saitelili's profilea.r.krmn adlı kullanıcın...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help

 Bir gün, kırlarda gezintiye çıkan bir adam, kenara oturduğu otlardan birinin dalında, küçük bir kozanın varlığını fark etti. Koza ha açıldı ha açılacak gibiydi.

Adam , bunun bir kelebek kozası olduğunu tahmin ediyordu. Böyle bir fırsat bir daha ele geçmez diye düşündü; ve bir kelebeğin dünya yüzü gördüğü ilk dakikalara şahit olmak istedi.

Dakikalar dakikaları kovaladı , saatler geçmeye başladı , ama henüz kelebeğin küçük bedeni o delikten çıkmadı. Sanki , kelebeğin dışarı çıkmak için çaba harcamaktan vazgeçmiş olabileceğini düşündü.

Sanki kelebek elinden gelen her şeyi yapmış da , artık yapabileceği bir şey kalmamış gibi geldi ona. Bu yüzden , kelebeğe yardımcı olmaya karar verdi: cebindeki küçük çakıyı çıkarıp kozadaki deliği bir cerrah titizliğiyle büyütmeye başladı.

Böylece , bir-iki dakika içinde kelebek kolayca dışarı çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük , kanatları buruş buruştu. Adam kelebeği izlemeye devam etti; çünkü kanatlarının her an açılıp genişleyeceğini ve narin bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiçbiri olmadı. Kelebek , hayatinin geri kalanını , kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi. Ne kadar denese de , asla uçamadı.

Adamın bütün iyi niyetine ve yardımseverliğine rağmen anlayamadığı şey , kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten dışarı çıkmak için gereken çabanın , Allah'ın kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda onun uçmasını sağlamak için seçtiği bir yol olduğuydu.

Bu gerçeği öğrendiğinde , hayat boyu unutamayacagı bir şey de öğrenmişti:

 Bazen , hayatta tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey , çabalardır. Eğer Allah , hayatta herhangi bir çaba olmadan ilerlememize izin verseydi , o zaman , bir anlamda sakat kalırdık . Olabilecegimiz kadar güçlenemezdik o zaman . Ve asla uçamazdık..

.Selam ve Dua ile.


Ziyaret ettiğiniz için teşekkürler!

Comments (373)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

deniz denizwrote:

İki arkadaş çölde yürüyorlardı. Yolculuk sırasında bir tartışma yaşandı ve arkadaşlardan biri ötekine tokat attı. Tokadı yiyen kişinin canı acıdı ama hiçbir şey söylemeden eğildi ve kuma şöyle yazdı:

“Bugün en iyi arkadaşım bana tokat attı.”

İki arkadaş bir vahaya gelene dek yürümeye devam ettiler ve vahaya gelince de suya girmeye karar verdiler. Tokadı yiyen kişi bataklığa saplandı ve kurtulmak için çırpınmaya başladı. Arkadaşı onu kolundan çekerek saplandığı yerden çıkardı ve yaşamını kurtardı. Tokadı yiyen kişi boğulmaktan kurtulduktan sonra bir taşa şöyle yazdı:

“Bugün en iyi arkadaşım yaşamımı kurtardı.”

Tokadı atan ve arkadaşının yaşamını kurtaran kişi bu olay karşısında çok şaşırdı ve merakını yenemeyip arkadaşına sordu:

“Canını acıttığımda kuma yazdın neden şimdi taşa?”

Tokadı yiyen kişi bu soruyu şöyle yanıtladı:

“Birisi canımızı yaktığında kuma yazmalıyız ki bağışlama rüzgarı silebilsin ama biri bizim için iyi bir şey yaparsa taşa kazımalıyız ki hiçbir rüzgar silemesin.”

 

İYİLİKLERİ KAYALARA KAZIMAYI ÖĞRENİN.
Denilir ki: Özel birini bulmak bir dakikanızı alır, onu değerlendirmeniz bir saat içinde olur, onu sevmek için bir gün yeter; ama sonra onu unutabilmek için bir ömrün geçmesi gerekir.

İncinmelerimizi kuma;iyiliklerimizi kayaya yazmayı öğrenelim inşaAllah

11 hours ago
deniz denizwrote:
Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum


Ölesine çok güzellikler yaratırsın ki
hayranlığım Senin methine yetmez.
SeniSenin öğrettiğin gibi övüyorum;
SUBHANALLAH




Öyle bol nimetler verirsin ki
Şükrüm SANAteşekküre yetmez.
Sana Senin öğrettiğin gibi hamd ediyorum;
ELHAMDÜLİLLAH




Öyle hoş lutuflarda bulunursun ki
Ne kadar minnettar kalsam lutfuna denk gelmez.
SanaSenin öğrettiğin sözle minnetimi ifade ediyoum;
BAREKALLAH




Öyle güzel işler eylersin ki
Ne kadar düşünsem hikmetine aklım ermez.
Sana hayranlığımı Senin öğrettiğin sözle ifade ediyorum;

MAŞAALLAH
1 day ago
deniz denizwrote:

"http://www.dinibil.com/DiniBilImages/resimler/kirik-kalp.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

Kalp Kırıldığında Nasıl Bir Ses Çıkarır Sizce ?


güvercinin telaşlı kanat çırpışındaki ses
mi?

yoksa,
kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi?

ya da, tuz-buz olan bir sırçanın
haykırışı gibi mi?

nasıl bir sestir ki,perişan eder bizi duyduğumuzda??

ne kalpler kırdık
bilmeden.. ya da bile bile......

ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de..

sonra aşmaya çabaladık durduk çok...

dokunmak istedik,ulaşamadık....

ulaşmak istedik,kendi ellerimizle kurduğumuz

setler engel oldu yine kendimize.....

oysa,
nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını....

sıcacık bir gülümseme,

içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları???

esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan
gülümsemelerimizi...

kolay geldi bencillik en dar anlarda..koyuvermek..koyup kaçıvermek....
kaçarken bakmamak ardımıza

ya da,
bakıp da görmemek...görmek istememek...

her ne varsa...

oysa,ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek,
sıcacıık bir gülümsemeyle...olmaz dedik.

o bana düşman

denemedik bile hiç..korktuk belki de yanılacağımızdan..

oysa hayat ne de kısa..

düşünmek
için bile vakit yokken....
bile bile zehir ettik günlerimizi..
kavgalarla..
itişip kakışmakla harcadık
dünlerimizi...
ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza..
sahi,kalp kırıldığında nasıl
bir ses çıkarır?
duydunuz mu hiç?
ben ne zaman dinlesem bir cam parçalanışı hissediyorum
peki ya siz?

2 days ago


Bugün Ölesim Var
Bugün öLesim var...!
Herkes bıraktı beni de
sen Neden bırakmadın Eyyy içimdeki sızı?
var mıydı böyLe sızım sızım sızLamak?
Her sigara tanesinin üstüne adını yazdım!!!
Hayır düşündüğün gibi seni içme çekmek değiLdi amacım
Ya da sigara gibi senide bitirmek değiL
Yandığını gördükçe beni nasıL zehirLediğini fark etmekti...!



Bugün öLesim var!...
Hiç yanmamıştı canım bugünkü kadar
Kandırdım kendimi hep çocuklar gibi;
acımadı kiii
Kendimi kandıramadım acıyor işte uLan acıyor!
Sonra düşündüm batakLıkta oLan ben miydim
YoKsa batakLık mı?
Ben mi istedim sana aşıK oLmayı




Bugün öLesim var...!
HatırLar mısın?
Bir Kere aciLe kaLdırmışLardı
O gün öLmek varmış dedim kendime Ve neden
gitmez gözLerimden gözLerin
Hani bir kez daha(!) aşıK oLmuştun bana!
bir Kez daha Hani söz vermiştin
hiç üzmeyeceKtin Hani bırakmayacaKtın!!!?
SözLerine (gözLeRine)
sadık bir ben mi KaLdım??
yıLıN eNaYisi



Bugün öLesim vaR ...!
Hiç istemediğim KadaR...
Ağzımda Kan tadı tenimde teRinin eKsiKLiği KadaR




Bugün öLesim var...!
KaLbimi zımbaLadım eLLerine...!
seninLe KarşıLaşıp soLduğum andı öLüm yüzüne baKtığında tutuşup yandı öLüm...!
çoğaLdıKça çoğaLan bir sevda üLKesinde eLLerine dokundun; sana inandı öLüm ...!
o efsunLu yağmurLu hercai gözLerinden uçan KeLebeKLeri mutLuLuK sanDı öLüm ...!
aKKor dudaKLarından ağı düştü içime yoLLarında yürüRKen sanKi insandı öLüm ...!
Nefret ediyoRum maviden
Çünkü bana berabeR baKtığımız GöKyüzünü hatırLatıyoR ...!
NefRet ediyoRum beyazdan...!
ÇüNkü bana hayaLini KuRduğum GeLinLiğimi hatırLatıyoR ...!


2 days ago
deniz denizwrote:
 
Cuman Mübarek Olsun...

 

Ya RABBİ...!
Huzuruna ulaşan ve en güzeliyle kabul ettiğin dualar hürmetine; şu aciz, şu biçare şu günahkar dillerinde Sana yönelttiği duaları kabul buyur en güzeliyle.

Ya RABBİ...!
Huzuruna gelecek yüzümüz yok biliyoruz. Huzurunda yüzümüz karadan daha kara. Günahlar, isyanlar, maddiyat bizleri sarmakta. Huzuruna geldik olmayan yüzümüzle.
Senden af diliyor, af dileniyoruz ya RABBİ...!

Eğer Sen bizleri affedersen ki; bu Senin şanındandır, şerefindendir.
Çünkü Sen Rahman ( Yarattığı bütün canlılara nimet veren )'sın.
Çünkü Sen Rahim ( Acıyıcı )'sin.
Çünkü Sen Settar ( Kullarının günahlarını çok örten, onları cezalandırmayan ve bağışı bol olan )'sın.
Çünkü Sen Gaffar ( Günahları tekrar tekrar, çokça bağışlayan ) 'sın!

Rahmetin, inayetin, şefkatin, bizlere ulaşırsa eğer; biz biz oluruz. Biz mesud oluruz. Biz kul oluruz.
Bütün acziyetimizle, bütün kusurumuzla, bütün niyazlarımızla, bütün dualarımızla kapındayız, kulunuz, köleniz. Diliyoruz rahmetini, dileniyoruz.!

Ya RABBİ...!
Ne olur kabul eyle kulluğuna
Ne olur boş çevirme bu aciz dillerin dualarını
Ne olur bizlere rahmetinle, merhametinle, inayetinle, şefkatinle muamele eyle...!

... AMİN ...

3 days ago
Zeynel akwrote:
 
 
Sıkıntılardan uzak huzurun gölgesinde geçireceğiniz günlerin
ömrünüze yayılması
Ömürlerinizin bereketli kazançlarınızın kârlı sevinçlerinizin
daim olması dileğiyle...
Cuma'nız Mübarek dualarınız kabul olsun.
Sevgiyle kalın sağlıkla nefes alın..
 
 
 
 
 SAĞLICAKLA KALIN...
ALLAHA EMANET OLUN...
CUMANIZ MÜBAREK OLSUN...
 
 
3 days ago

YAĞMURLARLA AĞLIYOR

yalnızlığına… Yokuşlarda yoruldu yüreği… Melal akşamlarda hüzün içiyor… Araf yollarda avare yürüyor yıllardır… İkilemlerle ilerliyor Kaf dağının ardındaki sevgiliye kavuşmak için…

Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…

Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…

Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…

Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”

Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…

Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…

Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…

Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”

Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.

Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine

“Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen”Hüseyin Eren

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usNAZLICAN FIRAT Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

YORUMLARIMDA ÇOK YARDIM ALDIĞIM  AHMED AK   ABİME  TEŞEKKÜR EDERİM.

Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.usCan Ahmedims.a.v.sayfasına gitmek için tıklayınızahmeds sayfasına gitmek için tıklayınız Image Hosted by ImageShack.usImage Hosted by ImageShack.us

4 days ago
deniz denizwrote:
Ya Rasulallah! Bugün seninle dertleşmek istiyorum, şu aciz ümmetini, şu
günahkâr ümmetini dinlermisin? Bugün sana gözyaşlarıyla derdimi, içimi
dökmek istiyorum. Kırık dökük de olsa, eksik ve yanlış da olsa, şu günahkâr
ümmetinin yüreğinden gelen sözleri dinlermisin?

Sen ki, şehidlerin sultanı, amcan Hz. Hamza'yı şehid eden vahşiyi bile
dinledin ve O insan bir vahşi iken seninle dertleştikten sonra, kalbinde
güller açarak bir yiğit, bir yıldız ve bir cennet varisi oldu. Hz. Vahşi
oldu, senin ümmetin oldu ya Rasulallah

işte bende, şu vahşileşen insanların arasından bir an sıyrılarak, Hz vahşi
gibi, Hz. Enes Bin malik gibi, Hz. Mus'ab Bin ümeyr gibi ve Hz. Ebu Hureyre
gibi dertleşmek istiyorum sevgili efendim. Ama O'nlar gibi olmamanın ve
olamamanın ezikliğini hissederek yine de sana seslenmek ve seninle
dertleşmek istiyorum, çağlar ötesi bir zamandan efendim…

Ey gül yüzünde gülücükler eksik olmayan sevgili efendim! Sana ilk önce şu
itirafımı yapmak istiyorum. Aklıma geldikçe yüreğimi ezen, beni gözyaşlarına
boğan, şu itirafımı yapmak istiyorum…

Ya Rasül, hani ümmetine seslenirken üzerine çıkıp mübarek ağzından
inciler döktüğün hurma kütüğü vardı ya, hani ümmetine yine bir gün
seslendiğinde bu hurma kütüğünün üstüne çıkmayıp Ashabı'nın yaptığı minberin
üstüne çıkınca, etrafa hıçkıra hıçkıra bir ağlama sesi yayılmıştı ya,
ağlamanın hiçbir insandan gelmediği anlaşılınca hurma kütüğünün yanına gidip
onun ağladığını, senden ayrı kalınca hıçkırıklara boğulduğunu görünce onu
mübarek ellerinle teselli etmiştin ya hani efendim.
işte ben, işte ben senden ayrı kaldığım o kadar zamana rağmen bir hurma
kütüğü kadar ağlamıyorum, ağlayamıyorum gözümün nuru, gönlümün sultanı
efendim.

şu ümmetin bir kütük kadar olamıyor ve ayrılığına yanıp kavrulmuyor
sultanım. Ne olur, ne olur efendim gel beni de teselli et, bir hurma kütüğü
gibi ağlamasam da, bir mağaranın önünde bekleyen KITMiR gibi sadık olamasam
da ve senden ayrılacağını anlayan bir deve kadar içim yanmıyorsa da, ne olur
Ya Rasül ben seni görmeden sevdim, çağlar ötesi zamandan "KARDEşLERiM"
hitabına "buyur canımın canı, buyur anamı-babamı ve her şeyimi yoluna feda
ettiğim canım efendim" diyerek sana iman ettim gönlümün sultanı.

Sana layık ümmet olmasam da, sana KITMiR gibi sadık kalmasam da, sana bir
örümcek kadar hasretinle yanmasam da ve seni gördüğünde heyecandan ufacık
kalbi yerinden çıkacakmış gibi atan bir güvercinin yüreği kadar yüreğim
tertemiz olmasa da, gel ne olur, rüya da olsa bile gel, gel de şu günah
çukuruna batmış ümmetini teselli et
..
4 days ago
deniz denizwrote:
SELÂM EY HAMMAL-I NEFİS
Selam Ey Hammal-ı Nefis!
Selam ki, belki şu an en muhtaç olduğun şeydir “selâmet”.
Vaktâ ki yapıp ettiklerini bilirsin. Ve zaman zaman davetsiz misafir olur da gelir çöreklenir yüreğine, an be an yeniden yaşatır o amellerinin ızdıraplı konukluğunu. İkram edeceğin tek tesellin Rahmet-i İlahi’dir. O da senin tasarrufunda değil, ancak dualarındaki çırpınışlarına mukabil verilecek lütuftadır...
Görüyorsun ki iyilik göklerden geliyor... Fenalıkları yapan sensin ve özünde menfiyat olmayan arz, bunu kabullenemeyerek sana iade ediyor ve yükün belini çatırdattığı zaman da tevbelerin feryat feryat semaya yükseliyor...
Sema rahmet makamıdır, oradan iyilikten başka şey istenmez ve beklenmez. Senin günahlarına orada da bir memleket bulunmaz, ancak biriktirilir, ta ki günün birinde sana iade edilmek için muhafazadadır. Elbette yoktan var eden Kudreti Sonsuz, varlık dahi olamayan cürümlerini yok sayabilecek merhametin kaynağıdır. Fakaaat; hesaplaşma anına kadar sen yapıp ettiklerini yok sayabilecek misin?.. Bir sineğin kanadını dahi yaratamayan ey insan! Allah’ın ve meleklerin şahitlik ettiklerini “yapmadım” diyebilecek misin?
Sakın nefsin kendini temize çıkarmaya çalışmasın? Onun kendini savunacak mazeretleri her zaman vardır. Peki sen ey gafil! Rabbinin sana düşman olarak bildirdiği nefis ve şeytanına karşı hangi silahla kendini korudun ve savundun?.. Onlar açıktan üzerine yürürken, sen zırhını dostlarına karşı mı giyindin?.. Mazluma zulmedenlere buğzederken, nefsinin bedenine ve ruhuna zulmetmesine rıza mı gösterdin?.. Hayır işlemek adına ona buna nasihat ettin de kendini mi unuttun?.. Geçici dünya işlerinin yorgunluğundan şekva ettin de, bitmeyecek bir azabın şiddetinden emin mi oldun?..
.........
Her gün bakıp durduğun gökyüzünü görmüyor musun bir aydınlık bir karanlık oluyor? Gündüzün çalışıp kazanma vaktinde Rabbin, harcanan emeğin bir temsilini güneş olarak gösteriyor ve bütün kâinatı aydınlatıyor. Hatta hizmetten önce peşin nimetler ihsan eden Rabbin, daha mesâiler başlamadan gönderiyor sabahın nurunu ve seher vaktinde indiriliyor rızıklar. Sonrasında; çoklarının istirahatte ve uykuda olduğunda karanlık kaplıyor göğü. İşte, feryatlarınla göğe attığın cürümlerinin yansıması olan karanlığı da Settar olan Rabbin herkesin uyuduğu vakitte gösteriyor...
Geceyi tefekkür edebilen kul, karanlıkta hiçliğini, yokluğunu ve amellerinin karanlığını idrak edebildiğinde, seher vaktine değin istiğfarlarının şiddeti belki de o sabahı celbediyor. Yani arınmaya dair ümitlerine bir cevaptır belki de doğan güneş. Öyle ya! O Merhamet Membaı… gözyaşını önüne, uykuyu da arkasına bırakanlara lütfundan ve fazlından bir müjde veriyor...
Ey hatırladığını unutan ve unuttuğunu hatırlamayan kalbin emanetçisi!
Şimdi ağla! Şimdi kahırlan kendine ve hep mutluluk anına sakladığın gözyaşlarını çağır ve dök amel defterinin üstüne! Unutacaksan şimdi unut her şeyi. Ve hatırlayacaksan şimdi tek bir şeyi hatırla! Seni yaratan, seni öldüren, seni dirilten ve sana tek merhamet edebilecek olan Rabbini hatırla ve diğer her ne varsa şimdi sonsuza dek unut!...
el aciz alıntı...
6 days ago
deniz denizwrote:
ÇÖLE İNEN NUR’DAN Sofra… Etrafında Allah Rasullerinin dizildiği sofra… Ve bu sofrada başköşe… Sen! İnsanın hakikati… Sır…Kâinatın en çetin sırrı… Bir de misilsiz insan ki, onun hakikatinde, mahlûk, artık, son haddine ulaşır. Onun hakikatinde, mahluk tükenir, fakat Allah başlamaz. O da sen! Yaradan…Ve O'nun en güzel eseri…Zâtiyle tek olan Yaratıcı’nın koskoca insan ehrâmında ve en yüksek noktada halkettiği insan.. Sen! Evet, Sen! Senin bana inandırdığın ve seni bana inandıran Allah, öz dilinle hitap etmiş ve Sana demişti ki: “Sen olmasaydın, sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!” Sana, işte bu Allah kelâmının sonsuz kılavuzluğu içinde inanıyorum! Sana inanmış, inanmakta ve inanacak olanlar, deniz kıyılarında kum misâli… Ben de bu hudutsuz yığında bir kum tanesiyim. Sana inanan herkes, göz alabildiğine geniş bir sed üzerinden eşsiz bir manzara seyreder gibi, Seni, oldukları yerden, yerlerinin görmek ve bilmekte verdiği imkanların gözlüğünden seyrediyor. Bense Allah’a hamd ediyorum ki, seni, o kum tanesine, uzun zaman çilesini çektiğim birtakım idrak mahremiyetlerinin “Yakın”a açılmış yakıcı penceresinden gösterdi. Keşke sahiden, topuğunu bir kere öpebilmiş bir kum tanesi olsaydım!... Evet!... Ben Seni, Allah’ın yalnız habercisi ve ana yola çağırıcı Rasûlü olarak değil; boşluğu ve yıldızları, zamanı ve mekanı, mesafeleri ve istikametleri, canlı ve cansız maddeleri ve maddesiz her şeyiyle bütün kainatı, bu en güzel eser etrafında halkalanması ve onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olması için yarattığına inanıyorum! Sen; var oluşunun şerefine, Allah’ın topyekün varlığı hediye ettiği ilk ve son Varlık Nuru! Ben bir Şairim… San’ata, yalnız Allah’ı aramak, O’nun mahrem ülkesi meçhuller aleminin karanlıkları içinde rüyalardan daha zengin fener alayları tertiplemek ve eşyanın takındığı duvakları birer birer kaldırmak gayesini biçtiğim gün, sanki boynumda “mutlak hakikat”ten bir kement sezer gibi oldum. Bu kement beni çekti ve Senin önünde durdurdu. - Kapı burasıdır, başka her kapı kapalı! Vakta ki, böyle oldu, Sen benim her şeyim oldun. Ey, bütün mucizeleri içinde en hayran olduğum mucizesi diye, ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemiş olmasını gösterebileceğim mahzun Peygamber!.. Ey, Allah’ın Kur’an’da has ismiyle ve nida edatıyla bir kerecik bile hitap etmediği haya ve edep kaynağı!.. Ey tek katresinin hacminde bir umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bir kâinat yüzen Kevser Havuzu’nun sahibi!.. Ey ufuk; insanoğlunun ufku!.. Sen de bizim gibi insansın! Sen bir derece daha fazlası olmayan bir insansın da, biz senden ek*** olduğumuz kadar insanlığa uzak insanlarız. Öyleyse hangi manasıyla olursa olsun, seni tekrarlamak, aldığımız nefesleri tekrarlamaktan bin kat daha aziz…Zaten Sensiz ve Senden habersiz alınan nefes, varlığın değil, yokluğun soluğu… Ne kürenin devri, ne rakkasın köşe kapmacası, ne ağacın giyinip soyunması, ne de tek nokta etrafında sayısız noktanın, her biri o noktaya müsavi mesafelerde sıralanışındaki yusyuvarlak devam ahengi, mücerret vazife sırrı bakımından, senin tekrarlanışındaki hikmeti şekillendirebilir. Ben, Senin esirinim! Ve benim için hürriyetin son kemal haddi, hakikate esarettir. İnsan olarak, hürriyetini bulmak isteyen, hakikate esir olsun! Ve Sen benim için bizzat hakikatsin! Nihayet varılmaz olan Sana, en çok yaklaşmanın, görülmez olan Seni en aydınlık görmenin biricik usulü, şu noktada toplanıyor: Tepeden inme aşk yıldırımları altında büsbütün meflûç, büsbütün kör hale gelmek ve ondan sonra her vücut zerresine bir çift kanat ve bir çift göz hediye eden bir hafiflik ve kolaylıkla uçmak ve görmek. Aklın son kertesini temsil eden melek “Sidretü’l Münteha”da Sana demedi mi? - Buradan ileriye yol yoktur! Geçersem yanarım! - Ya buradan ileriye nasıl geçilir? - Aşkla!.. Ve Sen uçtun ve ilâhî visalin en mahrem bucağına ulaştın. Senin ulaşılmaz olan Allah’a yine O’nun izniyle ulaşmandaki usulledir ki, biz Sana, ulaşılmaz olan Sana ulaşmaya çabalayabiliriz. Sana yaklaşmanın biricik şartı bu!.. Bu bakımdan Sen, yeryüzünün her noktasında, belli başlı noktalardan doğan güneş kadar sabit ve mutlaksın. Fakat yine Sen, herkesin kendi ruh menşurundan aksettireceği her ân yeni ve değişik pırıltılarla da, muvâzi aynalar arasındaki mum gibi sonsuz ve hudutsuzsun!.. Sen, Sen, Sen; eskimeyen biricik yeni ve solmayan biricik renk! Sen; verâların verâsının, verâ ihtimalini bile çıldırtıcı nihai verâsındaki sır hazinesi anahtarını taşıyan en büyük esrar çözücüsü!.. Senin esrar alemin içinde kendisini büsbütün kaybetmekten, yani en büyük sanatkârlığın ne demek olduğunu göstermekten başka gayesi olmayan bu sanat çilekeşinin duasını kabul etmesi için, Sana “Sevgilim!” diyen Allah’a yalvar!.. Sen; Allah’ın iradesiyle, bütün insanlığın şefaat tacını taşıyan ve kabul edenleri ve etmeyenleri bir arada, bütün beşeriyet, ümmet topluluğu tahtında oturan!.. Senden şefaat dilenen biçareler arasında en sefil dilenci, Abdulbâki Fazıl oğlu Ahmet Necib’e şefaat et!.. Necip Fazıl KISAKÜREK
Nov. 2
deniz denizwrote:
—Efendimiz(SallAllah u aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

Dünyanızdan bana üç şey sevdirildi: güzel koku, helal nisa (kadın), gözüm nuru olan namaz

—Hz. Ebubekir (r.a) ise bana üç şey sevdirildi ya rasulullah: senin yüzüne bakmak

Kızımın Rasulullah’ın zevcesi olması, senin yolunda mal harcamak

—Hz. Ömer (r.a) bana üç şey sevdirildi. İyilikle emretmek, kötülükten nehyetmek eski kaftan giymek

—Hz. Osman(r.a) Dünyada bana üç şey sevdirildi. Aç doyurmak, kuran okumak, çıplak giydirmek

—Hz. Ali (r.a) bende dünyadan üç şeyi sevdim: misafire hizmet etmek, yaz gününde oruç tutmak, düşmana kılıç vurmak

—İbni Abbas (r.a): Bana da üş şey sevdirildi: mahlûkattan uzlet, Allah ile ünsiyet, Allah’a tövbekâr olmak

—Hz. Hasan (r.a): Bana da üç şey sevimli geldi: geceleri namaz kılmak, sözün doğrusunu söylemek, hastaları ziyaret etmek

—Hz. Hüseyin (r.a): Ben üç şeyi sevdim: Allah’a. Muhabbet, Allah için fukaraya şefkat, Allah yolunda şahadet

—Hz. Hamza (r.a) Bana da üç şey sevimli gelir: Ahde vefa, emaneti eda, cemaate devam

—Hz. Ayşe bana sevimli gelen üç şey: ana babaya ikram, helal kazanç, haramdan sakınmak

—Hz. Fatıma ise: yetimlere şefkat, komşuya ihsan, fakir ve zayıflara merhamet

Mikail (as): ağlayan göz, zikreden lisan, titreyen kalb

—İsrafil (as):ilmiyle amil âlim, sabırlı zahid, acize yardım

—Azrail (as): Allah’a tevekkül, Allah’ın kaderine rıza, Allah’ın emrine itaat

—Cebrail (as):delalette olanları hidayet etmeyi, Allah itaatkâr olan gariplerle ünsiyet etmeyi, darlık içinde olan ailelere yardım etmeyi

—Cenab-ı Rabbul Âlemin hazretleri buyurdu: sıkıntıları kaldırmak, günahları mağfiret etmek, ayıplan setretmek


PEKİ YA BİZİM EN SEVDİĞİMİZ ÜÇ ŞEY DENİLSE ?
Nov. 1
deniz denizwrote:

Terkedildiği İçin
Sızıntı

 



İyi aileler olma yolunda gayret sarf ediniz. Ceht gösteriniz. Çocuklarınıza sahip çıkınız. Bir ağacı tımar edip ehemmiyet verdiğiniz kadar çocuğunuza ehemmiyet veriniz. Unutmayınız, tımar edilmeyen ağaç kuruduğu gibi bakılmayan çocuk da yozlaşır, bodurlaşır. Semere verirseniz yaşarsınız. Ağaç kurursa meyve vermez. İnsan ise meyve vermediği zaman kurur. İnsan öyle bir ağaçtır ki semalara doğru ser çekmiş yerin dibine doğru dal budak salmış, ama meyve vermezse kurur gider. Ağacın tersinedir. Çocuklarınız sizin köke bağlı meyveleriniz olursa siz kurumayan ağaçlar, meyve veren ağaçlar olacaksınız.

Oct. 31
ÇAĞRIwrote:
 
 
 
YILMAK YOK
İNADINA YARDIM
İNADINA BOYKOT

Oct. 30

CUMAMIZ MÜBAREK OLSUN.ALLAH

YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN

"Sen Mevlâ'yı seven de Mevlâ seni sevmez mi?

Rızasına iven de Hak rızasın vermez mi?

Sen Hakk'ın kapısında canlar feda eylesen,

Emrince hizmet etsen Allah ecrin vermez mi?"

Evet, "Sen gönülden bir kerecik 'Yâ Resûlallah' deyiversen, O "Ümmetim!.." deyip imdadına koşmaz mı?"

Image Hosted by ImageShack.us

Oct. 30
deniz denizwrote:
Cuman mübarek olsun...
Dualarda yer alabilmek duasıyla...
              
Bugün Cuma..
varlığın bayramı bugün.
Seni varedenin ,seni severek var kıldığını haykırıyor ezanlar.
Alışverişi kes."canını ve malını güzel bir alışverişle satın almak"istediğini söyleyen Rabbinin kutsiler pazarına koş.
Gürültüyü kes.secdenin sükunetine at özlemlerini.
Bugün Cuma...
Dünyadan ümidini kes...
ALLAH İÇİN SEVMEK ALLAH İÇİN NEFRET ETMEK İYİLĞİ TAVSİYE ETMEK KÖTÜLÜKTEN MEN ETMEK HAŞA ZULUM ETMEZ KULUNA HÜDASI İNSANIN ÇEKTİĞİ KENDİ CEZASI..!
Oct. 30

ZAP SUYU  

Karanlık gecede kara sudan,Zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm.
Alın yazımızda vatan ve bayrak,şehitlik yazılmış,
En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Olaki pendürek ağıdı,cudi,kabar türkülerinde Muabbeti bulurum bir zaman,
Şahadet aslanlarının savaşında.
Ölümsüzlük,şehitlik,bayrak hilalinde can veren kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende çıktık dağların başına,
Karanlık gecede,el uzattık hilale,Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türkülerinde selamettik yar diyarına,Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman,Kürşat baskınlarında,
şahadetime destur verilirken,Tekbir-i ilahi ki bayrağındaki iman,
Vatan olası gönül neylerim,neylerim,sensiz acep?
Seninle gezerim ŞAVŞATI KARS'ı,Seninle inerim bingölden VAN'a
MUŞ'tan el ederim ADIYAMAN'A.En deli sevdaları yaşarım,pusuya geçerken
Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.Divanesi olduğum anadoluyu gezerken,

NASİBİM BİR KURŞUN OLUPTA,
DÜŞERSEM TOPRAĞA,
EĞER,EĞER,EĞER TOPRAĞIM AÇMIŞSA BAĞRINI,
DAMLA,DAMLA DÜŞÜYORSA TOPRAĞA KAN,
BAYRAKLARA SARILIYORSA TABUTLAR,
ANALAR,ANALAR AĞLIYORSA...
İLGİNÇ EVLERİNİN ARDI SIRA,
GELİNLER,GELİNLER YAS TUTUYORSA
YAZIKLAR OLSUN BU DÜŞMANA!!!!!!!

Oct. 29
deniz denizwrote:
\

SAHİP ÇIKALIM


Yok edelim birlikte el ele gönül gönüle,
Ülkemizdeki yoksulluğu,yolsuzluğu,işsizliği
Gelir dağılımında ki adaletsizliği
Şiddetten koruyalım,
Geleceğimizin güvencesi gençliği
Çelikten duvar olalım,
yapılan haksızlığa,sömürüye,talana
Tavır koyalım,
ülkemizi sömürgeleştirme çabalarına
Sahip çıkalım bu güzel vatana

Vatanseverleri hain ilan edenler
ülkemizi parçalayıp,
Egemenliğimize toprağımıza göz dikenler
Dağdakileri düz ovada görmek isteyenler
Hakkını arayanlara zulüm edenler
Satışlarda kamu malını peşkeş çekenler
Dik duralım ,duyarlı olalım vatanseverler

Geleceğimiz,
Tehlike sınırını aşmış bulunmaktadır
İlerde bu durum,
Tehdit olarak karşımıza çıkacaktır
Sahip çıkalım,
Cumhuriyetimizin temel değerlerine,
Atatürk’ün ilke ve devrimlerine
Engeller karşısında,
Milletce tek vucut olalım,
Laik,çağdaş cumhuriyetimizi,
Sonsuza dek yaşatalım
Atatürk’çü Düşünceyi,
çağdaş uygarlık yolunda ışığımız yapalım
Sahip çıkalım...

CUMHURİYET BAYRAMINIZ

KUTLU OLSUN...

Oct. 29
 
BiR TANE ELMA SENiN iCiN Blink iYi AKSAMLAR DiLERiMRød rose
 
Oct. 28
GunaydIn demek yok mu? :)))

 

Salih bir zatın hanımı, efendisinin ölmek üzere
olduğunu görünce ağlamaya başladı. Hanımına "Niçin
ağlıyorsun?" diye sordu. O da, "Senin için" deyince,
"Sen kendine ağla, ben 40 yıldır bugün için ağlıyorum"
buyurdu. İbrahim Ziyad, "Ölü için sessiz ağlanabilir.
Ama en iyisi, kendi akıbetini düşünüp ağlamaktır"
buyurdu.

SELAM  ARKADAŞIM.GÜZEL BİR GÜN

GEÇİRMEN DİLEĞİYLE.

SELAM VE DUA İLE...

 

 

Oct. 28
deniz denizwrote:

Keyfine göre yaşa

Allahü teâlâdan başka, yaratılan her mahluk, her diri ölecek, ölümün tadını tadacaktır. Çünkü ölüm, haktır ve hiçbir kimse ölümden kurtulamaz. Ölüm, ahiret kapılarından bir kapıdır. Bu kapıdan geçmeyen Allahü teâlâya kavuşamaz. Enbiya suresinin 35. ve Ankebut suresinin 57. âyet-i kerimelerinde mealen; (Her canlı, ölümün tadını tadacaktır!) buyuruldu.

Bunun için, her insan ölecektir ve ölümden kurtuluş da yoktur. Hadis-i şerifte; (Ömrü uzun, ibadetleri de çok olana müjdeler olsun!) buyuruldu.

Dostu dosta ölümle kavuşturuyorlar. Bu sebeple Allahü teâlânın aşıkları, ölümü düşünerek teselli buluyor, üzüntüleri azalıyor. Ankebut suresinin 5. âyetinde mealen; (Allahü teâlâya kavuşmak isteyenler! Biliniz ki, Allahü teâlâya kavuşmak zamanı herhalde gelecektir) buyuruldu.

Peygamber efendimiz altı yaşlarında iken annesi ile beraber Medine’den Mekke’ye dönüyorlardı. Ebva denilen yerde, hazret-i Amine hastalandı ve kendinden geçmişti. Peygamber efendimiz ise annesinin başı ucundan ayrılmıyordu. Bir müddet sonra hazret-i Amine kendine gelince oğlu Muhammed aleyhisselamın mübarek yüzüne bakarak, şu mealde beyitler okudu:

“Yaşayan herkes ölecektir. Yeni olan her şey eskiyecektir. Eğer ben ölürsem gam yemem. Adım alemde daima anılır. Çünkü, böyle pak ve mübarek bir evlat yadigar bıraktım.”

Lokman Hakim hazretleri oğluna hitaben buyurur ki:
“Ey oğul! Ateş gelirken ondan nasıl emin olunur? Dünyadan ayrılmak muhakkak iken, ona nasıl meyledilir? Ölüm nasıl akıldan çıkar? Onun geleceğinden asla şüphe edilmez. Uyuduğun gibi öleceksin. Ey oğlum! İnsanın üç şeyi vardır: Ruhunu Azrail aleyhisselam alır. Hayır veya şer ne ise; ameli kendisine kalır. Bedenini de kurtlar yer ve toprak çürütür.”

Ömer bin Abdülaziz hazretleri, bir cuma hutbesinde; “Ey insanlar! Kalblerinizi düzeltirseniz, dışınız da iyi olur ve azalarınız, gözünüz, kulağınız, elleriniz, ayaklarınız, hayır işler, Allahü teâlânın beğendiği şeylerle meşgul olur. Ahiretiniz için salih ameller işlerseniz, dünyanızı da korumuş olursunuz. Hazret-i Adem’den itibaren, kendisine kadar bütün dedeleri ölüp gitmiş olan herkes, bir gün ölecektir” buyurmuştur.

Abdüla’la Kureyşi hazretleri; “Hiçbir fert yoktur ki, ölüm meleği günde iki defa kapısını çalmasın” buyurmaktadır.

Bir gün Peygamber efendimiz ölüm halindeki bir kimseyi ziyaret eder ve;
- Kendini nasıl buluyorsun? diye sorarlar. O kimse;

- Kendimi korku ile ümit arasında görüyorum cevabını verir. Bunun üzerine Resulullah efendimiz;

- Allahü teâlâ bir kalbde korku ve ümidi bir arada bulundurmaz. Eğer bir kimsenin kalbinde korku ve ümidi bir arada bulundurursa, onu ümit ettiklerine kavuşturur, korktuklarından da emin eyler buyururlar.

Gaziantep’te yetişen velilerinden Derviş Hacı Efendi, sevenlerine sık sık şöyle buyururmuş:
“Ölüm bilinmeyen bir şeydir. Gelmeden görünmez, gelince de aman vermez. Ölüm seferine çıkanın bir daha geri dönmesine imkan yoktur. Bu yalan dünya nice defalar dolup boşalmıştır. Ölüm nice anaların yavrusunu almış, nice babaların boynunu bükmüş, nice yavruları anasız, babasız koymuştur. Herkes birbirinin öldüğünü, gül benzinin kara toprakta solduğunu görür. Bununla beraber dünyaya bağlanmaktan vazgeçmez, dünya derdini çeker, dünya işine dalar. Fakat nihayet yaptığını bırakıp gider. Böyle olduğu halde kimse aklını başına toplayıp yalancı dünyanın halini anlayamamakta ve bu yolculuğa hazırlanmamaktadır.”

Netice olarak insan, istediği gibi yaşasa da, yaşamasa da, bir gün elbette ölecek ve istediği, arzu ettiği şeyleri toplasa da, toplamasa da, bunlardan bir gün ayrılacaktır. İmam-ı Gazali hazretlerinin buyurduğu gibi:
“Keyfine göre yaşa! Fakat bu yaşaman uzun sürmeyecek, bir gün elbette öleceksin. Gece gündüz düşündüğün, sımsıkı sarıldığın lezzetlerden elbette ayrılacaksın. Dünyanın nesini seversen sev, hepsine veda edeceksin! Elinden geleni yap! Fakat unutma ki, her yaptığının hesabını vereceksin!”
Oct. 28
deniz denizwrote:
DESİNLER DİYE YAŞAYANLAR!
Şu insan denilen iki cinsiyet
Bazen şey (Bilinmeyen)tan ile kurar ünsiyet
Namus,şeref,edep,haya,haysiyet
Ne bulursa harcar desinler diye


Kimi var öyle bir süsler ki sözü
allah derkenn bile reklamda gözü
Kırk yılda bir kollar iki öksüzü
Ne cömert bir insan desinler diye


Kimi iffetini koyar masaya
Sattıkça doldurur çelik kasaya
Bir maymuncuk bulur hertür yasağa
Ne akıllı insan desinler diye


Kimi yaşlandıkça isyankar olur
Yılda bir çareyi neşterde bulur
Altmışlık cildini gerdirip durur
Hala güzel kadın desinler diye

Kimi var modanın dümen suyunda
Teşhir hastalığı vardır huyunda
Kimlik arar durur etek boyunda
Ne modern bir erkek desinler diye


Kimi var kaynasa pişmez bir asır
Fikir firasetten beyninde kısır
Pazular gelişmiş,el ayak nasır
Ne bıçkın bir erkek desinler diye


Kimisi asalet kokuyor kanı
Düğününde ister devlet başkanı
kenndi boş doldurmuş lakin cüzdanı
Ne zengin bir insan desinler diye


Kimi şöhret yapar ilim vesile
allah rızasını düşşünmez bile
Tepeden bakar ki cümle cahile
Ne alim bir insan desinler diye


Kimi gönül vermiş güya ilime
Beyni muhaliftir aklı selime
Ezberlemiş bir kaç yaban kelime(kelam)
Ne kültürlü insan desinler diye


Kimi kıyameti almaz nazara
Razı olmaz taştan normal mezara
Mermer ısmarlatır türlü pazara
Ne büyük adammış desinler diye.

Sen yaptığın her şey (Bilinmeyen)i desinler için yaparsın; bir gün ( Zaman Belli Edilmemiş) cehenneme de girersin ve arkandan yine bir şey (Bilinmeyen)ler derler...Ama ''ne Kötü (kem) adammış'' derler
Oct. 27
deniz denizwrote:
BiLki ALLAH (c.c) BiLiyor... ! Denemekten , Çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kırıldığında, Bil Ki.... . Allah Ne Kadar Uğrastığını Görüyor... Kalbin Taş Kesilecek Kadar Ağladığında.. Bil Ki.... . Allah Döktüğün Gözyaşlarını Sayıyor... Hayatın Durduğunu, Zamanın Aleyhi ne işlediğini Düşündüğünde Bil Ki.... . Allah Seni izliyor... Hayallerin Yıkılmış, Umudun Kalmamış Ve Kendi Kendin e Neden Böyle Diye Soruyorsan Bil Ki.... . Allah Cevabını Biliyor... Hiç Neden Yokken içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiğinde, Bil Ki.... . Allah Sana Fısıldıyor.. Bütün işlerin Yolunda Gidiyor Ve Teşekkür Etmek için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa, Bil Ki.... . Allah Seni Kolluyor... Bütün Kalbin le Dilediğin şey Sonunda Gerçek Olduysa, Bil Ki.... . Allah Sana Gülümsüyor... Nerede Olursa n ol, Ne Düşünürsen Düşün, Ne Yaparsan Yap, Bil Ki.... . Allah Biliyor..
Oct. 26
deniz denizwrote:
Tövbe etmek farzdır
Mısır evliyâsından “Osman Şirvânî” hazretleri, bir sohbetinde; - Her günahı yaptıktan sonra tövbe etmek farzdır, buyurdu.
Ve ekledi:
- Her günahın tövbesi kabul olur. Ancak şartlarına uygun olması lâzımdır.
Sordular:
- Şartları nedir ki efendim?
- Gönülden pişman olmak ve bir daha yapmamaya karar vermektir. Tövbenin kabul edileceğinde değil, şartlarına uygun olmasında şüphe etmelidir.
Şöyle devam etti:
- Allahü teâlânın gadabı, günahlar içinde gizlidir. Küçük gibi görünen bir günah, Allahü teâlâyı gadaba getirebilir.
Ve misal verdi:
- Meselâ “Şeytan”, ikiyüz bin sene ibadet etmişti ve meleklere hocalık yapıyordu.
- Evet efendim.
- Ama kibredip Âdem aleyhisselâma karşı secde etmediği için, ebediyyen mel’ûn oldu.

Kâbil de îmansız gitti
Sordular:
- Başka misal var mı hocam?
- Elbette. Âdem aleyhisselâmın oğlu “Kabil” de, bir adam öldürdüğü için îmansız gitti dünyadan.
- Başka efendim?
- Yine Mûsâ aleyhisselâm zamanında “Bel’âm bin Bâûrâ” adında biri vardı ki, “İsm-i âzam”ı biliyor ve her duâsı kabul oluyordu.
- Evet hocam.
- İlmi o kadar çoktu ki, sözlerini yazıp istifâde etmek için, ikibin kişi kağıt kalemle yanında hazır bulunurdu.
- O da mı helak oldu yoksa?
- Elbette. Bir harama meylettiği için îmansız gitti. Başka misal vereyim mi?
- İyi olur efendim.

Yer altına sokuldu
- “Kârûn”, Mûsâ aleyhisselâmın akrabâsıydı. O kadar zengin olmuştu ki, hazînelerinin anahtarlarını kırk katır taşırdı.
- Öyle mii?
- Evet. Bu da birkaç kuruş zekât vermediği için, bütün malıyla birlikte yer altına sokuldu. Bir de “Sa’lebe” var.
- O nasıl hocam?
- Bu da Sahâbe arasında çok ibâdet eder, câmiden çıkmazdı.
- Evet efendim.
- Bir kere sözünde durmadığı için sahâbî olamadı ve îmansız gitti
Oct. 26
deniz denizwrote:
DUA DOSTLUĞU NEDİR BİLİRMİSİN............



DUA DOSTLUĞU YÜREKTİR.........

YÜREĞİN GÜZELLİĞİDİR..........

YÜREĞİN BERRAKLIĞIDIR.........

ÇIKARSIZDIR..........

MENFAAT ARAMAZ DUA DOSTLUĞU..........

SENDE UMUDUNUN TÜKENDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSAN........


KOŞ DOSTUM KOŞŞ..........


SANA BİR DUA EDEN OLSUN...


SEN BİRİNE DUA ET..

BİLMEZSİN HANGİ KIRIK GÖNLÜN DUASIDIR......


KARANLIKLARI AYDINLATAN....


SANA UMMADIK KAPILAR AÇAN....


BİLMEZSİN KİMİN İÇİN ETTİĞİN DUADIR.......


SENİ BÖYLE AYAKTA TUTAN.......


Oct. 25
deniz denizwrote:
HİÇBİR ANNENİN HAKKI ÖDENMEZ,HERKESİN ANNESİ BİR TANEDİR.SEVGİ-SAYGI VE HÜRMET İNSANİYETİNİZİN GÖSTERGESİDİR!!!!!!!!
 
SEN DE Mİ BENİ UNUTTUN BEY ?
 
 
 
 
Son günlerde, bir surat, bir surat ki gelinde,
Çayımı bile yarım dolduruyor bey.
Allah'tan kulaklarım ağır işitiyor da
Duymuyorum ne! söylediğini
Ama yine de hissediyorum bey;
Beni bu evde galiba istemiyor artık
Hey gidi günler heeey.
Oğlunu bilirsin, vur kafasına al lokmayı
İki ara bir derede ne yapsın ana bu atsa atılmaz, satsa satılmaz.
Bana artık gizli gizli sarılıyor bey...
Dün akşam uyurken öptü beni biliyor musun?
Nasıl ağırıma gitti nasıl
Artık akide şekeri de getirmiyor.
Hani dişlerim yok ya, güya yerken garip sesler çıkarıyormuşum da
Çocuklar iğreniyormuş benden.
Yok,vallahi yalan bey, hiç yapar mıyım ben öyle şey?
Gelin çocuklara masal anlatmamı da yasakladı
Üstelik seninle konuşuyormuşum diye duvardaki resmini biryere sakladı
Olsun,
koynumdaki resminden haberi bile yok!
Yine de beddua edemem bey,
Oğlumun karısı, torunlarımın anası o.
Geçenlerde üst komşular geldi,
Ne konuştuklarını duymayayım diye kapıyı üstüme kilitledi.
Duym! adım, duymadım, lakin hissettim.
Düşkünler evine yatıracaklarmış önümüzdeki ay beni
Ne yalan söyleyeyim epey ağırıma gitti, epey,
Ha, sen ne diyorsun bey?
Hani bir görünsen oğluna, ne de olsa babasısın,
Seni dinler.
Bu odada oturur, vallahi hiç dışarı çıkmam.
Akide şekeri de istemem.
Masal da anlatmam artık çocuklara
Ne olur ayırmasınlar beni bu evden
Yaşayamam nefes bile alamam
Sana ait anılardan uzak ne yaparım ben, ne yaparım?
Şu camın pervazında hayalin durur, çekmecelerde el izin.
Bastonun hala duvarda asılı.
İstemiyorlar beni artık, istemiyorlar hasılı.
Hey gidi günler hey
Hani diyorum bir çağırsan
Yoksa, yoksa sendemi unuttun be! ni bey
Sendemi unuttun beni bey?

Not; Birgün yaşlanacağımızı unutmayalım. Ve büyüklerimize bu sözleri söyletecek davranışlarda bulunmayalım.
Oct. 25