"Dünyada garip bir yolcu gibi ol."(H.zMuhammed)
Bir garip yolcu olsam 
Bir gece cekip gitsem diyorum...
Bol isikli geceleri, mukellef sofralari, kalabaliklari gecsem, akli karisiklari hesaplariyla
basbasa biraksam. Gazeteleri, haberleri, tartismalari; hirslari, cilginliklari, dusmanliklari ve korkulari
biraksam kalanlara, aralarindan sessizce siyrilip tek basima yollara dussem. Dudaklarimda
bir cumle olsa yalnizca, yanima bir onu alsam: "Dunyada garip bir yolcu gibi ol...
" Onu hep tekrarlasam ve inandirsam kendime. Bir sarki gibi soylesem dursam,
"Dunyada garip bir yolcu gibi ol..."

Yolumu ve yonumu hic bilmesem.
Yurusem ve yalniz yildizlar eslik etse yuruyusume...
Evleri, isiklari, yollari ve sehirleri geride biraksam. Kar yagsa ve geceyi busbutun buyulese.
Her duragimda, bildigim ve duydugum beyhude seyleri unutmaya baslasam.
Torbamdan duser gibi hafizamdan ucsalar birer birer. Ve cesaretimi busbutun kusanip ayaklarimin kuvvetlice yere bastigini duya duya gunesin dogmakta oldugu yere dogru yurusem.

Yuregim ve ruhum kus gibi hafiflese.
Unutsam butun bildiklerimi. Butum isimler silinse aklimdan, bir cocuk kadar temiz ve hur olsam. Saclarima, omuzlarima karlar birikse, sonra bir ruzgar cikip savursa karlarimi.
Gunes once benim gozlerime dogsa, gun isiklari o muthis dansina baslasa kar yiginlari ustunde.
Ortaligi tarifsiz ve sinirsiz serce sesleri kaplasa.
Beyhude bilgilerden, kara haberlerden bosalan ruhumu gun isiklarinin
dansiyla ve sercelerin bu dansi idare eden musikileriyle doldursam.
Buna bir de cam dallarinin "hu, hu" sesleri karissa...

Varip bir dagin yamacina kurulsam.
Calilardan bir minder yapsam kendime. Ayaklarimi uzatip sirtimi daga yaslasam soyle...
Ve seyre koyulsam ucsuz bucaksiz vadileri. Vadiler, ovalar buyuse, buyuse gozlerimde,
butun bir evren olsa. O evrenin ortasinda kucuk bir nokta gorsem kendimi.
Cikip daglarin yucesine, oradan evrende garip kalmis cismime baksam.
Ve yine tekrarlasam o sozu:
"Dunyada garip bir yolcu gibi ol."
Ikindi gunesinin ilik nefesi yüzümde, bir Yunus Emre ilahisi okusam daglara karsi:
"Mecnun ölü ben yururum
/ Dostu dusumde gorurum / Uyanir melul olurum / Gel gor beni ask neyledi."
Dervis Yunus'un hayali cikip gelse vadilerin arasindan.
Basinda dilim dilim kulahiyla, sirtinda yesil abasiyla ve elinde uzun asasiyla gelse...
O, kucuk bir boz esek ustunde; ben ardi sira yurusem, dunyanin her turlu derdinden azade,
dolassak o vadileri, daglari... Sonra guzden kalmis, kuru dag aliclariyla iftar etsek bir yerde.
Bir pinara varip duru suyundan icsek. Hamd etsek Allah'a tertemiz bir yurekle.
Ellerimizi acip dua etsek; bagislanmanin lezzetini duysak ruhumuzda.
Dagi tasi, kurdu kusu, cumle yaratilmisi dost bilsek kendimize...
Bir zamanlar dervislerin dolastigi, ask nesidelerinin ruzgar ugultularina karistigi
bu yerlerde bir barinak yapsak kendimize. Ve arefenin uysal gecesini orada konuk etsek.
Dualarla, ilahilerle ve ruzgarin sesini dinleyerek gecirsek geceyi.
Bayrama, kimsesiz bir dag basinda, bir dervis kulubesinde girsek...
Ben ve Dervis Yunus'un hayali...
.jpg)
Bir bayram sabahi, uzak bir dag basinda yapayalniz,
ellerimi goge acip dua etmek istiyorum. Butun kaygilardan azade,
bir eski zaman dervisi gibi irmak boylarinda, vadilerde dolasip kendimi,
icimdeki 'ben'i aramak istiyorum. Endiseler, duskirikliklari, korkular, sitemler,
nefretler burada kalsin. Bir gece yarisi cekip gitmek istiyorum. Ruhumun huzur bulacagi,
sevk icinde bayram edecegim bir dag basina... Ne kadar yalnizsam o kadar guclu sayacagim
kendimi. Yanima yalnizca o Hadis'i alacagim:
"Dunyada garip bir yolcu gibi ol."
Onu bir sarki gibi soyleyecegim
ALİ ÇOLAK

NEDEN AĞLIYORSUNUZ BULUTLAR?
Sevdiğiniz mi sizi kabul etmedi?
Yeşil vahalarınız gidin mi dedi?
Denizler göğsünden buhar mı vermedi?
Sahi neden ağlıyorsunuz bulutlar…

Seçenekler yalnızlığa mı dizilmiş?
Kaderiniz benim gibi mi çizilmiş?
Gökyüzü sizi defterinden mi silmiş?
Peki, neden ağlıyorsunuz bulutlar…

Ben ağladıkça ağlamaklı yağdınız
Ben gözümü siz içinizi sağdınız
Bana tek ağlayacak siz mi kaldınız?
Sahi neden ağlıyorsunuz bulutlar…
Ağlamanız ruhuma derman olmuyor
İçimdeki dert çiçekleri solmuyor
Gözyaşınızla şu umanım dolmuyor
Peki, neden ağlıyorsunuz bulutlar…

Bir insanım ağlamayın benim için
Bırak ağlasın gözlerim için için
Çilelerim tek sevdam onları geçin
Sahi neden ağlıyorsunuz bulutlar…
Sularım yurdun toprağını taşını
Susuz bırakmam ben kimsenin aşını
Dert çekenlerin dökerim ben yaşını
Peki, neden ağlıyorsunuz bulutlar…
Sandım ki bu dünyada ağlayan bendim
Hudutsuz özgürlüğünüze özendim
Size uçmak için kanatlar bezendim
Hayal kırıklığı yaşadım bulutlar…

Dinsin damlalar gözyaşınızı silin
Bilin ki Benim ağlamam lazım bilin
Bu sene suyu benden Fırat’ın Nil’in
Siz durun ben ağlayacağım bulutlar…

UMUTLU OL! AĞLAMA CAN!
Umutlu ol! Ağlama can!
Gün gelir bir sabah taze ve genç doğulur.
Yamalı düşler eşsiz tablolara döner.
Hayata nokta yerine virgül koyulur.
Yürekte yara bırakan ateşler söner.
Umutlu ol! Ağlama can!
Karanlığın rahmine; aydınlık bulaşır.
Yokuşlar düzleşir, uzaklar yakın olur.
Hüznün saçında şefkatli bir el dolaşır.
İpi çekilmiş hayat elbette kurtulur.
Umutlu ol! Ağlama can!
Günü geçmiş hayaller; açar, çiçeklenir.
Yoklar var olur, gökte kanatsız uçulur.
Hayatın solgun tonları bir bir renklenir.
Mutluluk aranmaz… O gelir seni bulur.
Umutlu ol! Ağlama can!
Hep böyle mi gider? Dertlerde bir gün solar.
Ot bitmeyen yüreklerde güller açılır.
Seninde yüreğin bir gün sevinçle dolar.
Sığınmazsız gecelere nurlar saçılır.
MEHMET ORHAN DURDU