saitelili: profila.r.krmn adlı kullanıcın...FotografieBlogSeznamyDalší ![]() | Nápověda |
Konuşulan konu Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu...
Hüzün dalgası çarptıysa bir insanın yüreğine ya Mevlasını özlemiştir yada Mevlası onu... Rabbim kalbimi tut !>>>><<<<
Konuşulan konu Ey güzeller güzeli ey gönüller kıblesi
Alıntı Ey güzeller güzeli ey gönüller kıblesi Tarih Türkler için ne demişTarih Türkler için ne demiş
''İnsanlari yücelten iki büyük meziyet vardır: Erkeğin cesur kadının namuslu olması. Bu iki meziyetin yanında hem erkeği hem kadını şereflendiren bir meziyet vardır. İcabında tereddütsüz canını feda edebilecek kadar vatanına bağlı olmak. İşte Türkler bu meziyetlere ve fazilete sahip kahramanlardır. Bundan dolayıdır ki Türkler öldürülebilir lakin mağlup edilemezler" Konuşulan konu Kadir Gecesi..
Alıntı Kadir Gecesi.. Konuşulan konu Hayırlı ve huzurlu bir hafta dilerim
Alıntı Hayırlı ve huzurlu bir hafta dilerim NedenNeden..? Neden Hz Yakup yanında onca evladı varken illa Yusuf diye ağlayıp gözlerini kör eyledi? Sevgi sadece evlat sevgisi ise bu sevgiyi kendine yaşatacak hiç mi evladı yoktu? Neden Mecnun illa Leyla deyip çöllere düştü? Mecnun için başka bir sevgili bulunamaz mıydı? Hiçbir kız Leyla’nın verdiğini veremez miydi Mecnun’a? Neden Bülbül Gül için ağlayıp durdu hep? Gül’ün dikenlerinin her seferinde vücuduna batıp kendisine acı vereceğini bildiği halde, neden Bülbül hâlâ güle konmaya, gülü koklamaya devam etti? Zannediyor musunuz ki Yakup için Yusuf sadece bir evlattı? Zannediyor musunuz ki Mecnun için Leyla sadece bir sevgili idi? Zannediyor musunuz ki Bülbül için Gül sadece bir çiçekti? Eğer sadece Yakup için evlat Mecnun için sevgili Bülbül için çiçek olsaydı anlam; Ne Yusuf için gözler kör edilirdi ve gelene kadar dünyaya küsülürdü, Ne Leyla için çöllere düşülür, ölümü ile ölünürdü, Ne de Gül için onca dikenine rağmen gözyaşı dökülür ve hâlâ üzerine konulup kokusu koklanırdı … Yusuf gelmeden kim açabilirdi Yakup’un gözlerini ? Leyla ölünce kim yaşatabilirdi Mecnun’u ? Gülü koklarken akan kanın kan olmadığını kim anlatabilirdi Bülbül’e? Tek bir olan biri! Yakub’un da Mecnun’un da Bülbül’ün de Rabbi olan ALLAH (c.c.) Yusuf’un da Leyla’nın da Gül’ün de Rabbi olan ALLAH (c.c.) İşte her şey tek bir şeyde cevap buluyor! İşte her şey tek bir şeyde son buluyor! O hükmü kestiyse O hükmü yazdıysa… Sonu yok bu sevdanın O sonu kesmeden, Açıklaması yok bu sevdanın sevdayı gönle yerleştiren açıklamasını yapmadan … Yakup ne güzel oldu Yusuf ile … Mecnun ne güzel oldu Leyla ile … Bülbül ne güzel oldu Gül ile … Aslında hepsi en güzel bir güzel ile güzel oldu: Mevla ile!… ![]() ![]() Konuşulan konu "Dünyada garip bir yolcu gibi ol."(H.zMuhammed)
Alıntı "Dünyada garip bir yolcu gibi ol."(H.zMuhammed) Konuşulan konu Ramazan zamana düşen rahmet damlası, bereket rüzgârı, hikmet yağmuru, ubudiyet bahçesi, dua mevsimi…
Alıntı Ramazan zamana düşen rahmet damlası, bereket rüzgârı, hikmet yağmuru, ubudiyet bahçesi, dua mevsimi… Konuşulan konu Her vaktiniz hayır olsun Cumanız Mübarek Olsun!!
Alıntı Her vaktiniz hayır olsun Cumanız Mübarek Olsun!! Konuşulan konu HAYIRLI CUMALAR
Alıntı HAYIRLI CUMALAR DUAHakikî ömrünü, bulunduğun gün bil." cumamız hayırlara vesile olur inşallah baki selamlar dua ile gönül dostlarım Hayatı nasıl yaşıyoruz ? Biliyorum bu sorunun cevabının kolay olmadığını… Ama yine de soruyorum. “Hayat nedir?” diye, yakın dostlarıma ve arkadaşlarıma. Kimi “koşturmak, koşuşturmaktır” diyor. Kimi de ilginç, esprili, bildik ve beylik cevaplar veriyor. Cevapların içinden birine takılıyorum. “Koşturmak…” böyle diyenlerin sayısı az değil. Ancak, “Koşturmak da, nereye peki, hangi yöne doğru ve nasıl bir kalple, ne gibi bir niyetle?” diye, diğer sorulara geçtiğimizde cevaplar biraz daha zorlaşıyor. Anlıyorum ki, biz insanlar hazırlıklı değiliz. Ne hayata, ne ölüme, ne hastalığa, ne de musibetlere… Oysa ki her zaman ve ansızın gelecek bir belâ, sıkıntı, hoşlanılmayan bir şeyler, hedefini bulmuş bir mermi gibi âdeta bize dokunuyor. Felâketler vakitli vakitsiz ard arda gelebiliyor. Madem öyle, biz de soralım hemen bu koşturma içinde olanlara; “Musibetlere, ölüme ve hayatın gerçeklerine karşı hazırlıklı mıyız?” Ah vah etmeden, sabırla, inançla karşılamaya var mıyız? Kıssadan bir hisse hemen: Yıllar önce, bir nehrin iki yakasına yolcu taşıyarak geçimini sağlayan yaşlı bir kayıkçı varmış. Kayığındaki küreklerden birisine “inanç,” diğerine “çalışmak” yazmış. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda güngörmüş kayıkçı: “Nehri karşıdan karşıya geçmek için her iki küreğe de ihtiyaç var. Çalışmaksızın inanç ve inançsız çalışmak insanı kısır bir döngüye sokar, aynı dairede döndürür durur. Hayat yoluna tek kürekle çıkmak da nehri tek kürekle geçmeye çalışmaktan farksızdır. Hiçbir yere gidemezsiniz” demiş. İshak b. Muhammed de: “Dünya deniz, ahiret bir sahil, takva gemi, insanlar ise yolcudur” diyor. Ne mutlu yolcu olduğunu bilenlere. Her şeye değeri kadar kıymet verenlere. Boş işlerden, nâhoş şeylerden yüz çevirenlere… *** Evet, “Hayatı nasıl yaşıyoruz?” sorusuna bir de Asr-ı Saadet’ten cevap arayalım dilerseniz: Abdullah b. Ömer anlatıyor: Resulûllah (asm) omuzumdan tuttu ve: “Sen dünyada bir garip ya da bir yolcu gibi ol ve kendini kabir ehlinden bil” buyurdu. İbni Ömer şöyle diyordu: “Akşama erdin mi, sabahı bekleme. Sabaha erdin mi, akşamı bekleme. Sağlıklı olduğun sürede hastalık hâlin için hazırlık yap. Hayatta iken de ölüm için hazırlık yap.” (Buharî, Rikak, 2; Tirmizî, Zühd, 25) Şu dünyada insanca ve Müslümanca yaşamak da yoksa, ne kalır ki geriye. Kim bilir hangi gemi bizi götürecek o diyara. Ansızın bir ses, “hadi” diyecek, “çek şimdi uzaklara.” Nasıl istersek öyle ölemiyoruz. Onu biz seçemiyoruz. Yaşadığımız hayat belirliyor yolun şeklini. Nasıl bir hayat yaşıyorsak öyle ölüyoruz, öyle de dirileceğiz… En eskisinden en yenisine kadar her insanın en baş meselesi bu. Hayatı nasıl yaşamamız lâzım, hepsi bunun üzerinde durmuş. Şairler, filozoflar hepsi… Sokrates; “İnsanın nasıl yaşaması gerektiği sorusu üzerinde düşünmemesi, onun değersiz ve dolayısıyla mutsuz bir hayat sürmesiyle eş anlamlıdır” diyor. Ve ihtiyaçların çoğalmasından ürkerek, “En az şeye ihtiyacı olan kişi, Allah’a en yakın olandır” diyordu. Bunalan ruhlara göz ve gönül penceresinden bir kapı aralayan şair Ziya Osman Saba; “Pencereden bakınca bir araya gelecek, / Karşıki ev, ağaçlar, yaprak çiçek, / Bulutlar, birbirinin peşinde, / Bir ılık sonbahar güneşinde, / Dağ, taş, ova, deniz… / – Ah, hatırlamadan edebilir miyiz? / Şu yerle, şu gökyüzü, / Arasında geçen ömrümüzü!..” Gönül aynamıza güzellikler taşıyan şairimize rahmet duâsı olsun. Yıllar geçti, hayat bitti tükendi. Artık ekin vakti de değil ya. Elimizde kalan şu bir avuç an ve gün tohumunu bari toprağa ekelim de, bu bir iki anlık müddetten uzun bir ömür devşirelim. Yarın yaparım demeyelim. Yarın diye diye nice zamanlar geçti. Ekim zamanı geçmeden çekirdeğimizi toprağa ekelim. Ne mutlu, yaşadığı ânı, genç olsun ihtiyar olsun ganimet bilip de kalan günlerdeki borcunu ödeyenlere. Hayatı, Allah’ın teklif ettiği gibi yaşayanlara. Evet, Allah bize yardım ederse, eldeki tohum bire bin verebilir ötede. Derdimiz bu olmalı. Hayat koşuşturmak değildir. Yerinde, durmak ve düşünmektir hayat. Sonunda madem ki bir gün ecel gelip çenemiz bağlanacak, az ve öz sözle ömür sürelim, çenemizi boş sözle oynatmayalım. *** Sûretten mânâya geçmeyen, hakikatin yüzünü ve özünü göremiyor, bulamıyor. Koşmaktan, koşuşturmaktan hayatın yönünü bazen şaşırıyoruz. Durup dinlenmek, düşünüp taşınmak gerekiyor. Ne için koştuğunu bilmeyen bir yarışçının bütün çalışması boşunadır. Hayatı sanki bir yarıştaymışız gibi yaşıyoruz ve akşam olunca nefis hak etmediği hakkını istiyor. Şimdi de biraz dinlen, eğlen diyerek tembelliğe ve tenperverliğe atıyor insanı. Hayatın hızına kim yetişmiş ki?.. Nereye yetişmeye çalışıyoruz böyle?.. Yaşadığımız o güzelim baharları, mis kokan sabahları, akasyaları, çiçekleri unutuyoruz. Hayatı yaşamayı erteliyoruz. Bu çılgınca koşuyu durduran, her ânın, hayat yolundaki her basamağın hakkını veren kazanıyor. Köksüz gövdesiz bir şey yetişmiyor. Düşüncelerimiz köksüz ve gövdesiz… Aklın inanç meyveleri buruk bir tat veriyor. Bir şeyler, ama çok önemli şeyler ve o küçümsenmeyecek kadar önemli şeyler bunlar. Kimlikler, renkler, özler, değerler, idealler birbiri ardı sıra kayboluyor bu koşuda. Rabbimize ve insanlara karşı sorumluluklarımızı bilen bir insan olarak, ne yaptığını bilen bir insan olarak, hayata yeniden dönmek, yeniden yaşamak gerekiyor. “Bilmek” ve “görmek” hayatın her ânında ve her basamağında yeteri kadar ihmal edildi sanırım. Medyanın herkesi yeterince, hatta fazlasıyla bilgilendirdiği bir dünyada bu bilgiler bir işe yaramıyor, yaralarımızı saramıyor. Belki de bize bildirilenler, asıl bilmemiz gerekenleri bilmememiz içindir. Bu uykudan uyanmak gerekir. “Şeytan uyuyana ninni söylemez” diyordu Ali Suad. Her şeyden önce Yüce Kitabımız Kur’ân, bize sorumluluklarımızı bildirmektedir. Rabbine ve bütün insanlara karşı sorumluluklarını bilen bir insan, elbette ne yaptığını ve ne yapacağını da bilecektir. Bütün bu karmaşık işlerin içinde çıkmazların korkutucu belirsizliğinden, İlâhî ışığı izleyip sıyrılabiliyor insan. “Madem dünyada hayat var; elbette insanlardan hayatın sırrını anlayanlar ve hayatını sû-i istimal etmeyenler, dar-ı bekada ve cennet-i bâkiyede hayat-ı bâkiyeye mazhar olacaklardır.” …. Bismillahirrahmanirrahim. Asr"a yemin olsun ki; insanlar husrandadir. Ancak, iman edenler, salih amel isleyenler ve birbirlerine Hakki ve sabri tavsiye edenler mustesna! (Asr Suresi) Ey Rabbimiz bize eslerimizden ve çocuklarimizdan yüzümüzü agartacak nesiller ver. Bizi muttakilere önder olanlardan eyle! *** Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi atesin azabindan koru! Rabbimiz günahlarimizi bagisla, unuttuklarimizi ört ve bize iyilerle beraber ölmeyi nasib et! Rabbimiz bize Rasullerine vadettiklerini ver ve kiyamet günü kovulanlardan eyleme! Sen sözünden asla caymazsin! Rabimiz biz nefislerimize zulmettik, egre sen bize acimazsan ve bize merhamer etmezsen hüsrana ugrayanlardan oluruz! Rabbimiz bizi zalimlerden eyleme! Rabimiz bizimle kavmimizin arasini Hak ile aç, sen fatihlerin en hayirlisisin! *** Rabbimiz üstümüze sabir yagdir ve canimizi müslüman olarak al! Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesine düsürme ve rahmetinle kafirlerin elinden kurtar! *** Rabbimiz sen gizlediklerimizi de açikladiklarimizida bilirsin. Yeryüzünde ve gökyüzünde Allaha gizli olan birsey yoktur! *** Rabbimiz bize kendi katindan bir rahmet ve davamizda zafer ver! Rabbimiz üzerimize sabir yagdir, ayaklarimizi (davanda) sabit kil, kafirlere karsi bize yardim et! *** Rabbimiz sen rahmetinle ve ilminle herseyi kusattin, tevbe ederek senin yoluna uyanlari bagisla ve onlari cehennem azabindan koru! *** Rabbimiz onlari ve babalarindan eslerinden ve çocuklarindan salih olanlari vadettigin Adn cennetine koy, muhakkak sen aziz ve hakimsin! *** Rabbimiz bizden azabi uzaklastir, biz müminiz! Rabbimiz bizi ve imanda bizden önce olan kardeslerimizi bagisla, iman edenlere karsi kalbizmizde en ufak bir kin birakma, Rabbimiz sen raufsun rahimsin! *** Rabbimiz sana tevekkül ettik, sana yöneldik ve dönüsümüzde sanadir! Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bagisla, sen her seye kadirsin! Rabbimiz unuttuklarimizdan ve hatalarimizdan dolayi bizi sorumlu tutma! Alıntı........ Konuşulan konu ALLAH C.C. KULLARINA ÇOK LÜTUFKARDIR
Alıntı ALLAH C.C. KULLARINA ÇOK LÜTUFKARDIR Konuşulan konu Hayırlı cumalar
Alıntı Hayırlı cumalar Konuşulan konu ...Edebi ince ve zarif bir örtü olarak yaratarak, insanı örten Rabb ne güzeldir?”...
Alıntı ...Edebi ince ve zarif bir örtü olarak yaratarak, insanı örten Rabb ne güzeldir?”... Üveys… DostÜveysi Dostla MEVLA’ya Yolculuk..! BİR LEYLA DÜŞLEMESİ...Bir Leyla düşlemesidir aşk. Asıl Özür Gönlümüzde mi ?
Asıl Özür Gönlümüzde mi?
İnsanın hem yücelerin yücesine çıkış yolu, hem de aşağıların aşağısına iniş yolu açıktır. aşk geldi
Bu yüzden hiç kimse onu tam manasıyla anlayamaz ve anlayamayacaktır. Her kim bu uğurda varlığını yok etse, bu gerçek değişmeyecektir. Klasik şairlerin her konuyu kolayca anlattıklarını, ama sıra aşka gelince kalemin dilinin dilim dilim yarıldığını söylemeleri boşuna değildir. Her âşık ki aşka dair söylediği her şeyin daha sonra yanlış ve eksik olduğunu görmekle kendinden utanmıştır; bu gerçeği bilir. Bu yüzden, gökkubbenin altında aşkın yüzlerce ve belki binlerce tanımının yapılmış olması, bize yüzlerce ve belki binlerce çeşit aşkın var olduğunu hatırlatır. Ve bir de onu en iyi anlayanların, gönüllerini aşka rehin verenler olduğu gerçeğini... Mevlana bunların en ulularından biridir. Mesnevi’sinde olsun, Divan–ı Kebir’inde yahut diğer eserlerinde olsun, sözünün merkezinde daima aşk bulunur. Sözü şiir formatında söylemiş olması, yani gönül dilini kullanmış olması da bu konudaki başarısını artırmıştır şüphesiz. İşte Divan–ı Kebir’den bir yek–âhenk gazel tercümesi: “Haydi ey âb–ı hayatım olan aşk! Bir nağmeye başla da beni şevkle heyecanla değirmen taşı gibi döndür. İnsaf et ey kişi! Bir saman çöpü bile rüzgâr etkisi olmadan hareket etmezken, dünya nasıl olur da etki eden bulunmadan kendi kendine döner?!.. Dünyanın her cüzü, her parçası âşıktır aslında. (Her atomun içine bir aşk ateşi düşmüştür de döner durur) Her parçası bir buluşma sarhoşudur varlığın. Fakat onlar sırlarını sana söylemezler. Çünki sır layık olandan başkasına söylenmez. Eğer şu gökyüzü âşık olmasaydı, göğsü gönlü böyle saf ve lekesiz olur muydu? Eğer güneş de âşık olmasaydı onun yüzünde bu parıltı, bu ışık bulunur muydu? Yeryüzü ve dağ âşık olmasalardı her ikisinin de gönlünde bir ot bile bitmezdi. Eğer deniz aşktan habersiz olsaydı böyle dalgalanabilir miydi, çırpınıp durur, coşar köpürür müydü? Ey insan, sen de âşık ol, aşkı tanı. Vefalı ol da vefa bul!” Mevlana hazretlerinin bu gazelde anlattığına benzer bir ifadesi de Mesnevi’de vardır. Der ki: “Gökyüzü kadınını beslemek için kazanç peşinde koşan erkekler gibi, yeryüzünün etrafında döner durur. Yeryüzü de o hanımlığı yapar. Cansızlar, bitkiler, hayvanlar gibi çocuklar doğurur onları emzirmek ve beslemek için uğraşır durur. (Mesnevi III, 4409–4410) Bu beyitleri okuyunca eskilerin “eşyanın ruhu”na ait bir yığın müktesebatını hatırlamamak mümkün değildir. Hani cansız gördüğümüz şeylerin de kainat kitabında bir söz olarak hayat sürdüklerini anlatan o derin mânâlar. Ne yazık ki materyalist eğitim sistemi içinde yoğrulan nesillerimize şimdilerde eşyanın ruhundan bahsetmek, onların ifadesiyle belki de “kafayı yemek” olarak anlaşılmaktadır. Oysa ayet gayet açıktır: “Kâinatta bulunan her şey Allah’a hamd ve tesbîh eder. Fakat siz onların tesbihlerini anlayamazsınız (İsra, 44).” Eserin müessiri, yaratılanın yaradanı tesbihi ancak aşk yüzündendir. Sevmeden adını anma, âşık olmadan sayıklama ve vird edinme yoktur çünki. Gerçek âşık bu süreçte kendini eşyanın ahengine kaptıran ve varlığın sırrını keşfedendir. Bu da onu halden hâle, suretten sûrete geçirtir. Yine Mevlana’nın dediği gibi: “Âşık yılmaz, yanar, yakılır ve canını sakınmaz. Utanma ve sıkılma da bilmez. Değirmen taşının altındaki buğday gibi o da ezilir, belalara katlanır, sabreder.
Neyi var, neyi yoksa ortaya koyar, (aşk kumarı) oynar, yutulur. Kâr aramaz. Hak’tan aldığı gibi hepsini yine Hakk’a verir. Hak ona bu varlığı şartsız vermiştir. O cömert kişi de şartsız olarak Hak vergisini yine Hakk’a bağışlar. Çünki fütüvvet (yiğitlik) şartsız vermektir, bağışlamaktır. Her şeyi verip arınmaktır; her kuralın önüne geçmektir. Çünki yiğitler ya üstünlük arar ya kurtuluş. Varlıktan, benlikten temizlenenler, kurtulanlar ise halis kurbanlardır. Onlar ne Cenab–ı Hakk’ı imtihana kalkışır, ne de kâr ve ziyan hesabında olurlar. Aşk derdine hiçbir yâr, hiçbir dost yoktur. Âşıkın bu maddi dünyada bir tek mahremi bile bulunamaz. Âşıktan daha deli ve divane kimse yoktur. Akıl onun sevdasına karşı kördür, sağırdır. Çünki âşığın deliliği herkesin bildiği delilik değildir. Tıp bilgisinde aşk derdinin devası yoktur.
Ey aşk yoluna düşen kişi, yüzünü kendine çevir, kendi yüzüne bak. Ey âşık, sana âşık olan ancak sensin, senden başkası değil. Konuşulan konu ...Alıntı ... Konuşulan konu Kapatın Gözlerinizi [RÜYA]
Kapatın Gözlerinizi [RÜYA] Rabb’imizin rahmetini celbeden hallerimizRabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. İşte o 10 hal: İrşat eserlerinde Allah (cc)’ın rahmet ve bereketini celbeden haller sıralanmaktadır. Kimde bu güzel haller ahlak halinde yerleşmişse, Rabb’imiz o kulunu sevmekte, rahmet ve bereketine onu layık görmektedir. İsterseniz sözü fazla uzatmadan Rabb’imizin bizde görmeyi istediği rahmet ve bereket sebebi güzel hal ve davranışlardan on tanesini buraya alalım. Bakalım bu hallerden bizde ne kadarı ne ölçüde var, bir görelim. İrşat eserlerinde bu güzel haller şöyle sıralanmaktadır: 1— Rabb’imizin rahmet ve bereketini celbeden hallerin sahibi olmak isteyen insan, en başta kendi kusur ve hatalarını gözden geçirmeli, bunları terk etmek için kendi içinde mücadele vermeli, Rabb’ine hep dua ve iltica halinde olmalı, ibadetli ve itaatli yaşamayı, hayatının gayesi bilmelidir. İşte bu düşünce ve davranış içinde olan kimseyi Rabb’imiz rahmetine layık görmektedir. — Bu durumda siz de davranışlarınızı bir gözden geçirmek ister misiniz? Kusurunuzu ne kadar görmek istiyor, ne ölçüde vazgeçmek için kendi içinizde mücadele veriyor, hayata gönderiliş gayenizin ne derece farkında olabiliyorsunuz? Var mı Rabb’imizin rahmetini celbedecek davranışların sahibi olma dikkat ve hassasiyetiniz? 2— Anne, baba ve aile büyüklerine gerekli hürmet ve alakayı ne kadar gösteriyor, imkânlarınız nispetinde ihtiyaçlarını karşılamaya ne ehemmiyette çalışıyor, yardım etmeyi vazgeçilmez vazifeniz olarak ne kadar görebiliyorsunuz? — Bu konudaki hassasiyetinizi bir gözden geçirmek ister misiniz? 3— Komşularla, çevre ile iyi münasebetler kurarak üzüntülerine ortak olup sevinçlerini paylaşmak konusunda ne kadar ilgili davranıyorsunuz? — Böyle vefalı bir dostluğunuz var mı komşularınıza karşı? 4— Küskün ve ihtilaflı insanların arasına girip barıştırma gayretiniz ne nispette? — Bu konuda dostlarınızı memnun eden halleriniz oluyor mu? 5— Musibet ve hastalıklara maruz insanları ziyaret edip yardımda bulunma anlayışınız ne durumda? — Var mı böyle kara gün dostu olma özelliğiniz? 6— Helal kazancı hayatın hedefi bilerek çalışmak, haramdan ise yılandan, akrepten kaçar gibi kaçma titizliği göstermek. — Bu konudaki hassasiyetiniz ne durumda? Haramlara karşı tavrınız açık ve kesin mi? 7— Üzüntü, sıkıntı ve mahrumiyet devrelerinde ümitsizliğe düşmemek, ‘Bu da geçer yaHu!’ diyerek ayakta kalmayı başarmak. — Böyle zor devrelerde moraliniz sağlam kalıyor, zorluğu atlatabileceğinize inanıyor musunuz? 8— Başınıza gelenler konusunda Allah’ın takdiri diyerek kadere rıza ile bakmak, olayların arkasında hikmetlerin olabileceğini düşünerek sonucu sabırla beklemeye yönelmek. — Yani kaderinize rıza ile bakıyor, davranışlarınızı teslimiyetle sürdürüyor musunuz? 9— İmkânlarınız müsait olsa bile iktisatla yaşamayı tercih etmek, israflı hayattan uzak durmak konusunda tavrınız kesin mi? — Özel bir dikkatiniz var mı israftan kaçınıp iktisatlı yaşama konusunda? 10— Topluma faydalı hizmetler verenlerle ilginiz var mı, desteğiniz söz konusu mu? — Varsa, bunu yeterli bulmuyor, keşke daha fazlasını yapabilsem diye hayıflanıyor musunuz? Dikkat: Rabb’imizin sevdiği bu güzel hallerin yarısından fazlasına sahipseniz, hayrınız şerrinize galip demektir ki, bu halinizle kurtulanlardan sayılabilirsiniz. Şayet bu güzel hallerin daha fazlasına sahipseniz, Rabb’imizin rahmetini celbeden halleri nefsinde toplayan bahtiyarlardan biri olarak şükür duygusuna girebilirsiniz. Yeter ki çoğalttığınız bu güzel hallerinizi ömür boyu sürdürme azim ve aşkında olasınız. Ahmet şahinin yazısı Konuşulan konu ...Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitme
Alıntı ...Rabbimin o en güzel isimlerini gör ve göster bir bir. Biteni, söneni, gideni, geçeni değil, bitme Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.
Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı.
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
deniz deniznapsal:
Allah adamlarından bir büyük zat. Ulu Arif Çelebi... O anlatıyor: Nakledildiğine göre, ![]() Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim... Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış... Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş. Bununla geçinip giderlermiş... Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış : İbrahim kardeşim; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle. Peki, abi demiş İbrahim... Ve Halil gitmiş çuval getirmeye... . O gidince, düşünmüş İbrahim: Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine Böyle demiş ve Kendi payından bir miktar atmış onunkine... Az sonra Halil çıkagelmiş. Haydi İbrahim. Demiş, önce sen doldur da taşı ambara. Peki abi. İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola. O gidince, Halil düşünür bu defa: Der ki: Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, Kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl, biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler. Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile. Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki... Günlerce taşır iki kardeş, bitiremezler. Şaşarlar bu işe... Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları. Bugün 'Bereket' denilince, bu kardeşler akla gelir. Bu bereketin adı: halil ibrahim bereketidir.
Před 2 dny
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Cuman mübarek olsun hayırlara vesile olsun inşaAllah...Rabbim, korktuğumuzdan emin.Umduğumuza nail eylesin inşaAllah...
![]() ![]() ![]() Allah'ım! Kur'anı bize dünyada bir dost, kabirde ünsiyetli bir yoldaş, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, Cehennem ateşine karşı bir siper ve örtü, Cennette bir refik, bütün hayırlara bir delil ve imam kıl.
Před 5 dny
|
|||
|
Zeynel aknapsal:
Před 6 dny
|
|||
|
ღ°•.♥.•°ღнüzüηnapsal:
![]()
Před 6 dny
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Yine'mi basini Secde'ye vurmadan yatacaksin Yine'mi Melekleri aglatip, iblis'e kanacaksin Söylesene! Sen ne zaman nefsine Ok atacaksin...? Ne sabah kildin! Ne Ögle...ne de ikindi! Ne o...! Yoksa Elin-Ayagin mi kilitlendi? Aksami da kilmadin! Hadi bari Yatsiyi kil Sen de...Secdelilerin arasina katil Hadi be...! Siva kollarini, ve Abdest'ini al Vur basini Secde'ye! Cennet'in düsüne dal Dün iblise egilen boynun, Bügün Allah'a egilsin Sen Allah'in kulusun, iblisin kulu degilsin Namaz, Mü-min'in Miracidir, ayirma basini Secde'den Bomba altinda bile, Secde'den ayrilmadi deden Sen de "Vur basini Secde 'ye "...sevinsin Seccaden Öyle vur ki, hic bir sey koparamasin seni Secde'den Vur basini derken...Anliyorsun degil mi?...kendi basini... Yoksa incitme, (sebepsiz) kafirin dahi, Gözünü-kasini "Vur basini Secde'ye"...yani, Namaz kil demek Yakisiyor mu Mümin'e, Secdesiz Gün gecirmek Tiryakisi ol..."Allah'u Ekber sözünün Senin de Nuru olsun Namaz, gözünün Hadi durma! Vur basini Secde'ye Vur ki, daha yakin ol "EL ALIY'YE" Nefsin diyebilir ki, "Bugün söz ver! Yarin kilarsin..." Azrail (a.s.) ile karsilasinca, bu sözleri daha iyi anlarsin...
Před 6 dny
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Kıymetli nasihatler
İmam-ı azam hazretlerinin bir talebesine yaptığı vasiyetlerden bazıları şöyledir: Konuşurken yüksek sesle konuşma. Hiç bir işinde acele etme, teenni ile hareket et. Acele şeytandır. [Hadis-i şerifte, (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) buyuruldu. Teenni, acele etmemektir.] Susmayı âdet edin. [Hadis-i şerifte, (Susmak, hikmettir; fakat susan azdır.) buyuruldu.] Her ayda birkaç gün oruç tut. [Hadis-i şerifte, (Her ay 3 gün oruç tutan, yılın tamamında oruç tutmuş gibi olur.) buyuruldu.] Nefsini hesaba çek, ilmi muhafaza et. Böylece amelinden iki cihanda faydalan. [Hadis-i şerifte, (Akıllı, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için amel edendir.) buyuruldu.] Dünya nimetine ve sağlığına güvenme. [Hadis-i şerifte, (İhtiyarlıktan önce gençliğin, hastalıktan önce sağlığın, meşguliyetten önce boş vaktin, fakirlikten önce zenginliğin, ölümden önce hayatın kıymetini bil.) buyuruldu.] Bu nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksin. [Hadis-i şerifte, (Kıyamette, herkes ömrünü nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp, nereye harcadığından ve ilmi ile amel edip, etmediğinden sorulacaktır.) buyuruldu.] Kötü kimseyi; kötülüğü ile anma, bir iyiliğini bul, onu söyle. Eğer kötülüğü din hakkında ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona uymaktan onları koru. [Hadis-i şerifte, (Bid'atler yayılınca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur'an-ı kerimi gizlemiş sayılır.) buyuruldu.] Sakın ölümü hatırından çıkarma. [Hadis-i şerifte, (Ölümü çok hatırlayanın kalbi ihya olur, ölümü de kolaylaşır.) buyuruldu. Kur’an-ı kerim okumaya devam et. [Hadis-i şerifte, (Kur'an okunan evin hayrı artar, melekler oraya toplanır, şeytanlar oradan uzaklaşır. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sıkıntı verir, bereketsiz olur. Bu evden melekler çıkar, şeytanlar girer.) buyuruldu.] Bid’at ehlinden uzak dur. [Hadis-i şerifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kılma. Ben onlardan değilim.) buyuruldu.] Küfür ehli ile zaruretsiz konuşma, mümkünse onları İslama davet et, değilse, onlarla dost olma [diyaloga girme!] Anneni, babanı, üstadını hayır duadan unutma. Ezan okununca, hazır ol, herkesten önce mescide gel. Peygamberleri, salihleri, mescid ve mezarlar hakkında halkın gördüğü rüyaları tabir et. Kabirleri ziyaret et. Komşudan gördüğün ayıpları, emanet bil; sakla, kimsenin sırrını kimseye söyleme. Seninle istişare edene doğruyu söyle. Cimrilikten sakın. Tamahkar olan mürüvvetsiz olur. Her işte mürüvveti gözet. İhtiyacın olsa da, kimseden bir şey isteme. Dünya ehline rağbet etme. Yolda giderken sağına soluna bakma, önüne bak. Bahşiş verilen yerlerde herkesten daha çok ver. Bir cemaat içinde iken, onlar teklif etmeden imam olma. Kadınların, kızların, gençlerin toplandıkları yerlere gitme. Fısk, çalgı, müzik ve diğer haram bulunan eğlence yerlerine girme. İlim meclisinde sakın kızma. İnanılması zor olan hikâyeleri anlatma. Bu nasihatimizi, canı gönülden kabul et. Bunlarla dünya ve ahiretini süsle. Zira bunlar senin ve herkesin iyiliği içindir. Bu yolda git ve herkese de tavsiye et .
18 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Bir kutsal emanettir hayat dediğin. Seni beklemeden sonsuza akar. Mühlet biter ve başlar yolculuk. Dünya ki bir sihirli kuyu. En kuytusunda bir damla olsan da bütün yollar ölüme akar. Kaçmak mümkün değil, ertelemek imkansız. Kader denen nazlı peri her an yanıbaşında hissettirmeden. Sözün bittiği yerde başlayan bir iç çekiştir bu. Duyguların kendinden geçtiği, gönül diyarının bitap düştüğü nokta... Ötelerin ötesi. Göklerden gelen davet, gideceğin tek adrestir aslında. Günler döner, mevsimler değişir. Sen ise bir mevsimlik kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde... Bir kutsal emanettir hayat dediğin. Elinde birikmiş duaların varsa eğer... Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin. Bir kutsal emanettir hayat dediğin. Elinde birikmiş duaların varsa eğer... Alnındaki secde çiçeklerini toplayıp öyle gidersin. Sonra, göklere yolladığın duaların yağmur misali dökülür göklerden rahmet olup. Tüm basamakları bir secde hızıyla geçip ulaşırsın en sevgiliye. Bir vuslat sevinci sarar ruhunu. Göklerin fevkindeki hislerin yağar üstüne. Benliğinin esrarı çözülür ve ten kafesi göçer gider yurduna. Tüm hüzzam ağıtlar seni söyler sonra. Merhametin senden fazlaysa ve heybende sevgi doluysa.. Elinde birikmiş duaların varsa, vicdanının ayak sesleri götürür seni... Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçersin. Ve... Mevsimlik bir kuş misali uçarsın hicret zamanı geldiğinde. Elinde birikmiş duaların varsa ... En derin uykular örtüsünü dünyanın üzerine yaydığı zaman, bir sükunet yayılır ruhuna... İşte tam zamanıdır artık gerçeğe uyanmanın. Sıra dağlarla çevrili hayatta kendi dağını aşma gayretin şaha kalkar... Gayret atın tırıstadır. Bu devir başka bir devir. Tefsiri mümkün olmayan hisler sarmış insanlığı. İnsan insanın kurdu. Değerlerin içi büyük bir çukur. Düşmüşüz en derin hiçliğe. En mutena duygular aleni, serkeş. En kadim dostluklar kin kuşanıyor. İnsanın bir yüzü gördüğümüz. Birkaç yüzü var görmediğimiz. En savunmasız olduğun anda, bir nisan akşamında meçhul iklimlere yol aldığımız, sırlı dikenli yollar karşılar seni... Yorulur tükenirsin. Uzaktaki ölüm meleği yaklaşır, yakınlaşır. Kendini bırakırsın sonsuzluğun kollarına. Elinde birikmiş duaların varsa ... Hicret zamanı geldiğinde... Elinde birikmiş duaların varsa ... Alnındaki secde çiçeklerini topla ve dağıt vadisi çiçeksiz gönüllere. Kışta kalmış yüreklere bahar ol. Kar ol, karı erimiş dağlara. Yorgun bulutların yağamadığı yağmur ol, kurak gönüllere. Billur ırmakların testisi ol suya hasret dudaklara. Bir mevsimlik menekşe gibi düşme toprağın bağrına. Sonsuzluğa ayarlanmış yüreğini bile. Göklerin saramadığı, zirvelerin ulaşamadığı en ıssız gönüllerin Kehkeşanı ol. Eyüpün sabrına eş olsun tahammülün. Her durağın ötesinde başka durak ol yolcusunu bekleyen... Merhametin senden önce yürüsün yollarda. Elinde birikmiş duaların varsa eğer... Bırak yüreğin bir secde hızıyla vuslata ersin. Gurupta tezahür eden ihtişamın efsunuyla kendinden geçsin. Elinde birikmiş duaların varsa eğer... Vicdanının ayak seslerini hala duyuyorsan... Güvercin gibi gelen baharların ardından, gelen bir acı tufan gibidir ölüm insan nefsine... Bir anda çıkıp gelir sonsuz yolculuk. Söz bitmiş,vakit tamamdır. Yüreğin karanlık bir geceyi ağırlasa da kanat çırptığında göklere, ışıkla dolacak odanın içi. Heyben doluysa, elinde ve dudaklarında duaların izi kalmışsa, vicdanın uyanıksa, ve alnında secde çiçekleri açmışsa... Koşar adım gidersin. Bir kutsal emanettir hayat dediğin. Seni beklemeden sonsuza akar. Ötelerin ötesi bekler seni. Geldiğin noktaya varır yolun. Gidersin kimselere sormadan, haber vermeden. Ansızın durur hayat. Biter fasl-ı bahar. Göklerden gelen bu davet, aklın hesaplarının bittiği, bir çağ yenilgisidir aslında... Koşar adım gidersin. Elinde birikmiş duaların varsa. Ve... Merhametin senden fazlaysa alıntı
17 List.
|
|||
|
Diana Nadernapsal:
La presunción y la arrogancia son estados adquiridos de la mente.
Conquista los estados adquiridos de la mente, y podrá desarrollarse la
cordura original. La pasión y la voluntariedad son partes de la falsa
conciencia; suprime la falsa conciencia, y aparecerá la conciencia
verdadera.
Cuando los que son intelectualmente brillantes, que debieran ser reservados, se muestran por el contrario ostentosos, son ignorantes y necios, a pesar de su brillantez. Si se ha alimentado el silencio, se sabe qué perturbador es el exceso de charla. Nunca seas charlatán en lugar de conversador. Cuando las cosas van suavemente, esfuérzate por permanecer respetuoso. The
presumption and arrogance are acquired states of mind. Conquest
acquired state of mind, and could develop original sanity. The passion
and willfulness are part of false consciousness; suppresses false
consciousness, and consciousness appears true.
When those who are intellectually brilliant, they should be reserved, are showed in flashy, they are ignorant and stupid, despite his brilliance. If you have been fed the silence, he knows what is disturbing talk too much. Never be charlatan instead of talking. When things go smoothly, strive to remain respectful. Varsayımı ve kibir aklın devletler elde edilir. Fetih ve ruhsal durum satın orijinal aklı geliştirebilir. Tutku ve inatçılık yanlış bilincin parçasıdır; yanlış bilinç bastırır ve bilinç gerçek görünür. Zaman olanlar entelektüel brilliant, onlar saklıdır olmalı, gösterişli ayında, cahil ve aptal, onun parlak rağmen gösterdi vardır. Eğer sessizlik beslenen olmuştur, o çok ne rahatsız konuşmaya bilir. Never be şarlatan yerine konuşuyorum. İşler düzgün, git çalışıyoruz saygılı olmaya çağırdı. وافتراض والغطرسة التي اكتسبت الدول العقل. الفتح المكتسبة حالة ذهنية ، ويمكن أن تتطور التعقل الأصلي. العاطفة وتعمد هي جزء من وعي زائف ؛ يقمع الوعي الزائف والوعي يبدو صحيحا. عند أولئك الذين فكريا رائعا ، ينبغي أن تكون محفوظة ، وأظهر في مبهرج ، هم جهلة وأغبياء ، وعلى الرغم من تألقه. إذا كنت قد غذى الصمت ، لأنه يعلم ما هو مقلق نتكلم كثيرا. دجال أبدا أن يكون بدلا من الحديث. عندما تسير الامور بسلاسة ، تسعى جاهدة لتبقى محترمة. ![]() ![]() ![]() HOLA DULCE Y QUERIDO AMIGO! TE LLEVO EN EL CORAZON SIEMPRE, BUENA SEMANA TE AMO GRACIAS! HELLO SWEET AND DEAR FRIEND!
YOU ALWAYS in my heart, GOOD WEEK I LOVE YOU THANKS! MERHABA TATLI VE DEAR FRIEND! YOU in my heart, HER ZAMAN İYİ HAFTA SENİ SEVİYORUM TEŞEKKÜRLER!
مرحبا الحلو وصديقي العزيز!
أنت دائما في قلبي ، أسبوع جيدة أنا أحبك شكرا!
16 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Iki Gezgin Melek, geceyi geçirmek için oldukça varlıklı bir ailenin evinin kapısını çalmışlar. Aile, pek kaba bir üslupla,meleklere yatacak yer olarak koca malikanenin konuk odalarından birini vermekyerine, soğuk bodrumundaki küçük bir köşeyi göstermiş. Melekler buz gibi odanın soğuk ve sert zemininde kendilerine yatacak bir yer hazırlamaya çalışırken, Yaşlı Melek duvarda bir delik görmüş ve kalkıp deliği onarmaya girişmiş. Genç Melek, Yaşlı Meleğe bu hareketinin nedenini sorunca, Yaşlı Melek hafifçe gülümsemiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir... Sabah malikaneden ayrılan melekler, gece bastırınca bir kez daha kalacak yer bulmak umuduyla, bu defa çok fakir bir çiftçi ailesinin kapısını çalmışlar. Son derece misafirperver olan fakir karı koca, sofralarında ne var ne yoksa meleklerle paylaştıktan sonra, onlara rahatça uyumaları için kendi yataklarını vererek yanlarından ayrılmışlar. Sabah güneş doğduğunda, melekler zavallı karı kocayı gözyaşları içinde bulmuşlar: Yegane geçim kaynakları olan tek inek de tarlalarının ortasında cansız yatmaktaymış. Genç Melek bu sefer iyice öfkelenerek Yaşlı Meleğe isyan etmiş: Bunun olmasına nasıl izin verebildin?! O varlıklı kaba adamın herşeyi vardı ama sen kalktın ona yine de yardım ettin. Bu iyi yürekli fakir ailenin ise o tek inekten başka hiçbir şeyleri yoktu; buna rağmen onu bile paylaşmaya gönüllü oldular. Ama sen o ineği de yitirmelerine izin verdin!? Bunun üzerine Yaşlı Melek, Genç Meleğe dönerek şu cevabı vermiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir. O zengin malikanenin bodrumunda kaldığımız gece, duvardaki deliğin dibinde külçe külçe altın saklı olduğunu farkettim. Malikanenin sahibi bu kadar açgözlü olduğu için ve kendisine verilmiş şans sayesinde edindiği zenginliğin bir parçasını bile paylaşmaya yanaşmadığı için, ben de o deliği öyle bir kapatıp mühürledim ki artık arayıp bulsa da açamaz. Ve devam etmiş: ? Sonra, dün gece biz çiftçi ailesinin yatağında uyurken, Ölüm Meleğinin o çiftçinin karısını almaya geldiğini gördüm. Ben de onun yerine Ölüm Meleğine ineği verdim. Yaşlı Melek, gülümseyerek bir kez daha eklemiş: Herşey, her zaman, göründüğü gibi değildir.
16 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
~~Allah'tan Uzak Gündemler ~~
Kitabı da uzağımıza koyduk. Ta tozlanıncaya kadar. Tozlanıp kabuk bağlayıncaya... Korktuk kitaptan. Hâlâ korkuyoruz. Kelimelerin ürpertisine, gözlerini gözlerimize dikişine dayanamadık. Kelimesiz, ruhsuz, cansız, cemalsiz kaldık. Cehaletimiz kemale erdi. Paraya pula taptık. ALLAH’a kul olacaktık; kullara kul olduk. Kitapla aramız açıldıkça ALLAH’la aramız açıldı. O, yirmi dört saat bizimle ilgileniyordu. Bizse ALLAH’la ilgiyi kestikçe kestik. ALLAH, gündemimizden eksileli, gayr adına ne varsa onlar doldu doluştu odalarımıza, ruhumuza... Adımlarımız, bakışlarımız, hanelerimiz menfaate ayarlandı/uyarlandı. Firavun ölmüştü gerçi; ama "Firavun âdetleri"nden vazgeçemedik. Hürriyet baş köşede olmalıydı; vazgeçilmezimiz... Nice putların karşısında el pençe divan durduk; adımlarımızı, yarınlarımızı verdik... Karşılığında bir dilim ekmek alacaktık. Ondan da olduk. Hürriyeti çalınınca sus pus olanlar; ekmeği azalınca sokaklara döküldü. Zaten sokaklara dökülmeden döküldüydük. Düşünmeyen, okumayan, yazmayan insanların sesini sözünü kimseler duymaz. Adam olmak okumakla başlar. Hürriyet okumakla dalga dalga yayılır. Amansız düşmanların amansız takipçisi okumaktır. Okumak sırdır, sihirdir, berekettir. Bizi denizlere, denizlerin sükûnetine bırakacak nehirdir. Biz kelimeyi, kalemi, kitabı -dahası- kalbimizi kaybettik. Bu kayıpların ortasında ancak "şikayet" vardır. Sonsuz sızlanışlar, serzenişler vardır. Zannettik ki, okullar açmakla cehalet silinecekti. Bir okul açmakla bin hapishane kapatacaktık! Heyhat! Okullarla beraber zindanlar çoğaldı. Öğrencilerimize "Hapishane Diploması" veriyormuşuz meğer! Otobanlar, “iletişim” araçları bizi, dünyayı birbirine bağlayacaktı! Dünya küçülecekti! Dünya büyüdü, öyle büyüdü ki... görüşemez, konuşamaz, anlaşamaz olduk. Çok şeyimiz vardı. Ancak, ALLAH’la, kitapla barışık değildik. Para, pul, çul, mal, mülk, kriz, çerez şeyler nice şeylerin önüne geçti. Din; belli mekanlarda imiş! Halbuki iman hayatın her anındaydı. Düğünde, bayramda, ölümde... Bizse sıkıştığımızda, karanlıkta, savaşta, enkaz altında çağırdık ALLAH’ı. Sonra işimize gücümüze yine daldık. Bahar gelirken hayretimizden çığlıklar atmayı yine unuttuk. Yine unuttuk Karac’oğlan’ın “Elif Elif yağar” dediği kar seyrini. Unuttuk aynanın karşısında kendimizi bile seyretmeyi. Ne titrek bir kelebeğin, ne ürkek bir kuşun farkındaydık. Bakışlarımız krizin ta kendisiydi. Yaşadığımız, ekonomik değil; imanî/insanî bir krizdi. Ne çok unuttuk öyle! Unuta unuta yaşamalara alışırken savaşlar, krizler vuruyordu bizi. Şaşkınlıkla akletmeleri de unuttuk. Mesela, hicret etmişti Efendimiz aleyhisselatü vesselam. Bize ne oluyordu! Ya esir olacaktık ya hür. Esaret bizim tanıdığımız değildi. Madem ki her nefes bir ümitti… Hicret; tarihten, sözlüklerden çıkıp gözlerimizin içine bakarken elimizden tutmalıydı… Bizi sürüklüyorlar; farkında mıyız. Her saat önümüze bir “gündem” atıyorlar. Ve ruhlarımız “geveze” oluyor; çok zikretmemiz gereken ölümü “ölümlerin içinde bile” hatırlamıyoruz. Dünyevîleşmek başka ne ola ki… Bak; dünyanın gözyaşını silemiyoruz. Az da malımız mülkümüz yok. Yok da… “Bunca varlık var iken gitmez gönül darlığı.” diyor Yunus. Şimdi hicret zamanı… Ali Hakkoymaz
15 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
"İlmi olmayan beden suyu olmayan şehre benzer." NÜKTE: İBRAHİM'İN RABBİ
14 List.
|
|||
|
Yaban_Gülü_ .napsal:
Peygamber'imiz (S.A.S.) buyuruyor ki:
![]() ![]() Cebrail (A.S.) bana geldi. Elinde bembeyaz bir ayna vardi. «Bu Cum'adir. Rabb'in onu Sana ve Senden sonra ümmetine bayram olsun diye farz kildi» dedi. Ben «Bizim için onda ne var» diye sordum. Cebrail (A.S.) dedi ki. «Sizin için onda hayirli bir ân vardir ki; kim o anda hayirli bir sey dilerse Allâh (CC.) diledigini mutlaka verir. Yahud bir seyden korunmasini isterse Allâh onu o korktugu seyden korur. Bizce O, günlerin en kiymetlisidir. Biz, âhirette ona «Yevm'ül - Mezid» deriz. Ben: Rabbin neden kendisine Cennette miskten daha hos kokulu olan bir ova seçmistir.» dedim. Cum'â Günü olunca yüceliklerden inerek Kürsi'sini sereflendirir ve oradakilere cemâlini gösterir de onlar da Onu görürler» dedi. ![]() CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN SELAM VE DUA İLE
13 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Allahım! "Kimsesiz kimse yok, herkesin var kimsesi, Kimsesiz kaldık medet ey, kimsesizler kimsesi" Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allahım! Mahlukatın adedince, Zatının rızası, arşının ağırlığı ve kelimelerinin mürekkebince Hz. Muhammed (sas) ve O'nun ehli ve ashabı üzerine salat eyle. Allahım! Sen ölümlerin en güzeli ile bizi huzuruna al Allahım! Ölümümüzü her türlü şerden kurtulup rahata erme vesilesi yap Ya Rabbi! Allahım! Bizleri Sen'i çok zikreden, Sana çok şükreden, Sen'den çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana karşı saygı ile dopdolu olan, ahu efgan edip dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden kullarından eyle. CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN...
13 List.
|
|||
|
Zeynel aknapsal:
13 List.
|
|||
|
nazlıcan fıratnapsal:
|
|||
|
deniz deniznapsal:
NOKSANIM, EKSİĞİM, MUHTACIM...
İş bulamadığım günler oldu Aç kaldığım anlar oldu Utandığım zamanlar,horlandığım mekanlar oldu Belki bu yazıyı tamamlayamadan Belki yarın,öbür gün ama mutlaka bir gün Dört omuza,beyaz beze bürünüp kabre konucam İşte en muhtaç olduğum gün o gündür Orda ümitler bitmiş Sevgiler yitmiş Sevgilerim çekip gitmiştir Noksanım,eksiğim,muhtacım Kapıların suratıma çarpıldığını Yüzüme nefretle bakıldığını İnsanların benden sıkılıdığını hatırlarım Ne yaparım çorbamı pişirmez,gömleğimi yıkamazsa karım. Ne yaparım ihtiyarlayınca bana yüz çevirirse çocuklarım Noksanım, eksiğim,muhtacım Ama en muhtaç olduğum gün kabre konduğum gündür Amirdim dürüst ve güvenilir memura muhtaç oldum Memurdum amire muhtaç oldum Servetim oldu, istifade edebilmek için Zaman, zemin ve sağlığa muhtaç oldum Muhtaçlığım bitmedi Hala eksiğim, Hala noksanım, Hala muhtacım, Ama en muhtaç olduğum an kabre konduğum gün, Kabre konduğum andır.. Gayrısı hikayedir, Gayrısı yalandır, Gayrısı bir ömür bile sürse aslında bir andır Noksanım,eksiğim,muhtacım.. Bülbül güle,ifadem dile,sağ elim sol ele muhtaç Secdem kapanan alnıma,kıyamım doğrulabilen bele muhtaç... Mektubum pula, Ayaklarım yola, Çiçeğim dala, Nefsim mala muhtaç... Bir bardak suya hasret kaldığım, Korkulu düşlerle uykumu böldüğüm, Ayıbım ortaya çıkar diye yaşarken öldüğüm, Aklımı oynatıp acınası halime güldüğüm günlerim oldu. Hep noksandım, Hep eksiktim, Hep muhtaçtım, İllede en muhtaç olduğum gün.. Kara toprağa gömüldüğüm gündür.. Hatırlıyorum yoğun bakımlarda kaldım Bir merdiven inemediğim Bir yanıma dönemediğim Bir dostuma bile güvenemediğim günlerim oldu O günlerimi bile mumla arıyacağım gün Kara toprağa gömüldüğüm gündür.. Bir lokma peşinde topaç edildim Kimi yerlerden haksız yere ihraç edildim Riyakar insanlara bile muhtaç edildim Evet eksiğim, Evet noksanım, Evet muhtacım, Fakat en muhtaç olduğum an Kabre konduğum gün Kabre konduğum andır.. Çünkü orda ihtimaller bitmiş Ümitler yitmiş Servetim ve sevgilerim Alıp başını gitmiştir En garip ve muhtaç olduğum gün Kabre konduğum gündür.. EY NEFSİM!! HAZIR MISIN??
11 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Büyük Yas
Hatırlatmayın bana dokuzu beş geçeyi,
10 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
İki arkadaş çölde yürüyorlardı. Yolculuk sırasında bir tartışma yaşandı ve arkadaşlardan biri ötekine tokat attı. Tokadı yiyen kişinin canı acıdı ama hiçbir şey söylemeden eğildi ve kuma şöyle yazdı:
“Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı.”
İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN.
İncinmelerimizi kuma;iyiliklerimizi kayaya yazmayı öğrenelim inşaAllah
9 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum
Ölesine çok güzellikler yaratırsın ki hayranlığım Senin methine yetmez. SeniSenin öğrettiğin gibi övüyorum; SUBHANALLAH ![]() Öyle bol nimetler verirsin ki Şükrüm SANAteşekküre yetmez. Sana Senin öğrettiğin gibi hamd ediyorum; ELHAMDÜLİLLAH ![]() Öyle hoş lutuflarda bulunursun ki Ne kadar minnettar kalsam lutfuna denk gelmez. SanaSenin öğrettiğin sözle minnetimi ifade ediyoum; BAREKALLAH ![]() Öyle güzel işler eylersin ki Ne kadar düşünsem hikmetine aklım ermez. Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum; MAŞAALLAH
8 List.
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?
7 List.
|
|||
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Cuman Mübarek Olsun...
![]() ![]() ![]()
Ya RABBİ...!
6 List.
|
|||
|
Zeynel aknapsal:
![]() Sıkıntılardan uzak
huzurun gölgesinde geçireceğiniz günlerin ömrünüze yayılması
Ömürlerinizin bereketli
kazançlarınızın kârlı sevinçlerinizindaim olması dileğiyle...
Cuma'nız Mübarek
dualarınız kabul olsun. Sevgiyle kalın
sağlıkla nefes alın..![]() ![]() ![]() SAĞLICAKLA KALIN...
ALLAHA EMANET OLUN...
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...
6 List.
|
|||
|
nazlıcan fıratnapsal:
|
|||
|
deniz deniznapsal:
Ya Rasulallah! Bugün seninle dertleşmek istiyorum, şu aciz ümmetini, şu günahkâr ümmetini dinlermisin? Bugün sana gözyaşlarıyla derdimi, içimi dökmek istiyorum. Kırık dökük de olsa, eksik ve yanlış da olsa, şu günahkâr ümmetinin yüreğinden gelen sözleri dinlermisin? Sen ki, şehidlerin sultanı, amcan Hz. Hamza'yı şehid eden vahşiyi bile dinledin ve O insan bir vahşi iken seninle dertleştikten sonra, kalbinde güller açarak bir yiğit, bir yıldız ve bir cennet varisi oldu. Hz. Vahşi oldu, senin ümmetin oldu ya Rasulallah işte bende, şu vahşileşen insanların arasından bir an sıyrılarak, Hz vahşi gibi, Hz. Enes Bin malik gibi, Hz. Mus'ab Bin ümeyr gibi ve Hz. Ebu Hureyre gibi dertleşmek istiyorum sevgili efendim. Ama O'nlar gibi olmamanın ve olamamanın ezikliğini hissederek yine de sana seslenmek ve seninle dertleşmek istiyorum, çağlar ötesi bir zamandan efendim… Ey gül yüzünde gülücükler eksik olmayan sevgili efendim! Sana ilk önce şu itirafımı yapmak istiyorum. Aklıma geldikçe yüreğimi ezen, beni gözyaşlarına boğan, şu itirafımı yapmak istiyorum… Ya Rasül, hani ümmetine seslenirken üzerine çıkıp mübarek ağzından inciler döktüğün hurma kütüğü vardı ya, hani ümmetine yine bir gün seslendiğinde bu hurma kütüğünün üstüne çıkmayıp Ashabı'nın yaptığı minberin üstüne çıkınca, etrafa hıçkıra hıçkıra bir ağlama sesi yayılmıştı ya, ağlamanın hiçbir insandan gelmediği anlaşılınca hurma kütüğünün yanına gidip onun ağladığını, senden ayrı kalınca hıçkırıklara boğulduğunu görünce onu mübarek ellerinle teselli etmiştin ya hani efendim. işte ben, işte ben senden ayrı kaldığım o kadar zamana rağmen bir hurma kütüğü kadar ağlamıyorum, ağlayamıyorum gözümün nuru, gönlümün sultanı efendim. şu ümmetin bir kütük kadar olamıyor ve ayrılığına yanıp kavrulmuyor sultanım. Ne olur, ne olur efendim gel beni de teselli et, bir hurma kütüğü gibi ağlamasam da, bir mağaranın önünde bekleyen KITMiR gibi sadık olamasam da ve senden ayrılacağını anlayan bir deve kadar içim yanmıyorsa da, ne olur Ya Rasül ben seni görmeden sevdim, çağlar ötesi zamandan "KARDEşLERiM" hitabına "buyur canımın canı, buyur anamı-babamı ve her şeyimi yoluna feda ettiğim canım efendim" diyerek sana iman ettim gönlümün sultanı. Sana layık ümmet olmasam da, sana KITMiR gibi sadık kalmasam da, sana bir örümcek kadar hasretinle yanmasam da ve seni gördüğünde heyecandan ufacık kalbi yerinden çıkacakmış gibi atan bir güvercinin yüreği kadar yüreğim tertemiz olmasa da, gel ne olur, rüya da olsa bile gel, gel de şu günah çukuruna batmış ümmetini teselli et..
5 List.
|
|
|