduk. Batıla dalanlarla birlikte dalıyorduk. Kıyamet gününü de yalanlardık. Ta ki ölüm bize gelene kadar (bu hal üzerindeydik) ' (Müddessir Suresi: 40-47) Cabir ibn Abdullah (ra)'den rivayet edilmiştir. Nebi (sav) buyurmuştur ki: 'İman'la küfür arasındaki şey namazı terk etmektir.' (Tirmizi: 2618, Kitabu's-Salat: 887 ve İbni Ebi Şeybe İman: 44 sahih olarak rivayet etmişlerdir.)
bir dusun bakalim bu kadar vakti ne icin harciyosun, dunyalik icin degil mi? iyi para kazaniyim, rahat yasiyim, param pulum olsun hepsi bunun icin mi?
bir daha dusun sen once kim goturmus bir bez parcasindan baska bir sey, orada rahat etmek icin kim biriktirebilmis veya goturebilmis kazandiklarini?
oraya gittiginde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?
yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadm diyemezsin, isim vardi diyemezsin degil mi?
belki sunu dersin: 'bu kadar cabuk beklemiyordum olumu yoksa kilacaktim ileride namazimi kaza namazida kilacaktim'...ama senin yasin genc daha yaslaninca kilarsin degil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak, ya yaslanmazsan. ..
ya sen namaz kilmadan, senin namazini kilarlarsa...
ya bu dar ve soguk kabirde ne diyeceksın ben cok yogundum namaz kılamadım sana kul olamadımmı diyeceksın..........................,, ya azab bu kadar cetin olursa ya namazın yoksa..........kafana kazı bunlar kadar gencmisin sen,ama bak onlar kiliyor neden?
namaza yetismek icin kosan bir cocuga Hz.Omer(r.a) 'sen daha cocuksun bu kadar telas etmene gerek yok sen daha kucuksun namaz sana farz degil'demisti de cocuk cevap vermisti: 'Amca, amca! Bu icin buyugu kucugu olur mu? Daha dun mahallemizde bir cocuk oldu. ustelik benden de kucuktu. olum denen gercegin buyuk kucuk ayirdigi yok. En iyisi her yasta buna hazir olmali. Hem bu yasta Namaza alsimazsam, buyuyunce kilmak zor gelebilir.'
sen hala gencim de...?
aaa olmadi hastasin degil mi onun icin kilamiyorsun, ozur dilerim...
ama iyilesmen icin namaz kilman gerektigini biliyor musun? oyle dememis mi Peygamberimiz 'namazda sifa var' kalk bir kil bakalm namazin hastaligin kaliyor mu o zaman???
bak oda hasta ustelik kac yasina gelmis... 

ama ayakta duramiyosun degil mi? oturarak kil, oturamiyosunda( yatalaksin)
kil o zaman, yoksa tamamen felc mi gecirdin (simdi yirttin galiba) zannetme ki yirttin o zaman da gozlerin kil bak bu kadar kolaylik var, eminim baska bahanelerinde vardir...degil mi? yaaa bos ver hem sen niye namaz kilacaksin onemli olan kalp degil mi? senin kalbin temiz kilsan ne olacak ki? O 'Guzeller Guzeli'(s.a.v)nin kalbi kapkara miydi, pislik icinde miydi de, ayakalarinin alti sisinceye kadar namaz kilardi? eee gordun mu kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba??? degil, degil mi?
 bu da olmadi var mi baska bahanen kalmadi mi yoksa uyduracak bir seyler? bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarida ben tahmin ediyim... sabah namazina uyanamiyorsun, sabahin korunde kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin degil mi? ya aşık oldugun kız yada erkek senınle sabah 5 de buluşalım deseydi sen ne yapardın saatini kurar erkenden yatartın hatta uyanamam diye uyumazdın o gece peki seni cagıran senın rabbin... ya boşver değilmi???? ya boyle bir ilan gorsen ne yapardin acaba?
ama gitmezdin degil mi degmez onun icin felan uykunu bozmana, sen mi gitmeyeceksin yalan bari soyleme ilk sen olmak icin geceyi orda gecirirdin... yemegini yemeden ogleyi gecirmiyorsun belkide zevkini cikara cikara 1 saatte yiyosun yemegi degil mi, yemek daha onemli degil mi??? ya ikindi ne olacak?? dur simdi zaten yoruldun butun gun birde bu arada namaz olurmu???? ya aksam namazi??? oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten aksam vaktide kisa yetisemiyorsun degil mi?
namazini hic sorma degil mi? o saatte namaz mi kilinir yemek yedik güzelce tıka basa doldum kanepeye uzanıp film izleme vakti

bunlara bulabılıyorsun değilmi vakit aman sende cok oldun dur bi dizi izleyecegiz 1 saat şurda???? 1 :OLU iSEN 2: DELi iSEN 3: BEBEK iSEN 4: HAYVAN iSEN 5: iNKARCI(KAFiR) iSEN ama yok, nasil olur sen olu veya deli degilsin, ustelik kocaman adamsin ve insansin, Allah korusun kafirde degilsin. demek ki namazdan kurtulamazsin. ......... hem bak dogada hersey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun
(mihraba vuran isik namaz kilan insan figurunu andiriyor!)
 biliyorum sen onlar gibi namaz kilamazsin, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kilmak icin kendine yollar arardin bu zamanda...nasil mi namaz kilacaksin? 
böyle değil..................... oyle bir namaz kilacaksin ki Mevlana'ca:
Namaza tekbirle girmek,'ilahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !' demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi gibi, tekbirle namaza baslamak da, 'Allah 'im canimiz Sana feda olsun!' anlamindadir. Namazda kiyama durmak, Allah 'in huzurunda kiyametteki muhasebeyi hatirlatir. Kul, biraz sonraki hakkiyla yerine getiremedigi kullundan ve isledgi gunahlardan dolayi, utancindan ayakta durmaya dermani kalmaz, rukuya egilir. Basi rukuda iken'Hakk'in suallerine cevap ver' diye ilahi ferman gelir. Kul, rukudan basini mahcup olarak kaldirir. Ayakta duramaz, yuzustu secdeye kapanir. Tekrar ona,'Secdeden basini kaldir! Yapmis olduklarindan haber ver' diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde basini kaldirsa da, tekrar yuz ustu kapanir. var misin boyle namaz kilmaya?
veysel karani gibi geceleri gunduzleri namazla gecirmeye var misin? Oyle guzel bir namaz kilarmis ki mubarek bir geceyi sadece kiyamda, bir gece sadece rukuda, bir gece sadece secdede gecirirmis... Hz. Ali gibi, savasta yedigi okun acisindan cikaramiyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca cikariyorlar hem de kili bile kipirdamiyor, soranlara da 'biz namaz kilarken can kusumuzu saliveririz' demis, var misin boyle namaz kilmaya?, Hz.Rabia gibi, gozlerinde yas kalmayincaya kadar namaz da aglamaya var misin? ve O GuZELLER GuZELi Peygamberimiz, namazi en guzel kilan O kimse onun gibi Kilamazdi, varmisin onun ummeti olarak namaz kilmaya? hadi ey kalbim durma artik tovbe et ve Yaradanina en guzel hamdini sun, temizle kalbini pislikten, dunyaliktan ve kula yakisir bir seklide MEVLA'ya yaklas... hadi be ruhum hadi be kalbim uymayin siz o nefsime o hep konusur ve sizi kotuye goturur, siz ondan guclusunuz, siz ona hukmedersiniz hadi kirin onun gucunu biliyorum yapacaksin sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habesi ezani okumaya basladi
Oyle bir namaz kilacaksin ki ezani okuyan Bilal-i Habesi olacak, namaz kildigin yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamin Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Omer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksin... . oyle bir namaz kilacaksin ki, sirat koprusunun uzerinde olacaksin asagisi cehennem ve karsisinda YuCELER YuCEsi Allah TEALA ve meleklerle saf tutarak... haydi simdi namaz zamani, haydi simdi kurtulus zamani... önünde bunlar var....her isteğinin gercekleşecegi sonsuz yaşam yurdu cennet var..........
 KURTAR KENDiNi...
lütfen herkese yollayın iyiliği emreden topluluk olalım ve bizde her namaza başlayan kardeşimizle birlikte ecir kazanalım......
Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi, 104)
|